اِنَّا نَحْنُ نَزَّلْنَا عَلَيْكَ الْقُرْاٰنَ تَنْز۪يلاًۚ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
İnsan Sûresi, 23. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: günahkara uymama, sabır, nanköre uymama, insan suresi, insan suresi 23. ayet, kuran, kısım kısım indirme, insan 23, nüzul
-
"Kur'ân'ı sana biz, evet biz vahyederek indirdik."
Kur'ân'ın Parça Parça İndirilmesi
Kur’ân’ı sana biz, evet biz vahyederek indirdik. Bazıları bu beyana şu anlamı vermiştir: “Kur’ân’ı biz sana parça parça indirdik”. Kur’ân’ın parçalara bölünmesindeki hikmet, bir başka âyette meâlen şöyle belirtilmiştir: “înkârcılar, ‘Kur’ân ona bütünüyle bir defada indirilseydi ya!’ diyorlar. Oysa biz onu senin kalbine iyice yerleştirmek için böyle yaptık ve onu uygun aralıklarla parça parça indirdik”. Yüce Allah’ın “kalbine iyice yerleştirmek” ifadesi, onu korumak, ezberletmek ve unutmasını engellemektir. Sonra Allah Teâlâ, onu Resûl-i Ekrem’e (a.s.) parça parça indirmiştir. Kur’ân’ın parçalara ayrılması demek, onu farklı zamanlarda indirmesidir. Oysa bu sûrede, “Kur’ân’ı sana biz, evet biz vahyederek indirdik” beyanında geçen “tenzîl” (تَنْزِيلًا) kelimesi indirme fiilinin kendisidir, yoksa parça parça indirmek demek değildir. Çünkü Kur’ân’da başka yerlerde geçtiği gibi Allah Teâlâ bu kelimeyi “Rûhulemîn onu senin kalbine apaçık Arap diliyle indirdi” meâlindeki âyette olduğu üzere indirme fiilini peygamberin kalbine nispet etmektedir. Kalbe indirmenin mânası ise onu kalpte korumak, kalpte onu sabit kılmak ve ezberletmektir. Kur’ân’ın Hz. Peygamber’e (a.s.) kelâm olarak nispet edilmesi, onu okuması sebebiyledir. Allah’a nispeti ise onu indirmesi ve yaratması dolayısıyladır. Allah Teâlâ, “O, elbette değerli bir elçinin sözüdür” derken başka bir âyette “Allah’ın sözünü işitinceye kadar” demektedir. Cenâb-ı Hak, bir başka âyette ise “Şüphesiz o, levh-i mahfuzda şanı yüce bir Kur’ân’dır” buyurmuştur. Söz konusu âyetlerin tümü, Kur’ân’ın hem mahlûk hem de mahlûk olmayan iki sıfatı olduğunu göstermektedir. Kur’ân’ın harfleri ve sesleri mahlûktur. Kelâm-ı nefsî ise Allah Teâlâ ile kâim olup mahlûk değildir.
Kur’ân’ın parça parça indirilmesi, kullara rahmet ve lütuf olması bakımındandır. Çünkü onlar Kur’ân’ı ezberlemek ve hükümlerini öğrenmekle emrolunmuşlardır. Eğer Kur’ân, onlara bir kerede toptan inseydi ezberlemek ve hükümlerini öğrenmek onlara zor gelirdi. Bundan dolayı Cenâb-ı Hak, Kur’ân’ı yirmi küsur senede parça parça indirdi ki onu ezberlemeleri ve hükümlerini öğrenmeleri kolay olsun. Bu durum, Hz. Peygamber (a.s.) açısından söz konusu değildir. Allah Teâlâ, dileseydi Kur’ân’ı ona bir defada indirirdi. Resûl-i Ekrem’e (a.s.) böyle bir durumda onu ezberlemek zor gelmezdi. Çünkü Cenâb-ı Hak, Vahyi tam alma telâşı yüzünden dilini kımıldatma. Onu zihninde toplayıp okumanı sağlama işi bize aittir. O halde onu okuduğumuz zaman sen onun okunuşunu takip et. Sonra onu anlatmak elbette bize aittir” buyurarak ona özel bir kolaylık sağlamıştır. Böylece Allah Teâlâ, vahyedilen âyetleri ezberlemesini garanti etmiş ve o da onları unutmaktan emin olmuştur. Ama Cenâb-ı Hak, başkasını Kuranı bir defada ezberlemekle yükümlü tutarsa bu ona ağır gelir. Bu yüzden Kuran parça parça indirilmiştir ki müminler onu ezberleyebilsinler. Bundan dolayı Muhammed ümmeti içinde pek çok Kuran hafızları ortaya çıkmış, birçok kurrâ ve sayısız fakih yetişmiştir. Çünkü Kuran meydana gelen olayların hemen ardından parça parça inmiş, böylece insanlar âyetlerin iniş yerlerini (sebeplerini) öğrenmişler ve iniş sebeplerini ve mensuh âyetleri bildikleri için onlardaki hükümlere vâkıf olmuşlardır. Kuran bir kerede toptan inseydi insanlar nâsih âyetlerle mensuh âyetleri birbirinden ayıramazlardı. Allah Teâlâ insanlar nâsih ile mensubu daha iyi bilsinler diye onu parça parça indirmiştir. Çünkü Kuran parça parça inince toptan inmesine nazaran ona daha bir şevkli ve daha bir istekli olurlar. Görmez misin ki Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: “İman edenler ‘Keşke bir sûre indirilse!’ derler. Açık ve kesin hükümlü bir sûre indirildiğinde”. Yüce Allah onların kendilerine bundan önce sûre indirilmiş olduğu halde bir sûre indirilmesini istediklerini haber vermektedir. Âyette ayrıca münafıklara yönelik korkutma da mevcuttur. “Münafıklar, kendileri aleyhine olmak üzere kalplerindekini ortaya çıkaracak bir sûrenin indirilmesinden endişe ediyorlar”. Kur anın parça parça indirilmesinde müminlere dair bahsettiğimiz faydalar ve menfaatler vardır. En doğrusunu Allah bilir.
Yorumu Yorumla
-
Nezzelnâ (نزلنا)
İbn Fâris, (n-z-l) kökünün temel anlamının yukarıdan aşağıya doğru inmek, bir yere konaklamak ve yerleşmek olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "tenzîl" kalıbının (tef'îl babı) "inzâl"den farklı olarak, bir şeyin parça parça, zaman içine yayılarak ve tedricen indirilmesini ifade ettiğini; bu ayette Kur'an'ın bir kerede değil, ihtiyaca ve olaylara göre zamanla vahyediliş sürecine vurgu yapıldığını kaydeder. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın anlamsal dünyasında "nüzul" kavramının, ilahi ve aşkın olanın beşeri ve dünyevi olana doğru dikey bir iletişim kurması olduğunu, bu fiilin Allah'ın aktif bir özne olarak tarihe ve insan diline müdahalesini sembolize ettiğini tahlil eder. Angelika Neuwirth, kelimenin geç antik çağ vahy kültürü içindeki yerini inceleyerek, "tenzîl"in sadece bir metnin aktarımı değil, aynı zamanda o metnin bir topluluğu inşa etme ve dönüştürme sürecindeki aşamalı iletişimini temsil ettiğini belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, fiilin biz (nazzalnâ) şeklinde gelmesinin ilahi azameti ve vahyin doğrudan Allah katından, hiçbir beşeri müdahale olmaksızın gönderildiğini teyit eden bir otorite vurgusu taşıdığını ifade eder.
El-Kur'ân (القرآن)
İbn Fâris, bu kelimenin (k-r-e) kökünden geldiğini ve bu kökün ana anlamının "toplamak, bir araya getirmek" olduğunu; harflerin ve kelimelerin bir araya getirilip okunması veya içindeki hüküm ve haberleri toplaması sebebiyle bu ismin verildiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, Kur'an'ın hem dille okunan bir hitap (kıraat) hem de ilahi vahiylerin özünü kendinde toplayan mucizevi bir kitap olması hasebiyle bu ismi aldığını açıklar. Arthur Jeffery, kelimenin etimolojik kökeninde Süryanicedeki "qeryânâ" (okuma, kilise dersi/lectionary) kelimesiyle olan güçlü bağına dikkat çeker ve Kur'an'ın kendi ismini seçerken o dönemin dini literatüründeki "okunacak kutsal metin" anlamını üstlendiğini tahlil eder. Christoph Luxenberg (Pseudonym), kelimenin Süryani-Aramice kökenli olduğunu savunarak, bunun bir "ders kitabı" veya "litürjik okuma metni" anlamına geldiğini, Kur'an'ın kendisini bu dillerin semantik mirası üzerinden isimlendirdiğini iddia eder. Gabriel Said Reynolds, "Kur'an" lafzının geç antik çağdaki kutsal metinlerin okunma biçimleriyle paralel bir gelişim izlediğini, kelimenin "kıraat edilen şey" manasının bu tarihsel arka planla okunması gerektiğini belirtir. Theodor Nöldeke, kelimenin doğrudan Arapça "okumak" fiilinden türediğini, ancak bu türetilişte muhtemelen yabancı dillerdeki benzer dini terimlerin etkisinin bulunduğunu kaydeder. Celaleddin el-Suyuti, "el-İtkân" adlı eserinde kelimenin kökenine dair farklı görüşleri özetler; bir görüşe göre kelimenin (k-r-n) kökünden gelip ayetlerin birbirine eklenmesini, diğer görüşe göre ise (k-r-e) kökünden gelip "toplamak" veya "okumak" anlamına geldiğini aktarır. Toshihiko Izutsu, Kur'an kelimesinin sadece bir isim olmadığını, "Recital" (yüksek sesle okunan vahiy) anlamıyla bir "olay" niteliği taşıdığını, metnin sözel karakterinin bu isimde saklı olduğunu analiz eder. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin Kur'an içindeki kullanım bağlamlarını inceleyerek, onun her türlü beşeri sözden ayrışan, özgün, tertemiz ve ilahi bir hitap bütünü olarak kendi ismini bizzat kendisinin belirlediğini vurgular. Prof. Dr. Hidayet Aydar, kelimenin zamanla özel bir isim haline gelerek İslam'ın temel kaynağını nitelediğini, kökenindeki "okuma" eyleminin vahyin tebliğ ve beyan karakteriyle doğrudan ilişkili olduğunu belirtir.
Tenzîlâ (تنزيلًا)
İbn Fâris, kök anlamı (n-z-l) olan bu kelimenin, bir önceki "nazzalnâ" fiilini pekiştirmek (tekid) amacıyla masdar formunda geldiğini açıklar. Râgıb el-İsfahânî, "tenzîlâ" lafzının meful-ü mutlak olarak kullanılmasının, Kur'an'ın indiriliş eyleminin kesinliğini, ilahiliğini ve bu sürecin parça parça (tedricen) gerçekleştiği gerçeğini şüpheye yer bırakmayacak şekilde teyit ettiğini belirtir. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), bu vurgunun (tenzîlâ), Kur'an'ın Hz. Muhammed'in (s.a.v) kendi sözü veya bir beşer kurgusu olduğu yönündeki iddiaları reddeden, kaynağın mutlak olarak Allah olduğunu perçinleyen edebi ve teolojik bir zirve noktası olduğunu tahlil eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu kelimenin semantik yapısında yer alan "indirme" vurgusunun, yüce hakikatlerin insan idrakine yaklaştırılması ve beşeri dile tenzil edilerek (indirgenerek) anlaşılır kılınması şeklindeki ontolojik süreci simgelediğini derinlemesine ele alır.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla