اِنَّ هٰذَا كَانَ لَـكُمْ جَزَٓاءً وَكَانَ سَعْيُكُمْ مَشْكُوراً۟
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
İnsan Sûresi, 22. Ayet
Daralt
X
-
"Bunlar sizin ödülünüzdür, çabanız boşa gitmemiştir"
Bunlar sizin ödülünüzdür. Bu müjdenin cennetliklere dünyada iken verilmiş olması mümkün olduğu gibi âhirette “Size verilen bu ikramlar, dünyadaki amellerinizin ve çabalarınızın bir karşılığıdır” denilecek olması da mümkündür.
Yorumu Yorumla
-
Kâne (كان)
İbn Fâris, (k-v-n) kökünün var olmak, meydana gelmek, bir halde bulunmak ve sabit kalmak anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu fiilin geçmiş zaman kipi olarak kullanılmasının yanı sıra, ilahi ve eskatolojik (ahirete dair) bağlamlarda zamanı aşan, kesinleşmiş, ontolojik ve değişmez bir gerçeği nitelediğini; ayette ebrâr (iyiler) için hazırlanan bu muazzam ödül tablosunun (cennet nimetlerinin) sonradan ortaya çıkan tesadüfi bir durum değil, en başından beri ilahi adaletin değişmez bir yasası olarak var edildiğini ve kesinleştiğini ifade eder.
Cezâen (جزاء)
İbn Fâris, (c-z-y) kökünün bir şeyin yerine geçmek, bedelini ödemek, bir amelin tam ve eksiksiz karşılığını vermek anlamlarına geldiğini açıklar. Râgıb el-İsfahânî, "cezâ" kavramının yapılan bir eyleme veya emeğe denk düşen, onun yerini bütünüyle tutan mutlak karşılık olduğunu belirterek; ayette sunulan bütün o ihtişamlı cennet nimetlerinin, ebrârın (iyilerin) dünyadaki fedakarlıklarına ve erdemlerine mukabil, ilahi adaletin şaşmaz bir terazisiyle verilmiş kusursuz bir mükafatı temsil ettiğini kaydeder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin semantik yapısındaki "karşılık" vurgusuna dikkat çekerek, genellikle olumsuz bir yaptırım (ceza) algısı oluşturan bu kelimenin, Kur'an'ın ahiret dilinde insanın sabırla ortaya koyduğu ahlaki duruşa, bizzat mutlak kudret sahibi tarafından lütfedilen son derece adil, cömert ve sevindirici bir ödül bağlamında (mükafat olarak) kullanıldığını tahlil eder.
Sa'yukum (سعيكم)
İbn Fâris, (s-a-y) kökünün hızlı adımlarla yürümek, koşuşturmak, bir amaç uğruna yoğun çaba göstermek ve gayret etmek anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "sa'y" kavramının sadece fiziksel bir yürüme olmadığını, insanın niyetini eyleme dökerek sorumluluk alması, dünya hayatındaki zorluklara göğüs gererek erdemli bir hedef doğrultusunda aktif bir biçimde çalışıp çabalaması olduğunu ifade eder; ayette ebrârın dünyadaki hayatının pasif bir bekleyiş değil, ahlaki bir mücadele ve yoğun bir eylem süreci olduğunu kaydeder. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın ahlak ve eylem felsefesinde bu kavramı derinlemesine inceleyerek; "sa'y" lafzının insanın dünyadaki varoluşsal imtihanında (ibtilâ) ortaya koyduğu iradi çabayı, infakı ve sabrı meşrulaştırdığını, ahiretteki mutlak kurtuluşun (eskatolojik selametin) doğrudan bu dünyevi, dinamik ve ahlaki eylemlilik (sa'y) zeminine dayandığını analiz eder.
Meşkûrâ (مشكورا)
İbn Fâris, (ş-k-r) kökünün yapılan bir iyiliği dille ifade etmek, açığa vurmak, takdir etmek ve karşılığını fazlasıyla vermek anlamlarına geldiğini açıklar. Râgıb el-İsfahânî, ism-i meful olan bu kelimenin "teşekkür edilmiş, makbul görülmüş, kıymeti bilinmiş ve övülmüş" anlamına geldiğini belirterek; ebrârın dünyadaki o zorlu çabasının (sa'y) Allah katında asla zayi olmadığını, aksine en yüksek düzeyde takdir edilerek mutlak bir kabule ve ilahi bir teşekküre mazhar olduğunu ifade eder. Toshihiko Izutsu, kelimenin teolojik ve anlamsal boyutunda yatan muazzam sarsıcılığa dikkat çeker; normal şartlarda "şükür" eylemi aciz olan kulun mutlak yaratıcıya karşı sunması gereken fıtri bir borçken (dokuzuncu ayette ebrârın kimseden şükür beklemediği vurgulanmıştı), bu ayette eylemin tersine çevrilerek mutlak yaratıcının kendi kulunun ahlaki çabasını takdir edip onu "meşkûr" (şükredilen/teşekkür edilen) kıldığını, bunun insanı ontolojik olarak ulaşılabilecek en yüce onur ve şeref makamına yükselttiğini derinlemesine tahlil eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu kelimenin insanın varoluşsal hikayesindeki yerine odaklanarak; insanın iyilik yapma çabasının dünyada çoğu zaman nankörlükle veya karşılıksızlıkla karşılaşmasına mukabil, ahiret yurdunda bu emeğin doğrudan "vechullah" (Allah'ın zatı) tarafından sonsuz bir rıza ve takdirle karşılanmasının (meşkûr kılınmasının), ruhun beklediği en mutlak ve eksiksiz ahlaki tatmin olduğunu semantik bir derinlikle ele alır.
Yorumu Yorumla
Yorumu Yorumla