اَلَمْ نَشْرَحْ لَكَ صَدْرَكَۙ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
İnşirâh Sûresi, 1. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: ferahlık, göğsün açılması, ilahi lütuf, inşirah suresi 1. ayet, inşirah 1, inşirah suresi
-
"Senin kalbini açıp genişletmedik mi?"
Senin kalbini açıp genişletmedik mi? Bu, Allah Teâlâ’dan resûlüne (a.s.) yapılan bir hitap olmaktadır. Allah ona hitap etti ve şöyle buyurdu: Senin kalbini açıp genişletmedik mi? Duhâ sûresindeki hitap Allah’ın dışında birinden Hz. Peygambere (a.s.) yönelik idi. Orada Cibril (a.s.) hitap etmiş ve Allah’ın peygamberi üzerindeki nimetlerini hatırlatmak üzere seslenmiş ve ona olan nimetlerini belirtmişti. Görmez misin ki orada “Rabb’in seni bırakmadı” demiş, kendisine nispetle biz “seni bırakmadık” dememişti. Duhâ sûresindeki hitabın gıyaben Allah Teâlâ’ya ait olması da mümkündür. Meselâ bir yönetici, kendisini kastederek “Müminlerin emîri şöyle söylüyor...” diyebilmektedir.
Senin kalbini açıp genişletmedik mi? Yorumu hakkında ihtilaf edilmiştir: Kimisi onun kalbini İslâm’a açtı demişlerdir. Tıpkı şu İlâhî beyanda olduğu gibi: “Allah kimin gönlünü İslâm’a açmışsa o, Rabb’inden gelen bir aydınlık içinde olmaz mı?”. Allah Teâlâ kimin kalbini İslâm’a açmışsa onun Rabb’inden bir nur üzere olduğunu bildirdi. “Şerh” (شَرْح), denildiğine göre yumuşatmak, genişletmek ve açmak demektir. Yani senin göğsünü genişletip, açmadık mı, İslâm’a yatkın hale getirmedik mi?
Rivayet edildiğine göre bu sûre indiği zaman şöyle denildi: “Yâ Resûlallah! Bunun bir alâmeti var mı?” “Evet var! Şu aldatıcı yurttan uzak durmak, ebedî olan yurda yönelmek, gelmeden önce ölüm için hazırlık yapmak”. Ancak bu, Hz. Peygamber'e (a.s.) hakkında hakikat yoluyla bilinir ve onda yakînî bir şekilde zâhir olur. Diğerleri hakkında ise şu aldatıcı yurttan uzak duruşa ve ebedî olan yurda yönelme yaklaşık olarak ve zannı galiple bilinir. Çünkü Hz. Peygamber (a.s.) için âhiret ve halleri sanki gözle görülen, duyularla algılanan işler gibidir. Diğer bütün resûller ve nebîler için de durum aynıdır. Peygamberlerin dışındakilere gelince onlar bu konuma ulaşamazlar. Bu, peygamberlerin rüyalarının baş gözü ile görmek mesabesindedir, denilmesi gibidir. Yani onların rüyaları kesin bilgi ifade eder, diğerlerinin rüyası ise böyle değildir. Bazıları şöyle dediler: Allah onun göğsünü açtı; çünkü cinlere ve insanlara, bütün gayretleri kendilerine muhalefet edeni yok etmek ve Allah'a kullukta bulunanları kulluktan koparmak olan firavunlara ve zorbalara risâletin tebliği ile emrolununca kalbi daraldı ve kendisine çok ağır geldi. Bunun üzerine Allah Teâlâ onun göğsünü açtı ve genişletti de bu sayede üzerine binen yükün ağırlığı hafifledi. Bu Ebû Bekir el-Esamm'ın görüşüdür. Ancak o şöyle diyor: O bunu âyetler ve hüccetlerle yaptı ve kendisi gerçekleştirdi. Biz diyoruz ki hayır, aksine bu, Allah'tan bir lütuf olarak gerçekleşti. Öyle ki kendi üzerine düşen ve kendisine emredilen görevi eksiksiz ifa etti. Ancak o (Mûtezilî) aşılı görüşünü benimsediğinden dolayı lütuf ile ve özel olarak seçilmiş olması sebebiyle oldu demiyor.
Göğsünün genişletilmesi ve açılmasından maksadın, şu ilâhî beyanda belirtilen hususun olması da mümkündür: "Sen elbette üstün bir ahlâka sahipsin". Onun ahlâkı hassasiyeti kendi gücünü ve kapasitesini aşıyordu. Hatta o kadar ki onların küfründen dolayı kendi kendini helâk edecek halde oluyordu, onlara olan şefkat ve rahmetinin gereği onların başına inecek olan azaptan dolayı kendisini kahrediyordu. Nitekim şu ilâhi beyanlarda buna işaret edilmektedir: "İman etmiyorlar diye neredeyse kendini helâk edeceksin!" "[Onların sözlerinden dolayı canın sıkılarak sana vahyedilen âyetlerin bir kısmının tebliğini terk edecek değilsin ya!" Ve benzeri âyetler. En doğrusunu Allah bilir ya bu, onun ne kadar üstün bir ahlâka sahip olduğunu ortaya koymaktadır. Allah Teâlâ onun göğsünü genişletti ve açtı ki ona söz konusu yük hafif gelsin. Allah Teâlâ meâlen şöyle buyurdu: "O halde onlar için üzülerek kendini helâk etme""; "Sakın onlardan yana üzülme!""; Hasan-ı Basrî, Senin kalbini açıp genişletmedik mi? sözü hakkında şöyle dedi: "Evet, onun kalbini açtı ve içini ilim ve hikmetle doldurdu”. Eğer hu beyan ve devamı Hz. Peygambere (a.s.) hitap ediyorsa -ki mâna ve murat olan da odur- o takdirde sûrenin tevili belirttiğimiz gibi işini kolaylaştırma, üzerindeki yükü ve emredildiği görevin ağırlığını hafifletme olacaktır.
Yorumu Yorumla
-
1-8: "Biz senin göğsünü genişletmedik mi? Belini çatırdatan yükünü indirmedik mi? Sonra, ismini yükseklere çıkarmadık mı? Öyle ise bilmiş ol ki güçlüğün yanında kolaylık var. Evet güçlüğün yanında, şüphesiz, kolaylık var. Onun için mücahedenin birini bitirince birine atıl. Bir de yalnız Tanrı'ndan iste."
ZORLUKTAN HEMEN SONRA KOLAYLIK
İnşirah Suresi ekseriyetin kavline göre Mekkîdir, Duha Sûresinin tetimmesidir, diyenler bile olmuştur.
Ma'lûmdur ki (şerh) açmak, genişletmek manâsınadır. Göğsün büyüklüğü, vücûdun kuvvetini gösterdiği için Araplarca pek makbul idi. Hakikat, geniş göğüs, kalb ile ciğerin rahat rahat işlemesini temin ederek vücudu kuvvetli tutar. Kavî ise kendisine hücum edenleri ezeceği için huzur içinde yaşar. O sebepten sadrın inşirâhı meserret, inbisat demek olur.
Resûlullah'ın ferahlaması, adının yücelmesi
Duha Sûresini tefsîr ederken söylediğimiz vechile aleyhissalâtu vesselâm Efendimiz kavmini dalâl içinde, küfür ve inat içinde gördükçe içi son derecelerde daralır; onları hangi yoldan irşad edeceğini düşünürdü. Cenab- Hak Nebiyy-i Muhteremine aramakta olduğu yolu vahy ile gösterince, kalbindeki sıkıntı birden bire feráha münkalib oldu, göğsü genişledi.
İkinci âyetteki (vizr) yani yük de maddî değil manevi yüktür. Ancak ruha verdiği eza hakîkî yükün vereceği yorgunluktan daha acıklı olduğu için, bu kadar şiddetli bir surette tasvir buyurulmuştur.
Evet; şirkin, vahşetin, cehâletin en såfil derekelerindeki bir kavmi; daha sonra diğer birçok milletleri tevhîde, insâniyete, irfána doğru çekip götüren; onları cehennem uçurumlarının kenarından alarak hayât-ı câvidânî sahasına çıkaran Resûl-i Ekrem'in göğsü ne kadar genişlemiş, arkasından ne dehşetli bir yük inmiş olacağı meydandadır.
Ref'-i zikirden murâd-1 ilâhî ise, şehadetlerde, ezanlarda, hutbelerde Kelâmullahın birçok yerlerinde Hazret-i Peygamber'in Allah ile birlikte anılmasıdır. Bir isim daha ne kadar yükselebilir?
İlâhî va'ad: Her zorluktan hemen sonra kolaylık var!
(إِنَّ مَعَ الْعُسْرِ يُسْرًا) kavl-i celîli Hâlık'ın ne büyük bir kanununa, ne kaťî bir düstûruna tercüman oluyor! Usrsüz yüsr olmayacak; lâkin usr'ün yanında mutlaka yüsr bulunacak. Zemahşerî diyor ki: "Ayet-i kerîmede (maa) kelimesi îrad buyurulmuş; zira yüsr, usre o kadar yakın ki: Adeta aralarında hiç fâsıla yok da ikisi beraber."
Bu âlem-i hayatta insanlar türlü türlü sıkıntılar çeker, türlü türlü musibetlere düşerler. Şâyed yes getirirlerse çalışmayı bırakacakları için mahvolup giderler; yok o sıkıntıdan kurtulmak, o felâketi yenmek için uğraşırlarsa sonunda muvaffak olurlar. İş himmeti büyük, azmi sağlam tutmakta, bir de yüsr'ü ele geçirmenin yolunu araya araya bulmaktadır.
Artık, yüsr, usr'ün yanı başındadır, hakikatini lisan- Hak'tan duyanlar için kemål-i itmînan ile çalışmaktan başka ne kalır? Allahın bu müeyyed tatmîni, Kur'an'ın bu müekked temîni beşeriyet için ne kıymetli bir tesliyettir!
Müslümanlığın ruhu: Çalışmak
Zaten tevfik-i Hak'tan ümidini kesmek; yese, kunûta düşmek haramdır. Saye, mücahedeye, azme sarılmak Müslümanlığın ruhudur.
وَالَّذِينَ جَاهَدُوا فِينَا لَنَهْدِيَنَّهُمْ سُبُلَنَا
لَا تَقْنَطُوا مِنْ رَحْمَةِ اللَّهِ
وَمَنْ يَقْنَطُ مِنْ رَحْمَةِ رَبِّهِ إِلَّا الضَّالُّونَ
... وَلَا تَايْتَسُوا مِنْ رَوْحِ اللَّهِ
gibi daha birçok emirler, nehiyler gözümüzün önünde dururken, yazıklar olsun ki biz o ruhtan uzaklaşmışız, gittikçe de uzaklaşıyoruz.
"Birini bitir, birine başla..."
Aleyhissalâtu vesselâm Efendimiz Allah tarafından gönderilmiş bir Peygamber iken, ne kadar şedâide, ne kadar mesâibe maruz kaldı! Ezalar, cefálar, tehditler, ölümler içinde tek başına nasıl uğraştı! Sonradan etrafına toplanan sahâbîlerinden de ne büyük fedakârlıklar görüldü! Lâkin o muvakkat usr ne sürekli bir yüsre inkılâb etti!
(فَإِذَا فَرَغْتَ فَانْصَبْ) Allahu Zülcelal Resûl-i Güzînine diyor ki: Madem usr'ün sonu yüsrdür; gerek kendine gerek ümmetine müfid olacak ibâdâtından, mücâhedatından birini bitirince diğerine atıl, bu uğurda yorul. Zira bu yorgunluk ayn-ı rahattır.
Yorumu Yorumla
-
Elem (أَلَمْ)
İbn Fâris, bu kelimenin aslen soru edatıyla birleşmiş bir yapı olduğunu belirtse de kök anlam itibarıyla "elem" (acı) kavramıyla olan sesteşliğine dikkat çeker; ancak buradaki kullanımın bir sorgulama ve takrir (onaylatma) amacı taşıdığını ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin başındaki "hemze"nin soru takriri olduğunu, "lem" edatı ile birleşerek geçmiş zamanda olumsuzluk bildirdiğini, ancak cümlenin bütününde "biz senin göğsünü açmadık mı?" sorusu üzerinden "elbette açtık" hakikatini pekiştirdiğini savunur. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin bağlam içinde muhatabı ikna ve tasdik makamında bir giriş işlevi gördüğünü, hitabın doğrudan Hz. Peygamber’in iç dünyasına yönelik bir hatırlatma olduğunu belirtir.
Neşrah (نَشْرَحْ)
İbn Fâris, "ş-r-h" kökünün temel anlamının bir şeyi açmak, genişletmek ve ortaya çıkarmak olduğunu belirtir; "şeraha’l-lahme" (eti dilimleyip açtı) örneğinde olduğu gibi bir kapalılığın giderilmesi manasına gelir. Râgıb el-İsfahânî, buradaki "şerh" kavramının fiziki bir yarılmadan ziyade, ilahi bir nurun kalbe girmesiyle oluşan manevi bir genişleme (şerh-i sadr) olduğunu, daralma ve sıkıntının zıddı olarak ferahlığı temsil ettiğini vurgular. Toshihiko Izutsu, kelimenin Kur’an’ın semantik yapısında "idrakin açılması" ve "vahyi kabule hazır hale gelme" süreciyle ilintili olduğunu, bireyin ontolojik bir daralmadan kurtulup ilahi mesajı kapsayacak bir genişliğe ulaşmasını ifade ettiğini savunur. Aisha Abdurrahman (Bintü’ş-Şâtı), bu kelimenin "sadr" kelimesiyle olan birlikteliğinin, Peygamber’in risalet yükü altındaki psikolojik durumunun teselli edilmesi ve ağır sorumluluğun getirdiği darlığın giderilmesi anlamında edebi bir incelik taşıdığını ifade eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, kelimenin kökenindeki "açma" eyleminin, bilginin ve hikmetin önündeki perdelerin kaldırılması suretiyle kalbin bir tür metafizik genişlemeye uğratılması anlamına geldiğini belirtir.
Sadreke (صَدْرَكَ)
İbn Fâris, "s-d-r" kökünün bir şeyin önü, başlangıcı ve en seçkin yeri anlamına geldiğini, insanın göğsüne de bedenin ön ve merkezi kısmı olduğu için bu ismin verildiğini söyler. Râgıb el-İsfahânî, "sadr"ın insanın duygu ve düşüncelerinin merkezi, iradesinin ve niyetinin mahalli olduğunu, "kalp" ile eş anlamlı kullanılmakla birlikte, dış etkilere ilk muhatap olan bölgeyi temsil ettiğini belirtir. Christoph Luxenberg, Süryanice kökenlerle kurduğu bağlamda bu kelimenin "akıl" veya "anlayış" merkezi olarak değerlendirilmesi gerektiğini, "göğüs" kelimesinin semitik dillerde çoğu zaman "zihin" ve "iç dünya" anlamlarını karşıladığını savunur. Gabriel Said Reynolds, kelimenin arka planında yer alan "açma" eylemiyle birleştiğinde, peygamberlik vizyonunun ve vahiyle gelen bilginin muhafaza edildiği sembolik bir kap olduğunu ifade eder. Prof. Dr. Hidayet Aydar, kelimenin etimolojik olarak "öne geçmek" ve "başta olmak" anlamlarından türediğini, insanın göğsünün de hem fizyolojik hem de sembolik olarak insanın özünü ve cesaretini temsil ettiğini dile getirir.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla