Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

İnşirâh Sûresi, 3. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    İnşirâh Sûresi, 3. Ayet

    اَلَّـذ۪ٓي اَنْقَضَ ظَهْرَكَۙ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Elleżî enkada zahrak(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      2-3. "Belini büken yükünü üzerinden kaldırmadık mı?"

      Belini büken yükünü üzerinden kaldırmadık mı? Yükün ve günahın kaldırılması muhatap başkası -ki ümmettir- olsa da bu başlangıçta söz konusudur. Eğer hitap peygambere yönelik ise o takdirde iş kolaydır. Eğer hitap müştereken hem peygambere ve hem de ümmete yönelik ise o takdirde de yoruma ihtiyaç vardır.

      [Birincisi:] Belini büken yükünü üzerinden kaldırmadık mı? Tefsircilerin tamamı şöyle dediler: Onun hakkında yükün ve günahın gerçekleşmesi halinde. Şu İlâhî beyanlarda olduğu gibi: ‘'Senin geçmiş gelecek bütün günahını Allah’ın bağışlaması için...”; “Kendi günahın için, erkek kadın müminler için Allah’tan af dile”. Dediler ki: Hz. Peygamber hakkında yük ve günahtan söz etti, sonra onu ondan kaldırdı. Ancak bu çok uygunsuz bir yorumdur. Çünkü biz şöyle diyoruz: Yükünü üzerinden kaldırmadık mı? Âyetin metninde geçen “vizr” (وِزْر) yük ve ağırlık demektir. Sanki şöyle demiş oluyor: Biz sana yüklenilen nübüvvet yükü ve sana yüklenmiş olan sair görevleri hafifletmiş bulunuyoruz. Eğer biz o yükü hafifletmeseydik o zaman o yük belini bükerdi, sana çok ağır gelirdi. En doğrusunu Allah bilir.

      İkincisi: Yükün konulmasının başlangıcında. Yani Allah en başta seni korudu ve muhafazası altına aldı. Eğer O’nun seni koruması olmasaydı o takdirde sana ağır yükler ve günahlar binerdi. Tıpkı şu İlâhî beyanda olduğu gibi: “Seni hidâyete erdirmeseydi seni sapmış bulurdu”. Çünkü o sapmışlardan oluşan bir toplum içindeydi. Ne var ki Allah onu hidâyete erdirdi bu sayede onu sapmış bir halde bulmadı. Aynı şekilde yükün kaldırılması da en başta önleyici bir fonksiyonun icra edilmesi demektir. Bu, şu İlâhî beyanda belirtilen husus gibidir: “Sizi karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için O size rahmetiyle lütufta bulunuyor, melekleri de dua ediyor”. Yani onları oraya girmekten korudu, yoksa oradaydılar da çıkarıldılar anlamında değildir. Maksat girişin ilkin imkânsız hale getirilmesidir. “Ağırlığın indirilmesi” ifadesinden kasıt da aynısıdır; günahın işlenmesine imkân vermemektir. “Enkada zahrake” (أَنْقَضَ ظَهْرَكَ) cümlesi sırtına ağır yük bindi, anlamındadır.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Enkada (أَنْقَضَ)

        İbn Fâris, "n-k-d" kökünün temel olarak bir şeyin sağlamlığını yitirmesi, parçalanması veya bir yapının çökmesi anlamlarına geldiğini belirtir. Özellikle ağır bir yükün altında ezilen bir cisimden veya devenin kemiklerinden çıkan çatırtı sesini (inkad) ifade etmek için kullanıldığını vurgular. Râgıb el-İsfahânî, "nakd" kökünün örülmüş veya inşa edilmiş bir şeyi söküp dağıtmak olduğunu, buradaki kullanımın ise sırt kemiklerinin duyulacak şekilde ses çıkarmasını sağlayan aşırı ağırlığı tasvir ettiğini savunur. Toshihiko Izutsu, kelimenin Arapça semantik alanında "fiziksel bir baskının sese dönüşmesi" anlamını taşıdığını ve Hz. Peygamber'in risalet yükü altında hissettiği ontolojik ağırlığı betimlediğini ifade eder. Arthur Jeffery, kelimenin eski Sami dillerindeki paralel kullanımlarına dikkat çekerek, bu ifadenin bir yükün dayanılmaz boyutlara ulaşmasını anlatan güçlü bir metafor olduğunu belirtir. Aisha Abdurrahman (Bintü’ş-Şâtı), "vizr" (yük) kelimesiyle "zahr" (sırt) arasındaki ilişkiyi kuran bu fiilin, ilahi vahyin insan fıtratı üzerindeki sarsıcı ve dönüştürücü etkisini işitsel bir imgeyle sunduğunu dile getirir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, fiilin Hz. Peygamber’in ruh dünyasındaki daralmayı ve sorumluluk bilincinin getirdiği ezici hissi anlatmak için seçildiğini vurgular.

        Zahreke (ظَهْرَكَ)

        İbn Fâris, "z-h-r" kökünün bir şeyin üstü, dış yüzeyi ve destek noktası anlamına geldiğini belirtir. İnsan bedeninde sırtın, karın (batın) kısmının zıddı olarak gücün ve dayanıklılığın merkezi olduğunu ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, "zahr" kelimesinin yükün bindirildiği yer olması sebebiyle hem gerçek hem de mecazi anlamda "taşıma kapasitesi" ve "yardım" anlamlarını karşıladığını söyler. Christoph Luxenberg, kelimenin semitik kökenlerine dair yaptığı analizlerde "sırt" kavramının aynı zamanda birinin dayanağı ve koruyucusu anlamlarını da barındırdığını, burada ise muhatabın tüm varlığıyla üstlendiği görevine işaret ettiğini savunur. Prof. Dr. Sadık Kılıç, kelimenin "zuhur" (belirmek) köküyle ilişkili olduğunu, insanın eylemlerini ve yüklerini en belirgin şekilde yansıtan vücut bölgesinin sırt olduğunu belirtir. Prof. Dr. Hidayet Aydar, buradaki "sırt" ifadesinin Hz. Peygamber’in sadece bedensel değil, ruhsal mukavemetini ve davayı omuzlama gücünü temsil eden merkezi bir kavram olduğunu ifade eder.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X