اِنَّ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ يُحِبُّونَ الْعَاجِلَةَ وَيَذَرُونَ وَرَٓاءَهُمْ يَوْماً ثَق۪يلاً
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
İnsan Sûresi, 27. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: dünya sevgisi, insan 27, insan suresi, ağır gün, ahireti bırakma, insan suresi 27. ayet, gün, sevgi
-
"Şu insanlar, ileride kendilerini bekleyen zor günü bir yana bırakarak geçici dünyayı seviyorlar!"
Dünya Sevgisi ve Âhiret
Şu insanlar, ileride kendilerini bekleyen zor günü bir yana bırakarak geçici dünyayı seviyorlar. Geçici dünyayı, yani acil olanı sevmek insanların yaratılışlarında var olan özelliklerdendir. Çünkü herkes, bir şeyden yararlanma ve faydalanma sevgisi üzere yaratılmıştır. Dolayısıyla yaratılışları ve sahip kılındıkları huyu sevmelerinden dolayı kınanmazlar. Fakat buradaki kınama dünyayı seven, tercih eden ve dünya hayatını yaratılış ve varediliş amacına tercih edenlere yöneliktir. İnsan, âhiret nimetini, lezzetli ve devamlı hayatı kazansın diye dünya yaratılmış ve varedilmiştir. Her kim dünyayı bu amaçla severse bundan dolayı kınanmaz ve ayıplanmaz. Kim de dünya hayatını sever, dünyayı dünya için tercih eder ve dünya hayatı için dünyayı kazanmak isterse kınanır. Dünya hayatını sevenler de farklı farklı olup tek tip değillerdir. Dünya sevgisi, bazılarını Allah Teâlâ’nın vahdâniyetini ve ulûhiyetini inkâra sevk etmiştir. Bu sevgi bazılarını da peygamberleri yalancılıkla itham etmeye, onlara düşmanlık yapmaya ve hakka karşı kibirlenmeye sürüklemiştir. Dünya sevgisi bazı kimseleri de ölümden sonra dirilmeyi ve amellerine karşılık verilmesini inkâr etmeye götürmüştür. Bazı kimseler de dünya sevgisi yüzünden peygamberleri birbirinden ayırmışlar, kimini inkâr ederken kimini tasdik etmişlerdir. İşte dünya sevgisi yüzünden bahsettiğimiz sonuçlar doğmuş ve bu yüzden kınanmaya mâruz kalmışlardır. Bundan dolayı “dünya hayatında harcama” diye bir tabirden söz edilmiştir. Allah Teâlâ dünya hayatı hakkında meâlen şöyle buyurmuştur: “Onların bu dünya hayatında harcadıklarının misali, kendilerine zulmeden halkın ekinine isabet edip onu helâk eden kavurucu bir rüzgârdır”. Kim bu dünya hayatında dünya hayatı için harcama yaparsa harcaması zikredildiği gibi olur. Çünkü o, nafakayı, yaratıldığı gaye dışında harcamış ve sonuç da belirtildiği gibi olmuştur. Buna göre kim dünyayı sever ve onu bahsettiğimiz lezzetli ve sürekli nimetleri ve kesintisi olmayan bâki hayatı kazanmak için değil de dünya için seçerse o zaman sözü edilen karşılığı alır.
Sonra dünya [Kur’ân’da] belirtilince ardından âhiret söz konusu edilir. Âhiret insan kelimesinden sonra belirtilince “önü” diye bahsedilir. Çünkü insan âhirete doğru gider. Dolayısıyla âhiret, onun önünde ve ilerisinde olur. Ama dünyanın belirtilmesi durumunda âhiret dünyanın arkasında olur. Çünkü âhiret hayatı ondan sonra gelir. Kim birisini arkasında bırakırsa o onun arkasında olur. Çünkü o, diğerinin yok olmasından sonra gelir. Sözünü ettiğimiz mâna bundan dolayıdır.
Yorumu Yorumla
-
Hâulâi (هؤلاء)
İbn Fâris, bu kelimenin yakındaki bir topluluğa işaret etmek için kullanıldığını, işaret edilenlerin durumuna ve varlığına delalet ettiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, çoğul bir topluluğu işaret eden bu ismin, ayette nankörlük ve dünya sevgisinde birleşen o muayyen zümreyi doğrudan ve somut bir şekilde muhataba gösterdiğini ifade eder. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın polemik üslubunda bu tür işaret isimlerinin, hidayetten uzaklaşan "öteki" grubu kategorize etmek ve onların yanlış tutumlarını belirginleştirmek amacıyla kullanıldığını tahlil eder.
Yuhibbûne (يحبون)
İbn Fâris, (h-b-b) kökünün bir şeyi sevmek, ona meyletmek, bir şeyi üstün tutmak ve aynı zamanda bir şeyun özü/çekirdeği (habb) anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, sevginin (hubb) kalbin bir şeye aşırı meyletmesi ve onu diğer her şeye tercih etmesi olduğunu; ayette bu fiilin geniş zamanla gelmesinin, inkârcıların dünyaya olan bağlılıklarının geçici bir heves değil, karakterlerine işlemiş sürekli bir tercih olduğunu ifade eder. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın ahlak semantiğinde sevginin bir değer tercihi olduğunu, burada "âcile"ye (dünyaya) yönelen sevginin aslında "âhiret"e olan ilgisizliğin ve değer kaymasının temel sebebi olarak sunulduğunu tahlil eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu fiilin kullanımındaki iradeye dikkat çekerek; insanın kendi özgür seçimiyle geçici olanı kalıcı olana, peşin olanı vadeli olana tercih etme eğilimini vurguladığını belirtir.
Âcilete (العاجلة)
İbn Fâris, (a-c-l) kökünün hız, acele etmek, bir şeyin vaktinden önce gelmesi ve gecikmenin zıddı anlamlarını taşıdığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "âcile" kavramının, peşin olan ve hemen ulaşılan dünya hayatı için bir sıfat olarak kullanıldığını; dünyanın hem hızlıca geçip gitmesi hem de hazzının hemen elde edilebilir olması sebebiyle bu ismi aldığını açıklar. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin edebi tahlilinde, insanın "aceleci" (acûl) fıtratıyla bu "peşin dünya" (âcile) arasındaki psikolojik uyuma dikkat çeker; inkârcıların sadece görünen ve hemen elde edilenle yetinen sığ varoluşlarını bu kelimenin sembolize ettiğini ifade eder. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın dünya-ahiret karşıtlığında âcil (peşin) ve âcil (gelecek/ertelenmiş) kutuplaşmasının, insanın zaman ve değer algısındaki sapmayı gösteren temel bir semantik ikili olduğunu tahlil eder.
Yezerûne (يذرون)
İbn Fâris, (v-z-r) kökünden gelen bu fiilin sadece muzari (geniş zaman) ve emir kalıplarının kullanıldığını, bir şeyi bırakmak, terk etmek, ihmal etmek ve vazgeçmek anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "vezr" eyleminin bir şeyi bile isteye veya önemsemeyerek bir kenara atmak olduğunu; ayette inkârcıların hesap gününü sadece unutmadıklarını, onu kasten ve bilinçli bir ihmalle hayatlarının dışına ittiklerini (terk ettiklerini) ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu kelimenin kullanımındaki sürekliliğe vurgu yaparak; ahiret bilincinin hayatın merkezinden çıkarılıp "arkaya atılmasının" (terkinin), dünya hırsının doğal bir sonucu olduğunu semantik olarak çözümler.
Yevmen (يوما)
İbn Fâris, (y-v-m) kökünün güneşin doğuşundan batışına kadar geçen zaman dilimini ifade ettiği gibi, önemli ve büyük olayların yaşandığı devirler için de kullanıldığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin burada sıradan bir zaman diliminden ziyade, mutlak adaletin tecelli edeceği o dehşet verici ve sarsıcı kıyamet vaktini nitelediğini kaydeder. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın eskatolojik dilinde "gün" kavramının, insanın dünyevi zaman algısının kırıldığı ve ilahi yargının başladığı o kozmik dönüm noktasını temsil ettiğini tahlil eder.
Sekîlâ (ثقيلا)
İbn Fâris, (s-k-l) kökünün hafifliğin (hiffet) zıddı olarak ağırlık, hacimce büyüklük ve yükün ağırlığı anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, ağırlığın (sıkl) hem fiziksel (tartıda ağır olma) hem de manevi (sorumluluk ve azap bakımından ağır olma) anlamda kullanıldığını; ayette hesap gününün "sekîl" (ağır) olarak nitelenmesinin, o günün taşıdığı muazzam sorumluluk, dehşet, şiddet ve inkârcılar için barındırdığı dayanılmaz azap yükü sebebiyle olduğunu ifade eder. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin psikolojik ve ontolojik tahlilinde, dünya hayatını "hafif" ve yüzeysel yaşayanların (âcile), ahirette karşılarına çıkacak olan o "ağır" (sekîl) gerçeklik ve hesaplaşma karşısındaki çaresizliğini bu sıfatın mükemmelen yansıttığını tahlil eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, "sekîl" sıfatının o günün sadece süresini değil, ruhlar üzerinde oluşturacağı o muazzam ontolojik baskıyı ve her bir amelin zerre miktarınca bile tartılacağı o adalet terazisinin ciddiyetini sembolize ettiğini derinlemesine ele alır.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla