Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

İnsan Sûresi, 26. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    İnsan Sûresi, 26. Ayet

    وَمِنَ الَّيْلِ فَاسْجُدْ لَهُ وَسَبِّحْهُ لَيْلاً طَو۪يلاً​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Ve mine-lleyli fescud lehu ve sebbihhu leylen tavîlâ(n)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "Gecenin bir kısmında O'na secde et ve uzun gece boyunca O'nu teşbih et"

      Gecenin bir kısmında O’na secde et ve uzun gece boyunca O’nu teşbih et. “Gecenin bir kısmında O’na secde et” cümlesiyle gece namazı kastedilmiş olması ihtimali vardır. “Sabah akşam Rabb’inin adını an” meâlindeki âyet farz namazlar hakkında olduğu takdirde de nafile namazların kastedilmiş olması muhtemeldir. Eğer bir önceki âyet farz namazlar hakkında olmazsa bu durumda yüce Allah âdeta şöyle demiş olur: “Her vakit, gece gündüz Rabb’inin adını an”. Veya “Rabb’inin adı zikredilmiş olsun, tâ ki bu vakitlerden hiçbirinde O’nun isminin anılmaması söz konusu olmasın. En doğrusunu Allah bilir.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Fescüd (فاسجد)

        İbn Fâris, bu kelimenin kökünün (s-c-d) bir şeye boyun eğmek, alçalmak ve tevazu ile eğilmek anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, sücûdun lügatte "huzu" (boyun eğme) ve "tezellül" (tevazu göstermek) olduğunu ifade eder. İradeyle yapılan ve mecburi olan şeklinde ikiye ayırarak, ayetteki emrin bilinçli bir iradeyle en yüce makama karşı tam bir teslimiyet ve tevazu ile yere kapanmak olduğunu vurgular. Arthur Jeffery, kelimenin erken Sami dillerindeki kökenlerini inceleyerek, Aramice ve Süryanicedeki "seghed" (tapınmak, yere kapanmak) fiiliyle olan dilbilimsel akrabalığına dikkat çeker ve bu kavramın kadim Ortadoğu inanç sistemlerinde ibadetin en temel fiziksel ifadesi olduğunu belirtir. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın semantik yapısında sücûdun, insanın Allah karşısındaki mutlak acziyetini ve O'nun mutlak hakimiyetini (Rabb-Abd ilişkisi) en somut şekilde ikrar ettiği varoluşsal bir eylem olduğunu tahlil eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, ayetteki secde emrinin sadece bir şekilden ibaret olmadığını, kişinin geceleyin bütün dünyevi meşgalelerden arınarak kalbi bir yönelişle ilahi otoriteye teslim olmasını simgelediğini ifade eder.

        Sebbihhu (سبحه)

        İbn Fâris, (s-b-h) kökünün suda hızlıca gitmek, yüzmek ve uzaklaşmak anlamına geldiğini belirtir. Tesbih kavramının da Allah'ı her türlü eksiklikten ve noksan sıfattan hızla ve kesin bir şekilde uzak tutmak (tenzih etmek) anlamıyla bu kökten türediğini açıklar. Râgıb el-İsfahânî, tesbihin Allah'ı şanına yaraşmayan her şeyden sözle ve eylemle arındırmak olduğunu ifade eder. Ayetteki emrin, kişinin zihnini ve ruhunu her türlü batıl düşünceden temizleyerek Allah'ın mutlak mükemmelliğine odaklanması olduğunu tahlil eder. Toshihiko Izutsu, tesbihin Kur'an'ın ahlak ve inanç sisteminde dinamik bir karakter taşıdığını; bunun pasif bir anma değil, evrendeki tüm varlıkların kozmik bir koro halinde katıldığı o muazzam ahengi (tesbihatı) bilinçli bir şekilde sürdürme eylemi olduğunu vurgular. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu kelimenin semantik derinliğini incelerken, tesbihin insanın kendi içsel dünyasındaki "bulanıklıktan" (şüphe ve kirden) kurtulup berrak ve saf bir tevhid bilincine "yüzmesi" olduğunu derinlemesine ele alır.

        Leylen (ليلًا)

        İbn Fâris, (l-y-l) kökünün gündüzün zıddı olan karanlık zaman dilimini ifade ettiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, güneşin batışından doğuşuna kadar süren vakte leyl denildiğini, bu vaktin karanlığı sebebiyle nesneleri örttüğünü ve gizlediğini ifade eder. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin Kur'an'daki edebi ve psikolojik boyutuna dikkat çekerek; gecenin, gündüzün gürültü ve meşgalelerinden uzaklaşmak, ruhun kendi derinliklerine inmesi ve ilahi mesajla baş başa kalması için en uygun, en mahrem ve en verimli sükûnet zamanı olduğunu tahlil eder. Prof. Dr. Hidayet Aydar, gecenin ibadet bağlamında zikredilmesinin, ihlasın en üst düzeyde yaşandığı, gösterişten uzak ve samimi bir kulluk atmosferini simgelediğini vurgular.

        Tavîlâ (طويلًا)

        İbn Fâris, (t-v-l) kökünün bir şeyin mesafesinde veya süresinde olan fazlalığı, uzunluğu ve genişliği ifade ettiğini belirtir. Güç, kudret ve bolluk anlamına gelen "tavl" kelimesinin de bu kökle bağlantılı olduğunu açıklar. Râgıb el-İsfahânî, tavîl kelimesinin mesafeden ziyade burada zamanın (gecenin) bir bölümünü nitelediğini ve bunun yoğun bir ibadet süresini ifade ettiğini belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin semantik analizinde "uzun" nitelemesinin fiziksel bir saat ölçümünden çok, ibadetin niteliğindeki derinliğe ve kişinin ilahi olanla kurduğu bağın sürekliliğine işaret ettiğini tahlil eder. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), "leylen tavîlâ" tamlamasının gecenin büyük bir kısmının veya uzun saatlerinin bu yüce amellerle (secde ve tesbih) değerlendirilmesini öğütleyen sarsıcı ve teşvik edici bir edebi vurgu taşıdığını ifade eder.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X