فَاصْبِرْ لِحُكْمِ رَبِّكَ وَلَا تُطِعْ مِنْهُمْ اٰثِماً اَوْ كَفُوراًۚ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
İnsan Sûresi, 24. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: insan suresi 24. ayet, günahkara uymama, sabır, nanköre uymama, insan suresi, kuran, insan 24, kısım kısım indirme, rab, küfür, kafir, örtmek, gizlemek, nankörlük, inkar, münkir, gavur
-
"Öyleyse Rabb'inin hükmüne sabret; onlardan hiçbir günahkâra yahut nanköre boyun eğme"
Öyleyse Rabb’inin hükmüne sabret. Bu ifadeden Allah Teâlâ’nın, nefsinin hoşlanmadığı ağır gelen fiilleri yapmakla onu imtihan ettiği ve sonunda onu sabra davet ettiği anlaşılmaktadır. Çünkü kişi, nimetlere ve lezzetlere sabra davet edilmez. İnsan, ancak nefsinin hoşlanmadığı durumlar ve musibetlerle imtihan edildiği zaman sabırlı olmaya davet edilir. Resûl-i Ekrem (a.s.) nefsinin hoşlanmadığı olaylara karşı sabırlı olmaya davet edilmiştir. Çünkü Allah Teâlâ, cinlere ve insanlara karşı mücadele etmesini emretmiştir. Resûlullah (a.s.) da onların karşılarına dikilmiş ve onlar da kendisine ne kadar eziyet türü varsa hepsiyle ona acı çektirmişler ve kendisini katletmeye yeltenmişlerdir. Onlardan hiçbir günahkâra yahut nanköre boyun eğme. Allah Teâlâ sanki şöyle demektedir: Seni günaha gireceğin şeylere davet edene yahut da nankör olana boyun eğme. Veya seni davet ettikleri hususlarda günahkâra veya nanköre itaat etme.
Yorumu Yorumla
-
Fasbir (فاصبر)
İbn Fâris, (s-b-r) kökünün temel anlamının hapsetmek, bir şeyi bir yerde tutmak ve alıkoymak olduğunu ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, "sabır" kavramının nefsi, aklın ve dinin gerektirdiği yönde tutmak ve heyecan/korku anında iradeyi dizginlemek olduğunu; bu ayetteki emirle Hz. Peygamber'den, ilahi hükmün tecellisine kadar yaşayacağı sıkıntılara karşı iradesini diri tutmasının istendiğini açıklar. Toshihiko Izutsu, sabrın Kur'an'ın ahlaki sisteminde sadece pasif bir dayanma değil, aksine müşriklerin baskılarına karşı sarsılmaz bir kararlılık ve aktif bir ahlaki direnç olduğunu tahlil eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, buradaki sabır emrinin vahyin getirdiği ağır sorumluluklar ve buna bağlı olarak gelişen toplumsal tepkiler karşısında zihinsel ve ruhsal bir bütünlük koruma yükümlülüğü olduğunu vurgular.
Hukmi (لحكم)
İbn Fâris, (h-k-m) kökünün bir şeyi engellemek ve düzene sokmak anlamına geldiğini, "hakeme" (atın gemi) isminin de hayvanı dizginleyip kontrol altına almasından dolayı bu kökten geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "hüküm" lafzının bir şeyi bilgiyle yerli yerine koymak, adaleti sağlamak ve kesin karara varmak olduğunu; ayette ilahi iradenin ve Kur'an yasalarının sarsılmaz otoritesini temsil ettiğini ifade eder. Arthur Jeffery, kelimenin erken Sami dillerinde hem hukuki hem de ilahi yargı bağlamında kullanılan ortak bir terim olduğunu belirtir. Prof. Dr. Sadık Kılıç, hükmün ilahi hikmetle örülü bir tasarruf olduğunu, müminin bu hükme rıza göstererek sabretmesinin ontolojik bir zorunluluk olduğunu tahlil eder.
Rabbike (ربك)
İbn Fâris, (r-b-b) kökünün sahip olmak, ıslah etmek, yönetmek ve bir şeyi kemale erdirmek anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "rabb" kavramının bir şeyi kademe kademe olgunluğa ulaştıran mürebbî olduğunu; ayette "senin Rabbin" denilerek Hz. Peygamber'e özel bir yakınlık ve ilahi terbiyenin devamlılığının hissettirildiğini açıklar. Toshihiko Izutsu, Rabb isminin Kur'an'da mutlak otorite ve sadakat ekseninde bir efendi-kul ilişkisini (Rabb-Abd) sembolize ettiğini, sabrın dayanağının bu aidiyet bağı olduğunu tahlil eder. Arthur Jeffery, kelimenin kökenindeki "yücelik ve üstünlük" anlamlarının Aramice ve Süryanicedeki (Rba) mirasıyla olan dilbilimsel akrabalığına dikkat çeker.
Tuti' (تطع)
İbn Fâris, (t-v-e) kökünün bir şeye yumuşaklık ve kolaylıkla boyun eğmek, itaat etmek anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "taat" eyleminin bir emre gönüllü ve isteyerek uymak olduğunu; ayetteki olumsuz yapıyla (lâ tuti'), müşriklerin taviz taleplerine veya saptırmalarına karşı iradeyi koruma ve onlara boyun eğmeme emrini tahlil eder. Toshihiko Izutsu, itaatin Kur'an'da kimin otoritesine teslim olunacağına dair temel bir teolojik tercih olduğunu, burada ilahi hükme sadakatin beşeri arzulara itaati kesinlikle dışladığını vurgular.
Âthimen (آثما)
İbn Fâris, (e-s-m) kökünün bir hayırdan geri kalmak, yavaşlamak ve iyilikten uzaklaşmak anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "ism" (günah) kavramının insanı kemalden ve iyilikten alıkoyan, bilerek işlenen suçlar olduğunu; ayetteki "âsim" lafzının günahı, haramı ve adaletsizliği bir hayat tarzı haline getirmiş kişiyi nitelediğini ifade eder. Toshihiko Izutsu, kelimenin Kur'an'ın ahlak sisteminde ilahi sınırlara ve vicdana karşı işlenen bilinçli bir saldırıyı temsil ettiğini tahlil eder. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin psikolojik tahlilinde, günahın insanın iç dünyasında yarattığı ağırlığa ve bu kişilerin başkalarını da doğru yoldan engelleme çabalarına dikkat çeker.
Kefûrâ (كفورا)
İbn Fâris, (k-f-r) kökünün temel anlamının bir şeyi örtmek ve gizlemek olduğunu açıklar. Râgıb el-İsfahânî, "kefûr" lafzının mübalağa kalıbında (çok nankör) olduğunu; sadece inkar etmekle kalmayıp kendisine sunulan ilahi mesajı ve nimetleri şiddetli bir nankörlükle örten kişiyi tanımladığını belirtir. Toshihiko Izutsu, bu kavramı "şâkir" (şükreden) kelimesinin ontolojik zıddı olarak ele alır; bunun ilahi otoriteye karşı en uç nankörlük ve reddediş hali olduğunu tahlil eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, ayetteki bu iki nitelemenin (âsim ve kefûr), vahye karşı direnç gösteren ve peygamberi yolundan döndürmeye çalışan müşrik liderlerin karakteristik özelliklerini ve onlara hiçbir şekilde taviz verilmemesi gerektiğini semantik olarak ortaya koyduğunu vurgular.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla