وَيُطْعِمُونَ الطَّعَامَ عَلٰى حُبِّه۪ مِسْك۪يناً وَيَت۪يماً وَاَس۪يراً
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
İnsan Sûresi, 8. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: insan 8, insan suresi 8. ayet, karşılık beklememe, yemeği yedirme, allah rızası, yetim, yoksul, insan suresi, teşekkür beklememe, esir, sevgi
-
"Onlar, kendileri sevip istedikleri halde yoksula, yetime ve esire de yemek verirler"
Yoksul, Yetim ve Esirleri Doyurmak
Onlar, kendileri sevip istedikleri halde yoksula, yetime ve esire de yemek verirler. Âyetin metninde geçen “hub” (حُبِّ) kelimesi, birkaç anlama gelir. Bazan “fedakârlık”, bazan “nefsin bir şeye meyletmesi, kalbin bir şeye eğilim duyması” anlamında kullanılır. Bu kelimeyle bazan da “şehvet” mânası kastedilir. Burada “hub” (حُبّ) kelimesiyle kastedilen mâna, “şehvet”tir. Bu durumda âyette geçen “alâ hubbihî” (عَلَى حُبِّهِ) şehvet derecesinde istek duydukları ve ihtiyaç içinde oldukları halde demek olur. Bazıları onlar yiyecek maddelerinin az bulunduğu durumlarda yoksula, yetime ve esire yemek verirler demişlerdir. Bazılar da âyete şu anlamı vermişlerdir: Onlar kendileri sevdikleri ve düşkün oldukları halde yoksula, yetime ve esire de yedirirler. Resûl-i Ekrem’den (a.s.) rivayet edilen bir haberde ifade edildiği gibi yaşama umutları kalmadığı zaman değil, kendileri istedikleri ve çok düşkün oldukları halde yoksula, yetime ve esire yedirirler. Hz. Peygamber (a.s.) şöyle buyurmuştur: “Sadakanın en üstünü, sağlığın yerinde ve cimri olup, fakirlikten korktuğun, zenginliğe tamah ettiğin halde verdiğin sadakadır”.
Yorumu Yorumla
-
Yut'imûne (يُطْعِمُونَ)
İbn Fâris, (t-a-m) kökünün bir şeyi yutmak, tatmak ve yemek yemek anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, fiilin başkasına yiyecek vermek, doyurmak ve rızıklandırmak anlamına geldiğini ifade eder; ayette ebrârın (iyilerin) sadece kendi ihtiyaçlarını gidermekle kalmayıp, sahip oldukları nimetleri başkalarına aktarma ve yedirme eylemini sürekli, istekli ve aktif bir şekilde gerçekleştirdiklerini tahlil eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu eylemin semantik analizinde yedirme işinin sıradan bir gösteriş veya sosyal zorunluluktan ziyade, insanın kendi içindeki bencillik duygusunu aşarak gerçekleştirdiği derin ahlaki bir infak ve diğerkâmlık eylemi olduğunu vurgular.
Et-Taâme (الطعام)
İbn Fâris, aynı (t-a-m) kökünden gelen bu kelimenin yenilen her türlü gıda ve hayatı idame ettiren rızık anlamına geldiğini açıklar. Râgıb el-İsfahânî, taam kelimesinin besin değeri taşıyan, özellikle de insanın temel gıdası olan buğday ve benzeri yiyecekler için kullanıldığını kaydeder; ayetin bağlamında bu kelimenin iyilerin elinde bulunan, hayatta kalmaları için önem taşıyan ve bizzat ihtiyaç duydukları değerli maddi rızkı sembolize ettiğini belirtir.
Hubbihî (حُبه)
İbn Fâris, (h-b-b) kökünün bir şeye meyletmek, onu arzulamak, sevmek ve üstün tutmak anlamlarını barındırdığını ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, sevgi (hubb) kavramının insanın içsel eğilimi ve şiddetli muhabbeti olduğunu belirterek, buradaki zamirin (hi) kime veya neye döndüğüyle ilgili iki yoruma dikkat çeker: İnsanın yemeğe (mala) olan şiddetli ihtiyacına ve sevgisine rağmen onu başkasına vermesi ya da salt Allah sevgisi (Allah rızası) uğruna bu eylemi gerçekleştirmesidir. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın ahlak semantiğinde bu ifadenin çok kilit bir rol oynadığını, insanın doğasındaki mala karşı duyulan şiddetli fıtri bağlılığı ve bencilliği (hubb-i mal) kırarak, bunu Allah sevgisi ve rızası gibi çok daha yüce ve aşkın bir teolojik motivasyona feda etme iradesini gösterdiğini detaylıca analiz eder.
Miskînen (مسكينا)
İbn Fâris, (s-k-n) kökünün hareketin zıddı olarak durmak, hareketsiz kalmak, sakinleşmek anlamlarına geldiğini, miskinin de yoksulluk ve çaresizlikten dolayı hareket kabiliyetini yitirmiş, adeta yere çakılıp kalmış kişi olduğunu kaydeder. Râgıb el-İsfahânî, yoksulluğun kişiyi aciz ve hareketsiz (sükun) bıraktığı en alt aşamadaki kişiye miskin dendiğini, bu kişinin fakirden çok daha muhtaç durumda olduğunu, hiçbir gelir kapısı veya çaresi bulunmayan, toplumun en savunmasız kesimini ifade ettiğini aktarır. Arthur Jeffery, kelimenin antik Sami dillerindeki kökenini inceleyerek, Aramice ve Süryanicedeki "meskînâ" veya Akkadcadaki "muşkenu" (boyun eğmiş, alt tabakadan insan) formlarıyla bağlantısına dikkat çeker ve bu kavramın erken dönem Ortadoğu kültürlerinde zayıf, boynu bükük ve himayeye muhtaç alt sınıfları tanımlamak için kullanılan, sonrasında Arapçaya yerleşen ortak bir kültürel terim olduğunu morfolojik bir perspektifle tahlil eder.
Yetîmen (يتيما)
İbn Fâris, (y-t-m) kökünün tek başına kalmak, yalnızlaşmak ve eşi benzeri olmamak anlamlarına geldiğini; babasını kaybedip korumasız ve tek başına kalan çocuğa bu ismin verildiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, insanlarda ergenlik çağına gelmeden babasını, hayvanlarda ise anasını kaybeden yavruya yetim denildiğini; ayette toplumun himayeye en muhtaç, güçsüz ve kendi ayakları üzerinde duramayan kesimi olarak iyilerin şefkatine mazhar olan kişileri simgelediğini ifade eder. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın ahlak sisteminde yetim kavramının sosyo-ekonomik bağlamını derinlemesine tahlil ederek, İslam öncesi kabile toplumunda korumasız olan yetime yardım etmenin sadece duygusal bir iyilik değil, kabilenin güç ve çıkar odaklı bencil yapısını sarsan, toplumsal adaleti tesis eden en temel ahlaki ve ontolojik erdemlerden biri olduğunu vurgular.
Esîrâ (أسيرا)
İbn Fâris, (e-s-r) kökünün bir şeyi deriden yapılmış bir iple (isar) sıkıca bağlamak anlamına geldiğini, esirin de savaşta veya başka bir sebeple ele geçirilip bağlanan, hapsedilen kişi olduğunu açıklar. Râgıb el-İsfahânî, başlangıçta fiziksel olarak bağlanan kişiler için kullanılan bu kelimenin sonradan her türlü tutsak ve hürriyetini kaybetmiş kişi için kullanıldığını belirtir; ayetin bağlamında bu kişinin inancı ne olursa olsun özgürlüğünden mahrum kalmış, çaresiz bir tutsak olduğunu kaydeder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, ayetteki esir kelimesinin semantik ve ahlaki boyutunu ele alırken, iyilerin (ebrârın) infak ve merhametinin sadece kendi dindaşlarına, kabilelerine veya yakınlarına değil; onlara düşmanlık etmiş ve esir düşmüş kimselere kadar uzandığını, bu durumun İslam ahlakındaki diğerkâmlığın hiçbir karşılık beklemeyen, sınır tanımayan en evrensel, en saf ve en üstün halini yansıttığını tahlil eder.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla