اِذَا السَّمَٓاءُ انْشَقَّتْۙ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
İnşikak Sûresi, 1. Ayet
Daralt
X
-
1. "Gök yarıldığında"
2. "Ve Rabb'ine boyun eğip gerekeni yaptığında;"
Gök yarıldığında. Bu beyan önceden geçen bir sorunun cevabıdır. Çünkü daha önce de belirttiğimiz gibi “izâ” cevap edatıdır, kendisiyle söz başı yapılan bir edat değildir. Sanki Hz. Peygambere (a.s.) soru sorulmuş da amellerle yüzleşme vakti ne zamandır denilmiştir. Allah Teâlâ da Gök yarıldığında ve Rabb’ine boyun eğip gerekeni yaptığında... buyurmuştur. Amellerle yüzleşmenin vakti işte o zamandır. Denildi ki: Şöyle bir hadis rivayeti gelmiştir: İki kardeş vardır; biri müslüman diğeri kâfirdir. Kâfir olan müslüman olana: “Şimdi biz öldükten sonra tekrar diriltilecek miyiz?” diye sorar. O da “Seni ve senden öncekileri yaratana yemin olsun ki elbette diriltileceğiz!” diye cevap verir. Bunun üzerine bu sûre indirilir ve onlara ölümden sonra diriltilme anının, göklerin yarıldığı ve yerin dümdüz uzatıldığı vakit olarak belirtilmiştir.
Sonra sûrenin başmda kişi onu daha iyi hatırlasın diye cevabı açıkladı. Çünkü başmda açıklamak daha eticili olur. Eğer sûrenin ortasında açıklansaydı ancak onu okumakla akılda tutardı. İşte bu özellik sebebiyledir ki en doğrusunu Allah bilirya, eliflâm mîm ve eliflâm râ ve kâf hâ yâ ayın sâd ve tâhâ harfleri sûre başı yapılmıştır. Çünkü kâfirlerin âdeti Kurandan yüz çevirmek ve onu anlamak için dinlemekten uzak durmaktı. Bu yüzden sûre onları Kuran üzerinde durmaya ve düşünmeye sevk etmek için remiz ve işaretlerden oluşan hurûf-i mukattaa ile başlatılmıştır. Çükü onlar eliflâm mîm ve eliflâm râ... ile neyin kastedildiğini bilmemekteydiler. Sonra göğün yarılmasını ve yeryüzünün düzlenip yayılmasını ve orada dağların varedilmesini açıkladı ki bu sayede âhiret gününün şiddetini bilsinler, ondan korksunlar ve onun için tedarikli olsunlar.
Ve Rabb’ine boyun eğip gerekeni yaptığında. Yani Rabb’ine kulak verip, yaratıcısının emrine boyun eğdiğinde. Aslında burada şu şekilde bir tenakuz oluşmaktadır. Çünkü Rabbine boyun eğen ve O’na itaat eden bir varlık yarılmaz, dağılmaz. Halbuki burada Allah Teâlâ, göklerin Rabb’ine boyun eğip gereğini yapmasından söz ettikten sonra onun yarılıp dağılacağını bildiriyor. En doğrusunu Allah bilir ya, bu hususun iki türlü izahı vardır: Birincisi: Gökler, kendilerinden beklenen itaati yerine getirmiş ve bunun sonucunda da o gün yarılıp dağılmışlardır. Nitekim bir kimse başkasına bir fiili emrettiği zaman emre muhatap olan da istenileni yerine getirdiği zaman, bu hareketiyle efendisine itaat ve boyun eğmiş olur. Eğer itaat ve boyun eğme bu anlamda kabul edilirse o takdirde göklerin yarılıp dağılması ve ardından yok olup gitmesi Allah’ın emri ile olmuş demek olur.
İkincisi: Rabb’ine boyun eğip gerekeni yaptığında. Burada kastedilen mânanın şöyle olması da mümkündür: Göklerin yaratılışında Allah’a boyun eğen ve emirlerine itaat eden bir tabiat ve huy vardır. Bu durum daha önce “Ve enzelnâ mine’s-semâi mâen bi-kaderin...” meâlindeki âyet hakkında yaptığımız açıklamaya benzer.
Yorum
-
Es-semâ (السَّمَاءُ)
İbn Fâris, bu kelimenin kökünün "s-m-v" harflerinden oluştuğunu ve temel anlamının yükseklik, yücelik ve üstte olma durumu olduğunu belirtir; ona göre bir şeyin üzerinde yer alan ve onu örten her şeye "semâ" denir ve gökyüzü de yeryüzüne nispetle yüksekte olduğu için bu ismi almıştır. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin sözlükte yüksekte olan, tavan işlevi gören şey anlamına geldiğini ifade ederek gökyüzünün bu muazzam yapısal işlevine dikkat çeker. Arthur Jeffery, kelimenin saf Arapça olmakla birlikte köken olarak ortak Sami dil ailesine ait olduğunu, İbranicedeki "şamayim" ve Süryanicedeki "şmayya" kelimeleriyle etimolojik bir akrabalığı bulunduğunu, dolayısıyla Sami dillerinde "gök/yükseklik" tasavvurunun ortak bir kökten beslendiğini aktarır. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın dünya görüşü bağlamında kelimeyi incelerken, "semâ"nın İslam öncesi Arap tasavvurundaki salt fiziksel veya mitolojik algısından koparılarak tamamen yaratıcının mutlak otoritesine boyun eğen ve kıyamet sahnesinde parçalanmasıyla kozmik düzenin sonunu haber veren bir yapı olarak yeniden tanımlandığını vurgular. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin etimolojik ve anlamsal çerçevesini Kur'an'ın ilk muhataplarının kozmoloji tasavvuruyla ilişkilendirerek, o dönemin algısında "semâ"nın uçsuz bucaksız bir boşluktan ziyade somut, katı ve tabakalar halinde inşa edilmiş bir tavan/kubbe olarak anlaşıldığını, ayetteki yarılma (inşikak) tasvirinin de doğrudan bu somutluk algısı üzerinden şekillendiğini ifade eder.
İnşakkat (انْشَقَّتْ)
İbn Fâris, kelimenin türediği "ş-k-k" kökünün, bir şeyi yarmak, ikiye ayırmak, sert bir cisimde meydana gelen çatlak ve ayrılma gibi anlamlara geldiğini, bütün halindeki sağlam bir yapının fiziksel olarak parçalanmasını ifade ettiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "şakk" kelimesinin yarılma ve yırtılma anlamını vurgulayarak, kelimenin bu ayette girdiği "infa'ale" formunun (inşikak) edilgenlik ve dönüşlülük bildirdiğini, gökyüzünün sahip olduğu o sarsılmaz ve bütüncül yapının kendi içinden büyük bir şiddetle çatlayıp ikiye ayrılmasını anlattığını söyler. Celaleddin el-Suyuti, tefsir ve lügat çalışmalarında bu fiili, göğün yaratıcısının emrine kayıtsız şartsız boyun eğerek (istikane) fiziksel bir yırtılmaya maruz kalması şeklinde açıklar ve fiilin etimolojik kökündeki ayrışma vurgusunun, mevcut maddi evrenin geri döndürülemez kesin sonuna işaret ettiğini aktarır. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), Kur'an'ın kıyamet kelime kadrosunu edebi bir yaklaşımla analiz ederken, "inşikak" kelimesinin kökündeki sertlik, şiddet ve ani parçalanma anlamının, evrendeki mutlak ve korkunç değişimi insan zihnine çarpan bir etkiyle sunduğunu, göğün yarılması eyleminin evrensel nizamın çöküşünü psikolojik olarak en dramatik biçimde resmettiğini ifade eder. Toshihiko Izutsu, bu fiilin anlamsal çerçevesini değerlendirirken, yarılmanın kendiliğinden gelişen tesadüfi bir doğa olayından ziyade, varoluşsal amacını tamamlamış muazzam bir sistemin etimolojik olarak "dehşet verici bir şekilde parçalanması" durumunu temsil ettiğini belirtir.
Yorum
Yorum