Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

İnşikak Sûresi, 12. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    İnşikak Sûresi, 12. Ayet

    وَيَصْلٰى سَع۪يراًۜ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Ve yaslâ se’îrâ(n)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      10. "Kime de kitabı arkasından verilirse"

      11. "'Eyvah!' diye bağıracak"

      12. "Ve alevli ateşe girecektir."

      13. "Şüphesiz o, (dünyada iken) yakınları arasında neşeliydi."

      14. "Zira o, hiçbir zaman Rabb'ine dönmeyeceğini sanırdı"

      Bu İlâhî beyan gösteriyor ki sözü edilen azabın onun başına gelmesi, ölümden sonra diriltileceğine dair kesin bir inancının bulunmaması, sade bir zannı olması yüzündendi. Aynı şekilde Allah Teâlâ iki grup arasında vâd ve vaîdini taksim etmiş ve vaîdini hak edenlerin yalancılar olduğunu sûrenin sonunda beyan etmiştir. Burada vaîdi belirtip bu vaîdi hak edenlerin de âhiret hayatına yönelik sade bir zannı olan ve kesin bir inancı bulunmayan kimseler olduğunu beyan buyurmuştur. Allah Teâlâ meâlen şöyle buyurdu: “Günaha batanların varacakları yer ise ateştir. Oradan her çıkmak istediklerinde oraya geri çevrilirler ve kendilerine şöyle denilir: “İnkâr ettiğiniz cehennem azabını tadın!” Burada gerekçenin inkâr etmek olduğunu beyan etmiştir. Bu konuda Allah Teâlâ meâlen şöyle buyurdu: “Ateş yüzlerine vuracak, orada dudakları çekilmiş, dişleri görünür bir halde bulunacaklar. Size âyetlerim okunurdu da onları yalanlardınız değil mi?”

      Böylece ebedî olan vaîdin özellikle âhireti inkâr edenler hakkında olduğu bilinmesini istedi. Bu âyette ehl-i kebâirin ebedî olarak cehennemde kalacaklarını iddia eden Mûtezile’nin görüşlerinin de reddi vardır.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Yaslâ (يَصْلَىٰ)

        İbn Fâris, kelimenin "s-l-y" kökünden türediğini, asıl anlamının ateşe girmek, ateşin sıcağına maruz kalmak ve yanmak olduğunu belirtir; ayetteki bağlamında kişinin cehennem ateşine atılmasını ve o dehşetli azabın içine doğrudan girmesini ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, "saly" kavramının ateşte kızarmak ve onun hararetiyle azap çekmek anlamına geldiğini, buradaki kullanımın kişinin dünyada hakikatten yüz çevirmesinin bir neticesi olarak o yakıcı ateşi bizzat boylaması ve ateşin azabını tatması manasını taşıdığını aktarır. Celaleddin el-Suyuti, fiilin anlamsal çerçevesini ateşe girmek ve onun şiddetli sıcaklığına katlanmak şeklinde açıklar; amel defterini arkasından alan kişinin kendi helakını diledikten hemen sonra bu alevli ateşe sürükleneceğini belirtir. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin edebi ve fonetik yapısındaki sertliğin, insanın o yakıcı ateşe girişindeki dehşeti yansıttığını, dünyadaki o sahte güven hissinin yerini mutlak bir ıstıraba bıraktığını ifade eder. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın eskatolojik kavramları içinde bu fiilin, inkar eden insanın nihai durağındaki ontolojik yanışı betimlediğini, bu girişin sıradan bir mekana değil, insanın varlığını bütünüyle kuşatan mutlak bir yıkım alanına doğru olduğunu belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin bağlam içinde kişinin ilahi adaletten kaçamayışının somut bir göstergesi olarak kullanıldığını, azabı çağıran o çaresiz feryadın ardından doğrudan o şiddetli ateşe yaslanma ve hararetine maruz kalma durumunun etimolojik bir vurguyla anlatıldığını söyler.

        Sa'îran (سَعِيرًا)

        İbn Fâris, bu kelimenin "s-a-r" kökünden geldiğini, temel anlamının ateşi tutuşturmak, alevlendirmek ve şiddetle yakmak olduğunu belirtir; "sa'îr" kelimesinin burada cehennemin en belirgin vasıflarından biri olarak kudurmuş ve alevleri göğe yükselen bir ateşi temsil ettiğini vurgular. Râgıb el-İsfahânî, "sa'r" masdarının ateşin hararetlenmesi ve harlanması anlamına geldiğini, ism-i fail veya ism-i mef'ul anlamındaki "sa'îr" formunun ise içindekileri yakıp kavurmak üzere özel olarak kızıştırılmış, doymak bilmeyen şiddetli cehennem ateşi olduğunu aktarır. Celaleddin el-Suyuti, lügat bağlamında bu ismi "şiddetle tutuşturulmuş, alevli ateş" olarak tanımlar ve kişinin gireceği mekanın durağan değil, adeta öfkeyle harlanan dinamik bir azap yurdu olduğunu belirtir. Toshihiko Izutsu, kelimenin Kur'an'ın semantik evreninde cehennemin salt fiziksel bir isimden ibaret olmadığını gösterdiğini, "sa'îr" vasfıyla onun sürekli alevlendirilen, kükreyen ve azabı kesintisiz artan organik bir yapı gibi resmedildiğini ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin kökündeki tutuşturma ve alevlendirme vurgusunun, suçlu kişinin dünyada inkarla geçirdiği hayatının ahirette böylesine harlanmış bir ateşle karşılanmasını simgelediğini, azabın büyüklüğünün "sa'îr" kelimesinin ihtiva ettiği bu yoğun yakıcılık ve harlanma potansiyeli üzerinden betimlendiğini söyler.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X