Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

İnsan Sûresi, 17. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    İnsan Sûresi, 17. Ayet

    وَيُسْقَوْنَ ف۪يهَا كَأْساً كَانَ مِزَاجُهَا زَنْجَب۪يلاًۚ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Ve yuskavne fîhâ ke/sen kâne mizâcuhâ zencebîlâ(n)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "Orada onlara, içindekine zencefil katılmış bir kadehten içirilir."

      Cennet Şarabı

      Orada onlara, içindekine zencefil katılmış bir kadehten içirilir. “Mizâc” (مِزَاجُهَا), yani içindekine katılan şey, iki şekilde yorumlanmıştır. Birincisi, dünya şarabının mizacıdır. O da sıcak ve kurudur. Bu, bazan zencefille bazan da başka şeylerle karıştırılır. Böylece sıcaklıkta ve kuruluğunda bir artış meydana gelir. Bu durum, şaraba düşkün olanlar ve ona istek duyanlar tarafından en çok arzu edilen bir durumdur. Allah Teâlâ onlara dünyada içtikleri şarabın âhirette de olduğunu ve dünyada bulunan lezzetlerin âhirette de bulunduğunu bildirmiştir. Âhiretteki nimetler, dünyadakilerden daha lezzetli ve daha üstündür. İkincisi ise şudur: Onlar, dünyada iken nefislerini şehvetlerinden ve lezzetlerinden alıkoymuşlardır. Yüce Allah da onlara dünyada nefislerini alıkoydukları şeylerin aynısını vâdetmiştir ki onlar buna daha bir istek duysunlar ve kalpleri buna daha bir meyletsin. Çünkü kişi, bilmediği ve tatmadığı bir şeye karşı bildiği ve tattığı şeye nazaran daha az istek duyar. Allah Teâlâ, onların nefislerine uygun gelen bir şeyi onlara vâdettiği zaman şevkleri ve istekleri daha bir artar. En doğrusunu Allah bilir.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Yuskavne (يسقون)

        İbn Fâris, (s-k-y) kökünün birine içecek vermek, su vermek ve susuzluğu gidermek anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "saky" eyleminin doğrudan içirmek olduğunu; bu ayette fiilin meçhul (edilgen) kalıpta (yuskavne) kullanılmasının, ebrârın (iyilerin) cennette kendi çabalarıyla bir şey aramadıklarını, onlara özel hizmetçiler tarafından saygı ve ikramla içecek sunulduğunu, eylemin bizzat yüksek bir onurlandırma (teşrif) barındırdığını ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu edilgen yapının semantik analizinde, insanın dünyadayken yoksulları ve esirleri doyurma, içirme (infak) eylemine karşılık, ahirette bizzat ilahi lütuf tarafından ağırlanması ve ona içirilmesi şeklindeki adil ve kusursuz mukabeleyi vurgular.

        Ke'sen (كأسا)

        İbn Fâris, (k-e-s) kökünden gelen bu kelimenin ancak içinde içecek (şarap veya su) bulunduğu zaman kadeh veya kupa anlamına geldiğini, boş kaba ke's denilmediğini açıklar. Râgıb el-İsfahânî, içi dolu kadeh anlamına gelen bu kelimenin, cennet ehline sunulan, aklı bulandıran dünyevi etkilerden arındırılmış, salt bedensel ve ruhsal haz veren pürüzsüz ilahi meşrubatı sembolize ettiğini kaydeder. Arthur Jeffery, kelimenin morfolojik tahlilinde erken Sami dillerindeki, özellikle Aramice ve Süryanicedeki "kâsâ" kelimesine dikkat çekerek, bu lafzın antik Ortadoğu ziyafet kültüründe içecek kadehleri için kullanılan ortak ve yerleşik bir terim olduğunu inceler.

        Kâne (كان)

        İbn Fâris, (k-v-n) kökünün var olmak, meydana gelmek ve bir halde bulunmak anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu fiilin genellikle geçmiş zamanı ifade etse de, Kur'an'ın ahiret tasvirlerinde eşyanın ontolojik gerçeğini ve kalıcı fıtri durumunu nitelemek için kullanıldığını; sunulan içeceğin (ke's) karışımındaki mükemmelliğin sonradan eklenmiş geçici bir tat değil, o nimetin fıtratında var olan kalıcı ve ontolojik bir özellik olduğunu ifade eder.

        Mizâcuhâ (مزاجها)

        İbn Fâris, (m-z-c) kökünün bir şeyi başka bir şeye katmak, karıştırmak ve iki şeyi harmanlamak anlamlarına geldiğini açıklar. Râgıb el-İsfahânî, bir içeceğin tadını, keskinliğini veya kokusunu güzelleştirmek, onu içime en uygun kıvama getirmek için içine katılan katkı maddesine "mizâc" denildiğini; ayette ebrâra sunulan içeceğin sıradan bir sıvı olmadığını, onlara en yüksek lezzeti verecek eşsiz bir rayiha ile özel olarak harmanlandığını belirtir.

        Zencebîlâ (زنجبيلا)

        İbn Fâris, bu kelimenin dilde bilinen, kökleri olan, keskin ve aromatik bir kokuya/tada sahip, içecekleri tatlandırmakta kullanılan meşhur bitki (zencefil) anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, zencefilin ısıtıcı, ferahlatıcı ve hazmı kolaylaştırıcı özelliklerine dikkat çekerek, cennet nimetleri arasında sunulan içeceklerin sadece serinletici değil, aynı zamanda insanın doğasındaki farklı haz noktalarına hitap eden canlandırıcı ve sıcak aromalarla da harmanlandığını, bunun cennetteki mutlak lezzet dengesini (itidal) oluşturduğunu tahlil eder. El-Cevâlîkî, bu kelimenin saf Arapça olmadığını, Farsçadan veya Hintçeden Arap diline geçmiş (mu'arreb) bir lafız olduğunu, nüzul ortamındaki Arapların içeceklerine katarak kullandıkları lüks ve ithal bir baharatı ifade ettiğini kaydeder. Celaleddin el-Suyuti, dilbilimcilerin kelimenin kökeninin Farsça "zengubîl" veya Hint dillerinden geldiği yönündeki tespitlerini aktararak, Kur'an'ın cennet ziyafetini tasvir ederken, o dönem toplumunun ulaşılabilecek en yüksek damak tadı ve zenginlik göstergesi olarak bildiği bu baharat ismini kullandığını belirtir. Arthur Jeffery, kelimenin Hint-İran dil ailesinden geldiğini, Sanskritçedeki "srngavera" kelimesinden Orta Farsçaya (Pahlavi) "singabêl", oradan da Süryaniceye "zangabîl" formunda geçtiğini morfolojik olarak onaylar; geç antik çağ ticaret yollarının en pahalı, en egzotik ve yüksek statü sembolü olan bu lezzetinin, Kur'an metninde eskatolojik bir ödül lüksü olarak yer aldığını analiz eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin semantik ve kültürel analizinde, dönemin Arap toplumunda en kaliteli meşrubatların zencefil katılarak tüketildiğine vurgu yapar; insanın dünya hayatında gösterdiği ahlaki duruşa karşılık, Kur'an'ın onların muhayyilesindeki en lüks, en nadide ve en egzotik ziyafet imgesini kullanarak ahiret ödülünün ihtişamını somutlaştırdığını derinlemesine ele alır. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın cennet tasvirlerindeki ontolojik ve duyusal mükemmelliğe dikkat çekerek; zencefilin temsil ettiği o hafif yakıcı, canlandırıcı ve sıcak rayihanın, insanın psikolojik ve fizyolojik denge ihtiyacına kusursuzca cevap verdiğini, cennetteki ruhani tatminin son derece zengin ve çok boyutlu estetik zevklerle sağlandığını tahlil eder.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X