اِنَّ هٰذِه۪ تَذْكِرَةٌۚ فَمَنْ شَٓاءَ اتَّخَذَ اِلٰى رَبِّه۪ سَب۪يلاً
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
İnsan Sûresi, 29. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: alim, ilahi irade, rabbe giden yol, öğüt, hikmet, insan 29, insan suresi 29. ayet, insan suresi, rab, zikir
-
"Şüphesiz ki bu bir öğüttür; artık dileyen Rabb'ine bir yol tutar"
Şüphesiz ki bu bir öğüttür. Şüphesiz bu anlamına gelen “inne hâzihî” (إِنَّ هَذِهِ) ifadesindeki “hâzihî” (هَذِهِ) işaret ismi olup sûreye işaret eder ve “bu sûre” anlamına gelebilir. Çünkü sûrenin ilk başında onların yaratılışlarının ve varedilişlerinin ilk aşaması, sonunda yeniden iade edilecekleri, ortasında ise yaptıklarının karşılığı belirtilir. Bunda da onlara bir öğüt vardır. Şüphesiz ki bu bir öğüttür cümlesinin. Kuranda zikredilen haberler ya da bu öğütler, onların lehlerine ve aleyhlerine olan şeyler için birer öğüttür anlama gelmesi de muhtemeldir. Ya da “Bunlar, Allah’ın sizin üzerinizdeki ya da birinizin diğeri üzerindeki hakları için birer öğüttür”. Artık dileyen Rabb’ine bir yol tutar. Bu cümle iki sebeple belirtilmiş olabilir: Allah dileyen herkese Rabb’ine bir yol tutma imkânı vermiştir. Yani kul dilediği zaman Rabb’ine bir yol tutmaktan onu hiçbir şey engelleyemez. Fakat bir yol tutmayan, Rabb’ine bir yol tutmak istemediği için tutmamıştır. Yoksa ona bu fırsat verilmiştir. İkinci ihtimal şöyledir: Cenâb-ı Hak bundan sonra ileride inşallah ayrıntılı olarak belirteceğimiz üzere, yol tutmak isteyen Rabb’ine giden yolu tutsun buyurmuş olmaktadır.
Yorumu Yorumla
-
Tezkiretün (تذكرة)
İbn Fâris, bu kelimenin (z-k-r) kökünden geldiğini, bu kökün bir şeyi korumak, hatırda tutmak ve unutmanın zıddı olan "zikir" kavramına dayandığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "tezkire" lafzının insanı gafletten uyandıran, unutulmuş veya fıtrata yerleştirilmiş bir gerçeği yeniden zihne getiren "hatırlatıcı" ve "öğüt" anlamına geldiğini ifade eder. Kelimenin müennes (dişil) formda gelmesinin, bu hatırlatmanın kuşatıcılığına ve sürekliliğine işaret ettiğini belirtir. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın anlamsal alanında "tezkire" kavramının, vahyin temel işlevini temsil ettiğini; insanın başlangıçta Allah'a verdiği o ilk sözü (mîsâk) hatırlatan kozmik bir uyarıcı olduğunu tahlil eder. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin edebi analizinde, surenin başından beri anlatılan insanın yaratılış evreleri ve ahiret tasvirlerinin bu "tezkire" (hatırlatma) ile mühürlendiğini; bunun bir zorlama değil, aklın ve kalbin önüne serilen bir hakikat aynası olduğunu vurgular. Angelika Neuwirth, "tezkire" kavramını erken Mekkî surelerin form yapısı içinde ele alarak, bunun dinleyiciyi varoluşsal bir karara davet eden, hitabet gücü yüksek bir uyarı ve hatırlatma türü olduğunu belirtir.
Şâe (شَاءَ)
İbn Fâris, (ş-y-e) kökünden gelen bu fiilin temelinde bir şeyi dilemek, irade etmek ve bir şeye yönelmek anlamlarının bulunduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "meşîet" kavramının bir şeyi gerçekleştirmek üzere ortaya çıkan irade olduğunu; ayette "men şâe" (kim dilerse) şeklinde gelmesinin, ilahi hidayet ve tezkire karşısında insanın kendi özgür iradesiyle yapacağı seçime vurgu yaptığını açıklar. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin semantik yapısında insanın hür iradesine (cüz-i irade) açılan alana dikkat çekerek; ilahi hatırlatmanın (tezkire) bir dayatma olmadığını, insanın kendi tercihiyle bu yola girebileceğini, buradaki dileme eyleminin ahlaki sorumluluğun temeli olduğunu tahlil eder.
İttehaze (اتَّخَذَ)
İbn Fâris, (e-h-z) kökünün bir şeyi yakalamak, almak ve tutmak anlamına geldiğini belirtir. İftial babındaki bu formun (ittehaze), bir şeyi kendisi için edinmek, bir durumu yol edinmek ve bir şeyi bizzat üstlenmek anlamlarını taşıdığını ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, "ahz" kavramının bazen fiziksel bazen de zihni ve hükmi bir alış olduğunu; "ittehaze sebîlâ" (bir yol tutmak/edinmek) ifadesinde, kişinin ilahi hidayeti kendi hayat tarzı haline getirmesini ve o yolu bizzat benimsemesini ifade ettiğini açıklar. Toshihiko Izutsu, bu fiilin kullanımındaki iradi kesinliğe dikkat çekerek; insanın sadece yolu görmesinin yetmediğini, o yolu bilinçli bir kararla "edinmesi" ve o mecrada yürüme sorumluluğunu alması gerektiğini vurgular.
Rabbihî (رَبِّهِ)
İbn Fâris, (r-b-b) kökünün sahip olmak, ıslah etmek, terbiye etmek ve bir şeyi kemale erdirmek anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "rabb" kavramının bir varlığı başlangıçtan sonuna kadar ihtiyacı olan her şeyle donatarak geliştiren "mürebbî" olduğunu; ayette yolun varacağı nihai nokta olarak Rab isminin zikredilmesinin, insanın fıtri gelişiminin ve tekâmülünün ancak bu ilahi otoriteye yönelmekle tamamlanabileceğini ifade eder. Toshihiko Izutsu, Rabb isminin bu bağlamda hem mutlak otoriteyi hem de kuluyla olan o şefkatli ve yönlendirici ilişkiyi (Rabb-Abd) temsil ettiğini, seçilecek olan "yolun" (sebîl) varış yerinin bu mutlak sığınak olduğunu tahlil eder.
Sebîlâ (سَبِيلًا)
İbn Fâris, (s-b-l) kökünün bir şeyin uzayıp gitmesi, kolayca akması ve belirgin yol anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "sebîl" kavramının üzerinde yürümesi kolay, açık ve amaçlanan hedefe ulaştıran mecra anlamına geldiğini ifade eder. Ayette, insanın iradesiyle seçeceği bu yolun, karmaşadan uzak ve net bir hakikat yolu olduğunu belirtir. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın ahlak semantiğinde "sebîl" lafzının sıradan bir güzergâh değil; dikey boyutta Allah'a, yatay boyutta ise ahlaki yetkinliğe ulaştıran bilinçli bir "yöneliş mecrası" olduğunu tahlil eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, kelimenin semantik analizinde, insanın dünyadaki varoluşsal "sa'y"inin (çabasının) ancak böyle bir yol edinmekle (ittehaze sebîlâ) anlam kazanacağını, bu yolun hem bir hürriyet alanı hem de sorumluluk zemini olduğunu vurgular.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla