قَوَار۪يرَ مِنْ فِضَّةٍ قَدَّرُوهَا تَقْد۪يراً
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
İnsan Sûresi, 16. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: sarkan meyveler, yakın gölgeler, ölçü, insan 16, billur kadehler, insan suresi, insan suresi 16. ayet, gümüş kaplar, kader
-
15-16. "Her birinin etrafında gümüş kaplar, billûr kadehler, gümüş beyazlığında şeffaf kupalar dolaştırılır; ölçülerini de isteklerine göre belirlerler."
Her birinin etrafında gümüş kaplar, billûr kadehler dolaştırılır. “Ekvâb” kelimesinin açıklaması, Ğâşiye sûresinde gelecektir. Cenâb-ı Hak, bahsi geçen kupaların gümüş beyazlığında billûr kadehler olduğunu haber vermektedir. Bazıları bunların gümüşten yapılmış olup kupaların şeffaflığına sahiptirler. Şeffaf oldukları için de içlerindeki içecekler dışından görülür demişlerdir. Öte yandan gümüşten yapılmış kaplar sahiplerinin gözünde topraktan yapılmış kaplardan daha üstün ve daha şereflidir. Gümüşteki şeffaflık da aynı şekilde sahiplerinin nazarında kupalardaki şeffaflıktan daha üstün ve daha belirgindir. [Allah Teâlâ gümüşten yapılmış bile olsalar onların şeffaflığının kupaların şeffaflığı gibi olduğunu haber veriyor. Kâvârîr kelimesi] “kavârîran kavârîra min fıddatin” (قَوَارِيرَ قَوَارِيرَ مِنْ فِضَّةٍ) şeklinde değil de “kavârîra kavârîra min fıddatin’ (قَوَارِيرَا قَوَارِيرَ مِنْ فِضَّةٍ) şeklinde bilinen asıl kural doğrultusunda gayr-i munsarıf olarak tenvinsiz okunmuştur. Aynı kelime diğer âyetlerin sonlarına uygun olarak üzerinde vakfederek “Kavârîrâ” (قَوَارِيرَا) şeklinde de kırâat edilmiştir. Bu kelime, vasıl yapılarak tenvinli şekliyle “kavârîran” (قَوَارِيرًا) olarak da okunmuştur. Çünkü kelime âyetin ucundadır. Ölçülerini de isteklerine göre belirlerler. Yani onların isteklerine göre belirlenir. Şöyle de denilmiştir: Onlara gönüllerinde istedikleri ve kalplerinden geçen miktarda (cennet içeceği) içirilir. İçlerinden belli bir miktar geçer geçmez hemen onlara verilir.
Yorumu Yorumla
-
Kavârîra (قواريرا)
İbn Fâris, (k-r-r) kökünün bir yerde sabit kalmak, yerleşmek ve karar kılmak anlamlarına geldiğini, sıvıların içinde muhafaza edildiği şeffaf cam kaplara ve şişelere bu ismin verildiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bir önceki ayette geçen sırça/cam kadehlerin bu ayette tekrar edilmesinin ve hemen ardından "gümüşten" sıfatıyla nitelenmesinin eşyanın tabiatına dair dünyevi algıyı yıktığını; bu kadehlerin camın şeffaflığına, gümüşün ise saflığına ve asaletine sahip, bütünüyle ahiret boyutuna özgü bir lüks ve estetik unsuru olduğunu ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin on beşinci ayetin sonunda ve on altıncı ayetin başında tekrarlanmasının (reddü'l-acz ale's-sadr) edebi bir ahenk ve vecit oluşturduğunu, dünyevi mantıkla kavranamayacak olan "gümüşten cam" paradoksunun, cennet nimetlerinin insan muhayyilesini aşan fiziküstü gerçekliğini (metafizik estetiğini) muhataba sarsıcı bir şekilde hissettirdiğini tahlil eder.
Fıddatin (فضة)
İbn Fâris, (f-d-d) kökünün kırmak, parçalamak ve birbirinden ayırmak anlamlarına geldiğini, gümüş madenine de taşından ayrıştırılarak elde edildiği için bu ismin verildiğini açıklar. Râgıb el-İsfahânî, dünyada gümüşün mat ve içini göstermeyen bir maden olduğunu, ancak bu ayetin bağlamında kadehlerin hem fıdda (gümüş) hammaddesinden yaratılıp hem de kavârîr (cam) şeffaflığında olmasının, ilahi kudretin madde üzerindeki mutlak ve sınırsız tasarrufunu gösterdiğini kaydeder. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), "gümüşten sırçalar" terkibinin estetik ve psikolojik tahlilinde, gümüşün insanda uyandırdığı serinlik, sükûnet ve asalet hissiyle, camın berraklığının birleştiğini; ebrârın (iyilerin) ruhundaki pürüzsüz saflığın ve ulaştıkları mutlak huzurun, onlara sunulan kadehlerin maddesinde adeta görselleşerek tecessüm ettiğini derinlemesine inceler.
Kadderûhâ (قدروها)
İbn Fâris, (k-d-r) kökünün bir şeyin miktarını, ölçüsünü, sonunu belirlemek ve bir işi tam kıvamında yapmak anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "takdir" fiilinin bir şeyi belirli bir ölçüye ve ihtiyaca göre kusursuzca ayarlamak olduğunu ifade eder; ayetteki fiilin öznesinin kadehleri sunan hizmetçiler (vildân) veya bizzat ebrâr (içecek olanlar) olabileceğini belirterek, her iki durumda da sunulan içeceğin kişinin arzusuna, iştahına ve midesinin kapasitesine milimetrik bir uygunlukta, ne bir damla eksik ne bir damla fazla olacak şekilde kusursuzca ölçüldüğünü kaydeder. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın anlamsal alanında "kader/takdir" kavramının genellikle Allah'ın evrendeki kozmik ölçüsünü ifade ettiğini, ancak bu ayette insanın cennetteki estetik ve hazza dair bir eylemine atfedilerek; dünyadaki tüketim alışkanlıklarında var olan israf, doymazlık, eksiklik veya aşırılık gibi kusurların ahiret yurdunda tamamen yok edildiğini, arzunun ve tatminin mutlak bir matematiksel ve ruhsal denge (takdir) içine oturtulduğunu analiz eder.
Takdîrâ (تقديرا)
İbn Fâris, aynı (k-d-r) kökünden masdar olan bu kelimenin, ölçme ve belirleme eylemindeki mutlak isabeti ve kesinliği vurguladığını açıklar. Râgıb el-İsfahânî, fiilin hemen ardından mutlak meful (masdar) olarak kullanılmasının, ölçünün ve kıvamın kusursuzluğunu pekiştirdiğini; içeceğin miktarının ebrârın ruhsal ve bedensel hazzını zirveye taşıyacak o eşsiz denge noktasında sabitlendiğini ifade eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu kavramın semantik yapısında yatan denge unsurunu insanın dünyevi imtihanıyla ilişkilendirerek; dünyadayken nefsini, arzularını ve harcamalarını ilahi ölçülere göre "takdir eden" (ölçülü davranan, israftan ve cimrilikten kaçınan) müminin, bu ahlaki disiplinine ve sabrına karşılık, ahiretteki ödülünün de onun ontolojik varlığına ve o anki psikolojik arzusuna mutlak bir uyum sağlayan ilahi bir "takdir" (kusursuz ölçüm) ile taçlandırıldığını derinlemesine tahlil eder.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla