Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

İnsan Sûresi, 6. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    İnsan Sûresi, 6. Ayet

    عَيْناً يَشْرَبُ بِهَا عِبَادُ اللّٰهِ يُفَجِّرُونَهَا تَفْج۪يراً​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    ‘Aynen yeşrabu bihâ ‘ibâdu(A)llâhi yufeccirûnehâ tefcîrâ(n)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "Bir su kaynağı ki Allah'ın has kulları istedikleri yerlere akıtarak ondan bol bol içerler."

      Bir su kaynağı ki Allah’ın has kulları ondan bol bol içerler. Bu İlâhî beyanın anlamı şöyledir: Allah’ın has kulları bunlardan içerler, ama bizzat eğilip de ağızlarını dayayarak içmezler. Su kaynağına Arapça’da “ayn” denilmesi, göz anlamına gelen “ayn’ın ona ilişmesi dolayısıyladır. İstedikleri yerlere akıtarak. Âyette o pınarın suyunun aktığı ve onu diledikleri yere akıttıkları haber verilmektedir. Öte yandan aynı âyette bahsi geçen “kullar”, Allah Teâlâ’ya itaat eden ve üzerlerine düşen vecîbeyi yerine getirenlerdir. Bunlar yüce Allah’ın haklarında şöyle buyurduğu kimselerdir: “Şüphesiz, sapmışlardan sana uyacak olanlar dışında kullarım üzerinde senin hâkimiyetin olmayacaktır”.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Aynen (عينا)

        İbn Fâris, (a-y-n) kökünün göz, pınar, su kaynağı, bir şeyin bizzat kendisi ve casus gibi çok farklı anlamlara gelen müşterek bir lafız olduğunu belirtir. Yerden suyun fışkırmasının gözden yaş akmasına benzetilmesinden veya o kaynağın yeryüzünün en değerli uzvu (gözü) gibi görünmesinden dolayı su kaynağına "ayn" denildiğini açıklar. Râgıb el-İsfahânî, bu kelimenin suyun kaynadığı ve fışkırdığı yer (pınar) anlamına geldiğini, ayette cennet ehline sunulan ve kâfur ile harmanlanan o özel içeceğin ana kaynağını, bitmez tükenmez bir ilahi lütuf pınarını ifade ettiğini kaydeder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin ayetteki bağlamında sıradan bir su pınarından ziyade, dünyada hakikati örtmeyen ebrâr (iyiler) için özel olarak var edilmiş, içtikçe tükenmeyen ve kesintisiz akan spesifik bir cennet nimetini sembolize ettiğini tahlil eder.

        Yeşrebu (يشرب)

        İbn Fâris, (ş-r-b) kökünün su veya sıvı bir şeyi içmek, yudumlamak ve içine çekmek anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu eylemin cennet ehli için sıradan bir hararet giderme faaliyeti olmadığını, Allah'ın has kullarının o özel kâfur pınarından doğrudan, kana kana, en yüksek ruhsal ve bedensel lezzeti alarak içmelerini ifade ettiğini aktarır.

        İbâdu (عباد)

        İbn Fâris, (a-b-d) kökünün yumuşaklık, boyun eğme, ram olma ve zillet (tevazu) anlamlarına geldiğini; insanın yaratıcısına karşı kendi acziyetini kabul edip ona itaat etmesi durumunu anlattığını açıklar. Râgıb el-İsfahânî, kulluk (ibadet) kavramının nihai derecede tevazu ve boyun eğiş olduğunu belirtir. Kur'an'da "ibâd" kelimesinin, genellikle Allah'a kendi hür iradesiyle, sevgi ve bilinçle yönelen seçkin kullar için kullanıldığını, ayetteki "Allah'ın kulları" izafetinin (tamlamasının) o kişilerin ilahi makamdaki şerefini ve samimi aidiyetini gösterdiğini ifade eder. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın dini-ahlaki sisteminde "abd" (kul) kavramının, İslam öncesi cahiliye dönemindeki sıradan sosyal kölelik anlamından çıkarılarak, mutlak yaratıcı karşısında insanın varoluşsal konumunu idrak etmesi ve kibirden (istiğna) arınarak özgür iradesiyle O'na teslim olması şeklinde yüksek ve ontolojik bir teolojik konuma yüceltildiğini, "ibadullah" kavramının da bu ahlaki yetkinliğin zirvesini temsil ettiğini derinlemesine analiz eder.

        Allâhi (الله)

        İbn Fâris, (e-l-h) kökünden geldiği genel kabul gören bu ismin, kendisine ibadet edilen, sığınılan ve yönelinen mutlak varlık anlamını taşıdığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu lafzın gerçek mabudun özel ismi olduğunu, akılların O'nun mutlak mahiyetini kavramakta hayrete düşmesi (elehe) kökünden geldiğine dair dilbilimsel görüşlere yer vererek, ayette "kullar" kelimesinin doğrudan Allah ismine izafe edilmesinin o kişileri onurlandırdığını (teşrif) kaydeder. Arthur Jeffery, kelimenin etimolojik kökeninin erken Sami dillerindeki, bilhassa Aramice veya Süryanicedeki "Alaha" kelimesiyle akrabalığını morfolojik olarak inceler; bu ismin Arapçada "El-İlah" (belirli ve tek tanrı) formundan evrildiğini, İslam öncesi dönemde de en yüce yaratıcı güç olarak bilindiğini, ancak Kur'an'ın bu ismi her türlü ortaklıktan (şirkten) arındırarak mutlak tevhid inancının tam merkezine yerleştirdiğini tarihi ve filolojik bir perspektifle tahlil eder.

        Yufeccirûnehâ (يفجرونها)

        İbn Fâris, (f-c-r) kökünün bir şeyi yarmak, açmak, genişletmek ve içinden suyun şiddetle fışkırmasını sağlamak anlamlarına geldiğini, şafağın sökmesine de gecenin karanlığını yardığı için "fecr" denildiğini açıklar. Râgıb el-İsfahânî, suyun yeri yararak bolca akması ve fışkırması eylemi olan bu fiilin, cennetteki pınarın doğrudan ebrârın (kulların) iradesine ve arzusuna ram olduğunu gösterdiğini; pınarı oturdukları yerlere, köşklerine veya arzu ettikleri her yöne zahmetsizce, kolaylıkla akıtabileceklerini ve yönlendirebileceklerini ifade ettiğini aktarır.

        Tefcîrâ (تفجيرا)

        İbn Fâris, aynı (f-c-r) kökünden masdar olan bu kelimenin, yarmak ve şiddetle akıtmak eylemini pekiştirdiğini (tekid) kaydeder. Râgıb el-İsfahânî, fiilin hemen ardından mutlak meful (masdar) olarak gelmesinin, akıtma ve fışkırtma eylemindeki gücü, bolluğu ve sürekliliği vurgulamak için olduğunu, suyun kontrolünün tamamen iyilerde bulunduğunu ve o pınarın debisinin hiçbir zaman eksilmeyeceğini edebi bir güçle ortaya koyduğunu belirtir. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu kelimenin semantik analizinde, tef'îl babından masdar olarak gelmesinin eylemdeki yoğunluğu, şiddeti ve bereketi ifade ettiğine dikkat çeker; insanın dünyadaki zorlu ibtilâ (sınanma) sürecinde nefsini ve iradesini ilahi rızaya uygun şekilde kontrol altında tutmasına mukabil bir ödül olarak, ahirette doğa kanunlarını ve muazzam cennet nimetlerini kendi iradesine göre dilediği gibi yönetebilme yetkisini elde ettiğini, bu kelimenin söz konusu ilahi lütfu sembolize ettiğini derinlemesine ele alır.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X