Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

İnşikak Sûresi, 22. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    İnşikak Sûresi, 22. Ayet

    بَلِ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا يُكَذِّبُونَۘ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Beli-lleżîne keferû yukeżżibûn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      22. "İnkârcılar -tam aksine- gerçeği yalanlıyorlar."

      23. "Oysa içlerinde gizlediklerini Allah çok iyi bilmektedir."

      Bu İlâhî beyanın iki yoruma ihtimali vardır: Birincisi: Kâfirler Hz. Muhammed’in peygamberliğini inkâr ediyorlardı. Bu da onları Kur’ân’ı inkâr etmeye sevk ediyordu. Çünkü kâfirler Hz. Muhammed’in risâletini inkâr edince tabii olarak onun getirmiş olduğu haberleri de tasdik etmiyorlardı. Bu getirdiği haberlerde kâfirleri inkâr etmeye sevk edecek bilgiler olduğu için de değildi. Aksine Kur’ân, şâyet gerçek anlamda kafalarını kullansalar ve kendi özlerine karşı insaflı olabilselerdi, onları iman etmeye ve tasdike yöneltiyordu. Ya da mâna şöyledir: Kâfirler var ya işte onlar inkârcılardır. Onların küfrü inkâr, inkârları da küfür olmaktadır.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Keferû (كَفَرُوا)

        İbn Fâris, bu kelimenin "k-f-r" kökünden türediğini, kökün temel ve asıl manasının bir şeyi örtmek, gizlemek ve saklamak olduğunu belirtir; tohumu toprağın altına gizlediği için çiftçiye de "kâfir" dendiğini hatırlatarak, bağlam içerisinde bu kelimenin Allah'ın varlığını, birliğini ve ahiret gününe dair o sarsıcı hakikatleri bilerek ve isteyerek örtbas etme eylemini ifade ettiğini söyler. Râgıb el-İsfahânî, "küfr" kavramının nimetin üzerini örtmek (nankörlük) veya imanın üzerini örtmek şeklinde iki boyutu bulunduğunu, burada ahiret sahnelerine ve okunan Kur'an'a karşı sergilenen inkarcı tutumun, apaçık delillerin üzerini inatla örtmek anlamına geldiğini aktarır. Celaleddin el-Suyuti, fiilin lügat ve tefsir çerçevesindeki manasını, tevhidin ve ahiret inancının reddedilmesi olarak açıklar; önceki ayette geçen Kur'an'a secde etmeme durumunun temelinde yatan bu "hakikati örtme" hastalığına dikkat çeker. Arthur Jeffery, kelimenin köken bilimsel olarak ortak Sami dil ailesinde yer aldığını, Süryanicedeki "kfar" (inkar etmek, reddetmek) ve İbranicedeki "kipper" (örtmek, kefaret) kelimeleriyle etimolojik akrabalığı bulunduğunu, Kur'an'ın bu kadim kökü İslami vahiy ortamında spesifik bir teolojik inkar terimi olarak yeniden inşa ettiğini belirtir. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın semantik haritasında "küfür" eyleminin imanın ve şükrün tam zıddı kutbunda yer aldığını, kelimenin pasif bir bilgisizlikten (cehalet) ziyade, insanın kibrinden dolayı ilahi ayetlere karşı sergilediği aktif, bilinçli ve nankörce bir örtbas etme, hakikate gözlerini kapatma tavrını resmettiğini ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin Mekke ortamındaki kullanımına dikkat çekerek, buradaki eylemin basit bir inançsızlık değil, müşriklerin kendi sosyolojik ve ekonomik düzenlerini korumak adına Kur'an'ın getirdiği mutlak hakikati taammüden (kasten) örtmeleri ve bu gerçeği kabileci bir inatla reddetmeleri olduğunu etimolojik bir vurguyla söyler.

        Yukezzibûn (يُكَذِّبُونَ)

        İbn Fâris, bu kelimenin "k-z-b" kökünden türediğini, asıl anlamının doğrunun ve gerçeğin zıddı olarak yalan söylemek, gerçeğe aykırı beyanda bulunmak olduğunu belirtir; kelimenin buradaki "tef'il" kalıbındaki (tekzib) kullanımının, birisine veya bir şeye yalan isnat etmek, onu yalancılıkla suçlamak manasına geldiğini ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, "kizb" kavramının gerçeğe uymayan söz olduğunu, "tekzib" eyleminin ise Allah'ın ayetlerini, peygamberin tebliğini ve ahiret gününün gerçekliğini sistemli bir biçimde asılsız ilan etmek, bu hakikatleri birer yalan silsilesi olarak yaftalamak anlamına geldiğini aktarır. Celaleddin el-Suyuti, fiilin geniş/şimdiki zaman kipiyle (muzari) kullanılmasını tefsir bağlamında değerlendirerek, inkarcıların Kur'an'ı ve ölümden sonra dirilişi yalanlama işini anlık bir tepki olarak değil, sürekli, inatçı ve kesintisiz bir eylem halinde sürdürdüklerini belirtir. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin edebi dokusunu ve morfolojik yapısını analiz ederken, fiildeki süreklilik vurgusunun (yukezzibûn), inkarcı insan psikolojisinin hakikat karşısındaki tükenmez direnişini resmettiğini; okunan Kur'an'ın o haşmetli hitabına teslim olmak yerine onu yalanlayarak savuşturmaya çalışmanın, kibrin doğurduğu kaçınılmaz bir savunma mekanizması olduğunu vurgular. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın anlamsal evreninde "tekzib" kavramının "küfr" (örtme) eyleminin dışa vurulmuş, sosyalleşmiş ve eyleme dönüşmüş hali olduğunu, içsel bir inkarın dilde ve toplum hayatında ilahi mesajı geçersiz kılma, onu uydurma bir metin düzeyine indirme çabası olarak belirdiğini ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin bağlam içindeki ağırlığına değinerek, Mekke müşriklerinin Kur'an'ın o sarsıcı kozmik delillerine ve edebi mucizesine karşı rasyonel bir argüman üretemediklerini, bunun yerine en ilkel ama en doğrudan yöntem olan "kategorik yalanlama" (tekzib) silahına sarıldıklarını ve fiilin formunun bu çaresiz ama sürekli karalama kampanyasını etimolojik olarak ifşa ettiğini söyler.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X