Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

İnşikak Sûresi, 23. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    İnşikak Sûresi, 23. Ayet

    وَاللّٰهُ اَعْلَمُ بِمَا يُوعُونَۘ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Va(A)llâhu a’lemu bimâ yû’ûn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      22. "İnkârcılar -tam aksine- gerçeği yalanlıyorlar."

      23. "Oysa içlerinde gizlediklerini Allah çok iyi bilmektedir."

      Bu İlâhî beyanın iki yoruma ihtimali vardır: Birincisi: Kâfirler Hz. Muhammed’in peygamberliğini inkâr ediyorlardı. Bu da onları Kur’ân’ı inkâr etmeye sevk ediyordu. Çünkü kâfirler Hz. Muhammed’in risâletini inkâr edince tabii olarak onun getirmiş olduğu haberleri de tasdik etmiyorlardı. Bu getirdiği haberlerde kâfirleri inkâr etmeye sevk edecek bilgiler olduğu için de değildi. Aksine Kur’ân, şâyet gerçek anlamda kafalarını kullansalar ve kendi özlerine karşı insaflı olabilselerdi, onları iman etmeye ve tasdike yöneltiyordu. Ya da mâna şöyledir: Kâfirler var ya işte onlar inkârcılardır. Onların küfrü inkâr, inkârları da küfür olmaktadır.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        A'lemu (أَعْلَمُ)

        İbn Fâris, bu kelimenin "a-l-m" kökünden türediğini, kökün asıl manasının bir şeyin hakikatini olduğu gibi kavramak, idrak etmek ve o şeye dair kesin bir iz/alamet bulmak olduğunu belirtir; ayetteki "a'lem" formunun (ism-i tafdil) bilginin en üst, aşılamaz ve mutlak derecesini ifade ettiğini, Allah'ın inkarcıların iç dünyasını kusursuzca bildiğini vurguladığını söyler. Râgıb el-İsfahânî, "ilm" kavramının bir nesnenin özünü ve mahiyetini kavramak anlamına geldiğini bildirir; buradaki yapının, Allah'ın bilgisinin sadece dışa vuran eylemlerle (yalanlama/tekzib) sınırlı kalmayıp, insanın kalbinde sakladığı en gizli niyetleri, sırları ve karanlık güdüleri de bütünüyle kuşattığına işaret ettiğini aktarır. Celaleddin el-Suyuti, lügat ve tefsir bağlamında bu kelimeyi "Allah, onların göğüslerinde sakladıkları küfrü ve düşmanlığı en iyi bilendir" şeklinde açıklar; buradaki üstünlük formunun, insanın kendi içselliğini gizleyebileceği yönündeki o sahte güveni yerle bir eden mutlak bir ilahi ihata (kuşatma) olduğunu belirtir. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın semantik yapısında "ilm" kökünün ilahi boyuttaki kullanımının, insanın sınırlı ve yüzeysel algısına karşı ontolojik bir meydan okuma içerdiğini, "a'lemu" vasfının insanın ne kadar uğraşırsa uğraşsın yaratıcısının o delici ve kuşatıcı nazarından hiçbir niyetini kaçıramayacağının teolojik teminatı olduğunu ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin Mekke dönemi retoriğindeki işlevine dikkat çekerek, bu ism-i tafdil (en iyi bilen) formunun, müşriklerin Kur'an'a ve peygambere karşı içlerinde büyüttükleri, kapalı kapılar ardında gizledikleri o sinsi düşmanlığın ilahi makamda tamamen şeffaf olduğunu etimolojik ve psikolojik bir ağırlıkla muhatabın yüzüne çarptığını söyler.

        Yû'ûn (يُوعُونَ)

        İbn Fâris, bu kelimenin "v-a-y" kökünden türediğini, asıl anlamının bir şeyi bir kabın veya muhafazanın içine koyup toplamak, biriktirmek ve saklamak olduğunu belirtir; "viâ" (kap/kılıf) kelimesinin de buradan geldiğini hatırlatarak, ayette insanın göğsünün (kalbinin) bir kap gibi tasavvur edilip, içine küfrü, kini ve yalanlamayı doldurmasını ifade ettiğini söyler. Râgıb el-İsfahânî, "viâ" kavramının eşyaların bozulmadan saklandığı kap ve sandıklar için kullanıldığını, buradaki eylemin mecazi bir anlam taşıdığını bildirir; inkarcıların hakikate karşı duydukları o şiddetli öfkeyi ve inkarı adeta bir kaba basarcasına kalplerinde biriktirdiklerini, kötülüğü içlerinde depoladıklarını aktarır. Celaleddin el-Suyuti, fiilin anlamsal çerçevesini "göğüslerinde gizledikleri ve kalplerinde toplayıp biriktirdikleri şeyler" olarak tanımlar; insanın inkarı sadece dilinde tutmayıp, onu ruhunun en derin noktasına özenle yerleştirip saklamasına yönelik lügat eksenli bir tespit yapar. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin edebi dokusunu ve barındırdığı metaforu analiz ederken, "v-a-y" kökündeki kap ve muhafaza vurgusunun insan psikolojisine dair sarsıcı bir resim çizdiğini; inkarcının kendi kalbini, hakikati reddeden karanlık düşüncelerle ve ilahi mesaja duyulan kinle tıka basa doldurulmuş zehirli bir kaba dönüştürdüğünü vurgular. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin kökündeki "biriktirme ve saklama" eyleminin, Mekke müşriklerinin Kur'an karşısındaki tavrını etimolojik olarak ifşa ettiğini, onların bu inkarı anlık bir tepkiyle değil, sistematik bir biçimde içlerinde biriktirip beslediklerini, ancak o karanlık "kapların" içinin Allah'ın mutlak bilgisi (a'lem) karşısında tamamen açık olduğunu ifade eder.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X