Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

İnşikak Sûresi, 14. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    İnşikak Sûresi, 14. Ayet

    اِنَّهُ ظَنَّ اَنْ لَنْ يَحُورَۚۛ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    İnnehu zanne en len yehûr(a)

    Yorum

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      10. "Kime de kitabı arkasından verilirse"

      11. "'Eyvah!' diye bağıracak"

      12. "Ve alevli ateşe girecektir."

      13. "Şüphesiz o, (dünyada iken) yakınları arasında neşeliydi."

      14. "Zira o, hiçbir zaman Rabb'ine dönmeyeceğini sanırdı"

      Bu İlâhî beyan gösteriyor ki sözü edilen azabın onun başına gelmesi, ölümden sonra diriltileceğine dair kesin bir inancının bulunmaması, sade bir zannı olması yüzündendi. Aynı şekilde Allah Teâlâ iki grup arasında vâd ve vaîdini taksim etmiş ve vaîdini hak edenlerin yalancılar olduğunu sûrenin sonunda beyan etmiştir. Burada vaîdi belirtip bu vaîdi hak edenlerin de âhiret hayatına yönelik sade bir zannı olan ve kesin bir inancı bulunmayan kimseler olduğunu beyan buyurmuştur. Allah Teâlâ meâlen şöyle buyurdu: “Günaha batanların varacakları yer ise ateştir. Oradan her çıkmak istediklerinde oraya geri çevrilirler ve kendilerine şöyle denilir: “İnkâr ettiğiniz cehennem azabını tadın!” Burada gerekçenin inkâr etmek olduğunu beyan etmiştir. Bu konuda Allah Teâlâ meâlen şöyle buyurdu: “Ateş yüzlerine vuracak, orada dudakları çekilmiş, dişleri görünür bir halde bulunacaklar. Size âyetlerim okunurdu da onları yalanlardınız değil mi?”

      Böylece ebedî olan vaîdin özellikle âhireti inkâr edenler hakkında olduğu bilinmesini istedi. Bu âyette ehl-i kebâirin ebedî olarak cehennemde kalacaklarını iddia eden Mûtezile’nin görüşlerinin de reddi vardır.​

      Yorum

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Zanne (ظَنَّ)

        İbn Fâris, bu kelimenin "z-n-n" kökünden geldiğini, bu kökün biri kesinlik ve bilgi (yakîn), diğeri ise şüphe ve tereddüt (şek) olmak üzere iki temel anlama işaret ettiğini belirtir; ayetteki bağlamında kelimenin şüpheden ziyade, kişinin ahirete dönmeyeceğine dair içinde beslediği o yanlış ama kendince kesinleşmiş inancı, kof bir kanaati ifade ettiğini söyler. Râgıb el-İsfahânî, "zan" kavramının emarelere ve ipuçlarına dayanarak zihinde oluşan bir inanç olduğunu, bu emareler güçlüyse bilgiye (ilm), zayıfsa vehme yaklaştığını belirterek; buradaki kullanımıyla suçlu kişinin hesap gününe dair elindeki cılız ve yanlış vehimleri kendisine mutlak bir doğruymuş gibi kabul etmesini, ahireti inkar yönünde sarsılmaz bir kuruntuya kapılmasını aktarır. Celaleddin el-Suyuti, lügat ve tefsir verileri ışığında bu fiili "kesin olarak inandı ve öyle hesap etti" şeklinde açıklar; kafirin kalbindeki bu zannın, hiçbir şekilde diriltilmeyeceği ve Rabbine döndürülmeyeceği yönündeki karanlık ve değişmez bir kabul olduğunu belirtir. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın anlamsal çerçevesi içinde kelimeyi değerlendirirken, "zan" eyleminin ilahi vahiyden ve hakikatten kopuk insan aklının kendi kendine ürettiği sahte bir gerçeklik algısını temsil ettiğini, kişinin dünyadaki şımarıklığının altında yatan temel psikolojik sapmanın bu temelsiz inanç olduğunu ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin edebi ve psikolojik boyutuna dikkat çekerek, buradaki eylemin anlık bir düşünceden ziyade, kişinin bütün bir dünya hayatını üzerine inşa ettiği kibirli bir felsefeyi, hiçbir zaman hesaba çekilmeyeceği yönündeki o pervasız ve konforlu varsayımı anlattığını söyler.

        Yahûr (يَحُورَ)

        İbn Fâris, bu kelimenin "h-v-r" kökünden türediğini, kökün asıl manasının bir şeye dönmek, eski haline rücu etmek ve bir durumdan başka bir duruma çevrilmek olduğunu belirtir; ayette "asla dönmeyecek" şeklinde olumsuz bir yapıyla kullanılarak kişinin hesap vermek üzere yaratıcısının huzuruna geri götürülmeyi şiddetle reddetmesini ifade ettiğini aktarır. Râgıb el-İsfahânî, "havr" kavramının bir şeyin çıkış noktasına veya aslına geri dönmesi anlamına geldiğini bildirir; insanın yaratılış serüveninde topraktan gelip tekrar aslına dönmesini ve nihayetinde yargılanmak üzere diriltilmesini kapsayan bu mutlak dönüş yasasını, suçlu kişinin kibirle reddedişinin etimolojik bir yansıması olduğunu ifade eder. Celaleddin el-Suyuti, fiilin anlamsal çerçevesini doğrudan ölümden sonra diriliş bağlamında "geri dönmek" olarak tanımlar ve kişinin yok olduktan sonra yeniden var edilip Rabbine hesap vereceği gerçeğini inkar etmesini anlattığını belirtir. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin edebi dokusunu analiz ederken, "h-v-r" kökündeki dönüş ve devinim anlamının önüne gelen kesin olumsuzluk edatıyla birlikte, insanın varoluşsal yolculuğunu dünyada sonlandırma arzusunu, ahiret ufku olmayan kapalı ve bencil bir hayat tasavvurunu en çarpıcı şekilde resmettiğini vurgular. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın eskatolojik semantiğinde "dönüş" kavramının merkezi bir öneme sahip olduğunu, fiilin inkarı üzerinden insanın Tanrı'dan bağımsız, kendi kendine yeten bir varlık olduğu yönündeki o büyük yanılgının ve ahlaki çöküşün betimlendiğini söyler. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin bağlam içindeki kullanımının, insanın dünya hayatındaki geçici düzeninin hiçbir zaman bozulmayacağı ve ilahi bir mahkemeye sevk edilmeyeceği yönündeki o şımarık inancının temelini oluşturduğunu, "dönmeme" düşüncesinin bütün o dünyevi pervasızlığın ana meşrulaştırıcısı olduğunu ifade eder.

        Yorum

        İşleniyor...
        X