وَرَفَعْنَا لَكَ ذِكْرَكَۜ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
İnşirâh Sûresi, 4. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: itibar, peygamberin şanı, şanı yüceltme, inşirah 4, inşirah suresi, inşirah suresi 4. ayet, zikir
-
"Ve senin şanını yüceltmedik mi?"
Şanının yüceltilmesi mümkündür ki bütün insanların iman etmiş olabilmeleri için ona inanmalarının gerekmesidir. Öyle ki hiçbir kimse peygambere iman ve taati olmaksızın Allah Teâlâ'ya iman, O'nun birliğini tasdik etmek, O'na itaatte bulunma ve ibadet etme konumuna erişemez. Bu meyanda Allah Teâlâ meâlen şöyle buyurmuştur: "Resûlullah'a itaat eden Allah'a itaat etmiş olur"; "Hayır, Rabb'ine andolsun ki, aralarında çıkan anlaşmazlıkta seni hakem kılıp sonra da verdiğin hükümden içlerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın onu kabullenmedikçe ve boyun eğip teslim olmadıkça iman etmiş olmazlar".
Onun şanının yüceltilmesinden maksadın Allah'ın anıldığı her yerde kendisinin adının da anılmasının gerekli olması da olabilir. Allah Teâlâ öyle düzenlemiştir ki ezanda, kamet getirmede, namazda tahiyyatta otururken ve konuşmaların başında vb. onun adının da kendi adıyla birlikte anılmasını emretmiştir. En doğrusunu Allah bilir. Bize göre birinci yorum daha isabetli ve daha değerlidir.
Şu da mümkündür: Peygamberin şanının yüceltilmesi, adını Allah'ın adına izafetle anmasıdır. Resûlullah, Nebiyyullah diye andı da risâlet ve nübüvvet olmaksızın onu sadece kendi adıyla Muhammed diye anmadı. Şöyle buyurdu: "O, Allah'ın elçisi Muhammed'dir"; "Ey peygamber! Rabb'inden sana indirileni tebliğ et!"; "Ey peygamber! Allah'ın sana helâl yaptığını niçin kendine haram ediyorsun?" Ve benzeri. Bu makama uygun olan, kardeşleri (diğer nebiler) arasından yalnızca Hz. Muhammed idi. Çünkü Allah Teâlâ, nadiren onların isimlerini kendi ismine izafe ederdi. Ve nadiren onların isimlerini kendi ismi ile yan yana kullanırdı, aksine onları kendi adları ile anardı. Şu ilâhi beyanlarda belirtildiği gibi: "İsmail'i, Elyesa'ı ve Zülkifl'i de an. Hepsi de iyi kimselerdir"; "İsmail, Elyesa', Yûnus ve Lût'u da (hidayete erdirdik). Hepsini âlemlere üstün kıldık". Ve benzeri diğer ilâhi beyanlarda olduğu gibi.
Yahut şanının yüceltilmesi, onu bütün insanlık nazarında ulu ve şerefli bir konuma yükseltmesi yoluyladır. Öyle ki onu küçümseyen (istihfaf) hem dünyada hem âhirette kaybeder.
Yorumu Yorumla
-
Refanâ (رَفَعْنَا)
İbn Fâris, "r-f-a" kökünün temel manasının bir şeyi aşağıdan yukarıya doğru kaldırmak, yüceltmek ve bir nesneyi bulunduğu yerden daha yüksek bir konuma getirmek olduğunu belirtir. Bu kökün, hem somut bir yükseltmeyi hem de soyut bir mertebe artışını içerdiğini vurgular. Râgıb el-İsfahânî, "ref" kavramının Kur'an'da bazen cisimlerin yukarı kaldırılması, bazen de makam ve şerefin yüceltilmesi için kullanıldığını ifade eder; bu ayette ise Hz. Peygamber’in hem dünyevi hem de uluhiyet katındaki itibarının, adının ve şanının en üst dereceye çıkarılmasının kastedildiğini savunur. Toshihiko Izutsu, kelimenin semantik açıdan bir tür "ontolojik statü yükseltmesi" olduğunu, Allah'ın kendi otoritesini kullanarak elçisinin ismini beşeri sınırların ötesinde bir kutsiyet ve tanınmışlık alanına taşıdığını belirtir. Aisha Abdurrahman (Bintü’ş-Şâtı), bu fiilin "vada'nâ" (indirdik) fiiliyle olan karşıtlığına dikkat çekerek, ağır bir yükten kurtulmanın (inşirah) doğal sonucunun bir yükseliş (ref) olduğunu, ayetteki bu sıralamanın psikolojik bir rahatlama ve ardından gelen toplumsal başarıyı simgelediğini ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin tarihsel bağlamda Hz. Peygamber’e yönelik alay ve küçümsemelere bir cevap niteliği taşıdığını, onun adının kıyamete kadar her ezanda ve ibadette Allah’ın adıyla birlikte anılarak yüceltilmesini anlattığını savunur. Prof. Dr. Sadık Kılıç, "ref" eyleminin sadece tarihsel bir övgü değil, Peygamber’in temsil ettiği hakikatin evrensel düzeyde kabul görmesi ve üstün gelmesi manasını taşıdığını dile getirir.
Zikrake (ذِكْرَكَ)
İbn Fâris, "z-k-r" kökünün "unutmanın zıddı olan hatırlama" ve "bir kişinin insanlar arasındaki iyi şöhreti, şerefi" şeklinde iki ana eksende toplandığını belirtir. Ayetteki anlamın doğrudan doğruya "namın ve şerefin yayılması" olduğunu ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, "zikr"in bazen insanın zihnindeki bir bilgiyi koruması, bazen de bu bilgiyi diliyle ifade etmesi anlamına geldiğini; Allah'ın, Resulü'nün zikrini yüceltmesinin ise onun tebliğ ettiği hakikatin ve bizzat kendi şahsiyetinin unutulmaktan korunup sürekli anılır hale getirilmesi demek olduğunu savunur. Toshihiko Izutsu, "zikr" kavramının Kur’an’da merkezi bir öneme sahip olduğunu, burada ise Peygamber’in toplumsal ve dini kimliğinin meşruiyetinin en yüksek seviyede tescillendiğini vurgular. Angelika Neuwirth, kelimenin litürjik bir işlevi olduğunu, Hz. Peygamber’in adının ilahi vahy ile ayrılmaz bir bütün haline gelerek kutsal bir anılma (commemoration) nesnesine dönüştüğünü belirtir. Gabriel Said Reynolds, kelimenin arka planında yer alan "hatırlanma" vurgusunun, peygamberlik silsilesi içindeki diğer elçilere verilen sözlerle paralellik gösterdiğini ve Allah’ın elçisini mahzun bırakmayacağına dair bir vaat içerdiğini ifade eder. Prof. Dr. Hidayet Aydar, "zikr"in burada "şeref" manasında olduğunu, ayetin "Senin şanını yüceltmedik mi?" şeklinde anlaşılarak Peygamber’in beşer üstü bir saygınlığa ulaştırılmasını anlattığını dile getirir.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla