يُوفُونَ بِالنَّذْرِ وَيَخَافُونَ يَوْماً كَانَ شَرُّهُ مُسْتَط۪يراً
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
İnsan Sûresi, 7. Ayet
Daralt
X
-
"Onlar, verdikleri sözü yerine getirirler ve dehşeti her yerde hissedilen bir günden korkarlar."
Onlar, verdikleri sözü yerine getirirler. Âyette yer alan “nezr” (بِالنَّذْرِ) kelimesi, “verilen söz” anlamına gelir. Bu kelimeyle Allah Teâlâ’nın yüklemiş olduğu fariza ve hakların tamamının kastedilmiş olması da mümkündür. Dolayısıyla Cenâb-ı Hakk’ın buyrukları “ahd”i olmuş olur, tıpkı şu İlâhî beyanda olduğu gibi: “Bana verdiğiniz sözü yerine getirin”. “Nezr” kelimesiyle Cenâb-ı Hakk’ın yükümlü tuttuğu konular dışında kulların yapmayı ahdettikleri ibadetlerin kastedilmiş olması da mümkündür. Âyet-i kerîme, bu kulların İlâhî buyrukları yerine getirdiklerini ve bunun yanında başka ibadetlerle O’na yaklaştıklarını haber vermektedir. Dolayısıyla onlar kendilerine yükledikleri yükümlülükleri yerine getirdikleri için övülmeyi hak etmiş oldular. Allah Teâlâ bir başka âyette meâlen şöyle haber vermektedir: “Kendilerinin icat ettikleri ruhbanlığa gelince, biz onlara bunu emretmemiştik; sırf Allah’ın hoşnutluğunu kazanmak için yapmışlardı, ama buna hakkıyla riayet etmediler”. Kınanmaya mâruz kalmaları, Allah Teâlâ’nın üzerlerine yükümlü kılmadığı şeyi yükledikleri için değil, verdikleri söze riayet etmedikleri içindir.
Dehşeti her yerde hissedilen bir günden korkarlar. Denilmiştir ki o günün felâketi dehşetli olacak ve gökleri, yerleri ve her şeyi kaplayacaktır. Öyle ki gökler yarılacak, yıldızlar dağılacak ve dağlar parçalanıp toz haline gelecektir. Bunun mânası şudur: O günün dehşeti göktekilerle yerdekiler arasında öyle yayılacak ve her yeri öyle kaplayacaktır ki orada bulunanlar (melekler) bile canlarının derdine düşecektir. Âyette geçen 'müstatîr” (مُسْتَطِيرًا) kelimesinin “uzun” anlamına geldiği söylenmiştir. Arapça’da “istetârar-raculu’ (اسْتَطَارَ الرَّجُلُ) şeklinde bir deyim vardır. “Gazabı şiddetli” oldu anlamındadır. “îstetâra’l-emru” (اسْتَطَارَ الْأَمْرُ) ise “durum şiddetlendi” demektir. Buna göre “müstatîr” şiddetli demek olur.
Yorumu Yorumla
-
Yûfûne (يوفون)
İbn Fâris, (v-f-y) kökünün bir şeyin tam olması, eksiğinin bulunmaması, verilen sözün veya üstlenilen görevin noksansız yerine getirilmesi anlamlarını taşıdığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "vefa" kavramının bir anlaşmayı veya yükümlülüğü mükemmel bir şekilde tamamlamak olduğunu; bu ayette ebrârın (iyilerin) Allah'a verdikleri sözleri ve boyunlarına aldıkları dini yükümlülükleri eksiksiz, samimiyetle yerine getirmelerini ifade ettiğini açıklar. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, buradaki vefa ve adağı yerine getirme eyleminin sadece şarta bağlı basit adaklardan ibaret olmadığını, insanın yaratıcısıyla yaptığı o ilk varoluşsal sözleşmeye (misak) duyulan derin sadakati ve ahlaki sorumluluklara karşı gösterilen mutlak bağlılık tutumunu temsil ettiğini tahlil eder.
Nezri (النذر)
İbn Fâris, (n-z-r) kökünün aslen kişinin kendisine farz olmayan bir şeyi zorunlu kılması veya bir tehlikeye karşı uyarıda bulunması anlamlarına geldiğini kaydeder. Râgıb el-İsfahânî, adak (nezr) kelimesinin, kişinin kendi hür iradesiyle, içinden gelerek bir ibadeti veya iyiliği yapmayı boynuna borç kılması olduğunu belirtir; iyilerin bu taahhütlerini gösterişten uzak, salt ilahi rızayı gözeterek yerine getirdiklerine vurgu yapar. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın ahlak sisteminde "nezr" kavramını ontolojik bir sorumluluk çerçevesinde ele alarak, soyut bir inancın, kişinin kendi iradesiyle somut, bağlayıcı ve pratik bir ahlaki eyleme dönüşmesinin, imanın içselleştirilmesindeki en güçlü göstergelerden biri olduğunu detaylandırır.
Yehâfûne (يخافون)
İbn Fâris, (h-v-f) kökünün hoşa gitmeyen, zarar verecek bir durumun başa geleceği beklentisiyle duyulan endişe, ürperti ve korku anlamına geldiğini açıklar. Râgıb el-İsfahânî, "havf" kavramının yaklaşmakta olan bir tehlike veya azap beklentisi olduğunu, ancak bu ayette ebrârın (iyilerin) hissettiği korkunun pasif, felç edici bir fobi değil; aksine onları kötülüklerden alıkoyan, ahlaki bir uyanıklık sağlayan ve sorumluluk bilincini diri tutan saygı dolu bir çekinme duygusu olduğunu ifade eder. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), bu eylemin psikolojik boyutunu inceleyerek, hesap gününün dehşetinden duyulan bu korkunun, müminin ruh dünyasında onu dünyaya aşırı bağlanmaktan ve kibre düşmekten koruyan çok güçlü, yapıcı ve dengeleyici bir ahlaki dinamik olarak işlev gördüğünü analiz eder.
Yevmen (يوما)
İbn Fâris, (y-v-m) kökünün güneşin doğuşundan batışına kadar geçen zaman dilimini ifade ettiği gibi, büyük ve önemli olayların yaşandığı uzun zaman dilimleri veya devirler için de kullanıldığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin normal gün anlamının yanı sıra, eskatolojik (ahirete dair) bağlamlarda hesap ve kıyamet gününü, yani mutlak adaletin tecelli edeceği, kozmik ve devasa ölçülerdeki o dehşet verici zaman dilimini nitelemek için kullanıldığını kaydeder.
Şerruhu (شره)
İbn Fâris, (ş-r-r) kökünün hayrın zıddı olarak kötü, zararlı, istenmeyen şeylerin yayılması ve açığa çıkması anlamlarını taşıdığını açıklar. Râgıb el-İsfahânî, "şerr" kavramının herkesin doğası gereği reddettiği, tiksindiği ve kaçındığı zarar verici her türlü durum olduğunu; ayette ise kıyamet gününün barındırdığı şiddetli azabı, korkuyu, yıkımı ve nankörler için hazırlanmış o kaçınılmaz, tahammül edilemez eskatolojik felaketi ifade ettiğini belirtir.
Mustetîrâ (مستطيرا)
İbn Fâris, (t-y-r) kökünün uçmak, havalanmak anlamına geldiğini, ancak bu kelimenin mecazen bir şeyin çok hızlı ve geniş bir alana yayılması, dağılması anlamında kullanıldığını kaydeder. Râgıb el-İsfahânî, "tayerân" (uçmak) kökünden türeyen bu kelimenin, zararı ve kötülüğü her yere ulaşıp yayılan, kaçıp kurtulması imkansız olan geniş çaplı bir felaketi anlattığını; o günün dehşetinin ufukları kaplayacak kadar kapsayıcı olacağını ifade eder. Celaleddin el-Suyuti, dilbilimcilerin bu kelimenin kullanımıyla ilgili tespitlerini aktararak, ışığı ufka yayılan şafak vakti için "fecr-i mustetîr" denildiğini, Kur'an'ın bu edebi benzetmeyi kullanarak kıyamet gününün şerrinin de tıpkı şafağın aydınlığı gibi ufukları kaplayan, engellenemez ve her şeyi kuşatan karanlık bir yayılma sergileyeceğini vurguladığını kaydeder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, kelimenin semantik yapısındaki dinamizme dikkat çekerek, "mustetîr" lafzının ahiret günündeki felaketin kontrol edilemez, statik olmayan, sürekli genişleyen ve insanın ruhunu dehşete düşüren apokaliptik boyutunu, kozmik bir şiddet tasviriyle ortaya koyduğunu tahlil eder.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla