وَدَانِيَةً عَلَيْهِمْ ظِلَالُهَا وَذُلِّلَتْ قُطُوفُهَا تَذْل۪يلاً
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
İnsan Sûresi, 14. Ayet
Daralt
X
-
"Ağaçlarının gölgeleri üzerlerine sarkmış, meyveleri de istediklerinde hemen koparılacak şekilde hazırlanmıştır."
Ağaçlarının gölgeleri üzerlerine sarkmış. Bu ilâhî beyan, onların nimetlere kavuşacaklarını, sıcak ve soğuktan rahatsız olmayacaklarını ve onlara herhangi bir zahmet dokunmayacağını haber vermektedir. Çünkü dünyada bir mekânın gölgeleri ve ağaçları çok olursa sıcaklık ve soğukluk onlara daha çok ulaşır. Allah Teâlâ, onların gölgelerini ağaçlarla kaplamıştır, tâ ki herhangi bir sıcaklık ve soğukluk onlara ulaşmasın. “Rahmetimizden onlara gölge yaparız. Şüphe yok ki Allah’ın rahmeti, iyilik yapanlara yakındır” meâlindeki beyan da bu doğrultudadır.
Meyveleri de istediklerinde hemen koparılacak şekilde hazırlanmıştır. Yani meyveleri onlara yakındır. Bu yakınlığın, onların hizmetçileri vasıtasıyla olması da mümkündür. Cenâb-ı Hak şöyle buyurmuştur: “Her birinin etrafında ölümsüz gençler pervane olur”. Onların emre âmâde kılınmasından maksat, isterlerse ayakta, dilerlerse oturarak veya yataklarda yatarak onlara ulaşabilirler. Bu meyvelerin emre âmâde oluşundan maksat, -geçmiş bazı âlimlerden nakledildiği gibi- cennet ağaçlarının köklerinin yukarıda, dallarının baş aşağı ve meyvelerinin bu İkisinin arasında olması da olabilir.
Yorumu Yorumla
-
Dâniyeten (دانية)
İbn Fâris, (d-n-v) kökünün bir şeyin mekân, zaman veya konum olarak yakınlaşması, mesafenin ortadan kalkması ve ulaşılabilir olması anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "dünüvv" kavramının uzaklığın zıddı olduğunu; ayette cennet ağaçlarının dallarının ve gölgelerinin, ebrârın (iyilerin) oturdukları veya yaslandıkları yere kadar zahmetsizce uzanmasını, ilahi nimetin onlara bizzat yakınlaştırılmasını ifade ettiğini kaydeder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu kelimenin semantik yapısında yatan "yakınlık ve erişilebilirlik" vurgusuna dikkat çekerek; dünya hayatında iyiliğe ulaşmak veya bir rızkı elde etmek için harcanan yoğun çabanın ahirette tamamen ortadan kalktığını, cennet nimetlerinin hiçbir meşakkat gerektirmeden inananların ayağına geldiğini, onlara doğru eğildiğini tahlil eder.
Zılâluhâ (ظلالها)
İbn Fâris, (z-l-l) kökünün bir şeyi örtmek, gölgelemek, üstünü kaplamak ve bir şeyin uzayıp gitmesi anlamlarına geldiğini açıklar. Râgıb el-İsfahânî, "zıll" (gölge) kavramının güneşin doğrudan vurmasını engelleyen koruyucu ve ferahlatıcı örtü olduğunu belirtir; önceki ayette cennette kavurucu güneşin (şems) olmadığı belirtilmişken burada gölgelerden bahsedilmesinin, sadece sıcaktan korunma amacı gütmediğini, bizzat o ortamın varoluşsal estetiğini, latifliğini ve ruhsal dinlendiriciliğini anlatan özel bir lütuf gölgesi olduğunu ifade eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu kelimenin kullanımındaki derinliğe değinerek, ahiret tasvirlerindeki gölgenin pasif bir karanlık alanı değil; ağaçların, güzelliklerin ve ilahi rahmetin müminin üzerine şefkatle eğilip onu çepeçevre kuşatmasını simgeleyen aktif, konforlu ve psikolojik olarak huzur verici bir sükûnet hâlesi olduğunu derinlemesine inceler.
Zullilet (ذُلِّلَتْ)
İbn Fâris, (z-l-l) kökünün (peltek z ile), bir şeyin zorluğunun gitmesi, yumuşaması, itaatkâr ve boyun eğici hale gelmesi (züll) anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "tezlîl" eyleminin, inatçı ve sert bir şeyi uysallaştırmak, kolayca kullanılabilir, istifade edilebilir ve binilebilir (zelûl) bir forma sokmak olduğunu açıklar; ayette cennet meyvelerinin insanın iradesine mutlak bir boyun eğişle amade kılındığını, kopardıkça yerine yenisinin geldiği itaatkâr bir doğa yapısını ifade ettiğini kaydeder. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın ontolojik hiyerarşisinde bu kökün kullanımını tahlil eder; dünya hayatında müminin yaratıcısına karşı kendi hür iradesiyle gösterdiği ahlaki boyun eğiş ve tevazuya (zillet) karşılık, ahirette tüm kozmik yapının ve tabiat unsurlarının (ağaçların, meyvelerin) o mümine tam bir itaatle boyun eğdirilmesinin (tezlîl), yaratılış gayesine uygun, mükemmel bir adalet ve ödül dengesi oluşturduğunu detaylıca analiz eder.
Kutûfuhâ (قطوفها)
İbn Fâris, (k-t-f) kökünün meyveyi dalından kesmek, koparmak, hasat etmek ve toplamak anlamlarına geldiğini açıklar. Râgıb el-İsfahânî, bu kelimenin "kıtf" lafzının çoğulu olduğunu ve özellikle üzüm salkımı gibi koparılmaya hazır, olgunlaşmış ve bir araya toplanmış meyve kümelerini anlattığını belirtir; meyvelerin en olgun ve en taze anında zahmetsizce elde edilişini sembolize ettiğini kaydeder. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin edebi ve estetik boyutuna odaklanarak, "kutûf" kelimesinin bir önceki boyun eğdirilme (tezlîl) fiiliyle birlikte kullanılmasının muazzam bir bolluk tablosu çizdiğini; dünyevi tarımda ekme, bekleme, budama, tırmanma ve hasat etme gibi zorluklarla elde edilen ürünlerin, ahiret yurdunda en iştah açıcı salkımlar halinde doğrudan ebrârın (iyilerin) eline uzanmasının, insani çabanın son bulduğu mutlak bir konfor durumunu yansıttığını tahlil eder.
Tezlîlâ (تذليلا)
İbn Fâris, (z-l-l) kökünden gelen bu kelimenin masdar (mutlak meful) formunda kullanılarak, itaatin ve uysallığın derecesindeki kesinliği ve eksiksizliği vurguladığını (tekid) belirtir. Râgıb el-İsfahânî, fiilin hemen ardından masdarının getirilmesinin, cennet meyvelerinin insana boyun eğişinde en ufak bir zorluk, erişilmezlik veya pürüz bulunmadığını; kişi ayaktayken, otururken veya yastıklara yaslanıp uzanmışken bile salkımların onun bulunduğu seviyeye kadar kusursuz bir itaatle sarkıtıldığını, nimetin kullanımındaki mutlak hürriyeti ve kolaylığı edebi bir güçle pekiştirdiğini ifade eder.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla