Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

İnşikak Sûresi, 10. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    İnşikak Sûresi, 10. Ayet

    وَاَمَّا مَنْ اُو۫تِيَ كِتَابَهُ وَرَٓاءَ ظَهْرِه۪ۙ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Ve emmâ men ûtiye kitâbehu ve râe zahrih(i)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      10. "Kime de kitabı arkasından verilirse"

      11. "'Eyvah!' diye bağıracak"

      12. "Ve alevli ateşe girecektir."

      13. "Şüphesiz o, (dünyada iken) yakınları arasında neşeliydi."

      14. "Zira o, hiçbir zaman Rabb'ine dönmeyeceğini sanırdı"

      Bu İlâhî beyan gösteriyor ki sözü edilen azabın onun başına gelmesi, ölümden sonra diriltileceğine dair kesin bir inancının bulunmaması, sade bir zannı olması yüzündendi. Aynı şekilde Allah Teâlâ iki grup arasında vâd ve vaîdini taksim etmiş ve vaîdini hak edenlerin yalancılar olduğunu sûrenin sonunda beyan etmiştir. Burada vaîdi belirtip bu vaîdi hak edenlerin de âhiret hayatına yönelik sade bir zannı olan ve kesin bir inancı bulunmayan kimseler olduğunu beyan buyurmuştur. Allah Teâlâ meâlen şöyle buyurdu: “Günaha batanların varacakları yer ise ateştir. Oradan her çıkmak istediklerinde oraya geri çevrilirler ve kendilerine şöyle denilir: “İnkâr ettiğiniz cehennem azabını tadın!” Burada gerekçenin inkâr etmek olduğunu beyan etmiştir. Bu konuda Allah Teâlâ meâlen şöyle buyurdu: “Ateş yüzlerine vuracak, orada dudakları çekilmiş, dişleri görünür bir halde bulunacaklar. Size âyetlerim okunurdu da onları yalanlardınız değil mi?”

      Böylece ebedî olan vaîdin özellikle âhireti inkâr edenler hakkında olduğu bilinmesini istedi. Bu âyette ehl-i kebâirin ebedî olarak cehennemde kalacaklarını iddia eden Mûtezile’nin görüşlerinin de reddi vardır.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Utiye (أُوتِيَ)

        İbn Fâris, bu kelimenin "e-t-y" kökünden türediğini, kökün temel anlamının "gelmek" ve "vermek" olduğunu belirtir; 10. ayetin bağlamında bu fiilin edilgen (meçhul) yapısı, amel defterinin kişiye iradesi dışında, ilahi bir hükmün icrası olarak teslim edilmesini ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, "ityân" kavramının bir şeyi getirmek anlamını taşıdığını, buradaki edilgen formun ise suçlu insanın mahşer meydanındaki kaçınılmaz ve zorunlu teslimiyetini, kendisine sunulan bu "verilme" eylemi karşısındaki çaresizliğini yansıttığını aktarır. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın eskatolojik semantiğinde "verilme" eyleminin, kişinin dünyadaki tüm amellerinin somutlaşmış bir dökümüyle yüz yüze bırakılması olduğunu, defterin verilme biçiminin kişinin nihai akıbetini tayin eden bir "ritüel başlangıcı" olduğunu belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin bu bağlamdaki kullanımının, sağ elden verilen müjdenin aksine, burada bir ceza ve kınama tonu taşıdığını, "verildi" ifadesinin kişinin hesap sürecindeki mutlak edilgenliğini ve yargıdan kaçışının imkansızlığını pekiştirdiğini söyler.

        Kitabehu (كِتَابَهُ)

        İbn Fâris, kelimenin kökünün "k-t-b" olduğunu ve temel anlamının "bir araya toplamak, dikmek, bağlamak" olduğunu ifade eder; ayette geçen "kitâb" ise insanın ömrü boyunca işlediği tüm günahların ve hataların bir araya getirildiği, hiçbir ayrıntının atlanmadığı o meşum sicili temsil eder. Râgıb el-İsfahânî, "kitâb"ın burada bir "sicil" ve "belge" işlevi gördüğünü, kişinin inkar edemeyeceği kadar kesin ve bir araya toplanmış kanıtlar bütünü olduğunu aktarır. Arthur Jeffery, kelimenin köken olarak Sami dillerindeki ortak "k-t-b" (yazma/belgeleme) geleneğine dayandığını, özellikle Hristiyan-Aramice ve Süryanicedeki kutsal metin ve kayıt algısıyla bağlantılı olduğunu belirtir. Gabriel Said Reynolds, bu kelimenin Kur'an'da kullanılan kıyamet tasvirlerinde, Geç Antik Çağ dini literatüründeki "amel defteri" motifiyle paralel bir anlamsal zemine oturduğunu, her ferdin kendi suç dosyasıyla baş başa kalmasını simgelediğini ifade eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, kelimenin iyelik ekiyle (onun kitabı) kullanılmasının, bu kaydın tamamen şahsi olduğunu ve kişinin bizzat kendi elleriyle ördüğü bir "varoluş dökümü" niteliği taşıdığını belirtir.

        Zahrihi (ظَهْرِهِ)

        İbn Fâris, kelimenin "z-h-r" kökünden geldiğini, asıl anlamının "arka taraf, bir şeyin dışı ve sırt kısmı" olduğunu, ayrıca güç ve kuvvet anlamına da geldiğini belirtir; ayette ise fiziksel olarak insanın sırt bölgesini ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, "zahr" (sırt) kelimesinin "batn" (karın/iç) kelimesinin zıddı olduğunu, amel defterinin sırtın arkasından verilmesinin, o kişinin dünyada hakikatten yüz çevirmesinin ve onu "arkasına atmasının" bir cezası ve sembolik karşılığı olduğunu aktarır. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), bu kelimenin kullanımını edebi bir zıtlık üzerinden analiz eder; amel defterinin sağ elden verilmesi şerefi temsil ederken, sırtın arkasından verilmesinin (zahrihî) derin bir utancı, dışlanmışlığı ve ilahi rahmetten mahrum bırakılmışlığı resmettiğini, sırtın burada bir gizleme ve aşağılanma mekanı olarak seçildiğini vurgular. Toshihiko Izutsu, kelimenin semantik çerçevesinde, kişinin dünyada Tanrı'yı ve ayetlerini unutarak "arkasına atması" eyleminin, ahirette defterin "arkadan verilmesi" şeklinde ontolojik bir cezaya dönüştüğünü ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin bu bağlamda mahşer halkı önündeki rüsvaylığı temsil ettiğini, defterin sırt tarafından verilmesinin kişinin yüzüne bakılmayacak bir "suçlu" muamelesi görmesinin fiziki bir dışavurumu olduğunu belirtir.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X