Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

İnfitâr Sûresi, 11. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    İnfitâr Sûresi, 11. Ayet

    كِرَاماً كَاتِب۪ينَۙ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Kirâmen kâtibîn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      10-11. "Oysa sizi gözetleyen muhafızlar, değerli yazıcılar var."

      Sizi gözetleyen muhafızlar var. [İnkârcılar, üzerlerinde hafaza meleklerinin olduğunu bilmezlerdi, çünkü melekleri görmüyorlardı. Onlarla ilgili bilgi ancak haber yoluyla olur]. İnkârcılar peygamberin haberlerini de kabul etmiyorlardı ve onlara inanıyor değillerdi. Allah onlara üzerlerinde hafaza melekleri olduğunu bildirdi. Onları bu konuda cehalet içinde koyan saik, konu hakkında düşünme ve nazar etme gibi bilgi sahibi olmayı gerektirici yollara başvurmamaları idi. Bu beyanda şu deliller mevcuttur. Allah'ın delili kâfirleri de ilzam eder, cehaletleri kendileri için bir mazeret oluşturmaz, çünkü onları buna sevk eden asıl sebep insafı terk etmek ve hakşinaslılıktan uzak durmaktır. Eğer onlar öyle yapmayıp da insaf sahibi olsalar, her şeyi uygun şekilde düşünselerdi o takdirde bu insaf hali onları gerçeğe ulaşmaya ve yapmaları gereken işlerin bilgisine götürürdü.

      Ayrıca daha önce de belirttiğimiz gibi kişi, üzerinde bir gözcü olduğunu bilirse, bu onu murakabe haline götürür de sorguya çekileceği işleri yapmaktan uzak durur. Allah bizi uyardı ve üzerimizde gözetleyen melekler olduğunu bildirdi ki onlara saygılı olalım ve onları üzecek türden kötü işler yapmayalım.

      Allah, bu meleklerin değerli olduklarını da belirtti ki biz saygın kimselerle birlikte olduğumuz şuuru içinde olalım. Saygın kişilerle sohbetin âdabı, onlara saygılı olmak, onlara karşı çıkmaktan sakınmak, onları üzecek şeyleri işlemeye yanaşmamaktır. "Değerli yazıcılar" nitelemesinin mânası işte budur.

      Meleklerin saygınlıklarını zikretmekte bir başka nükte daha vardır: Yazıcı meleklerin "değerli yazıcılar" olmaları onların Allah katında değerli olmaları demektir. Allah katında değerli olan da müttakî olan, yani takvâ üzere olup her türlü yasak işlerden uzak duran ve emredilen işleri elden geldiğince yapmaya çalışandır. Nitekim Allah şöyle buyurmuştur: "Allah katında en değerli olanınız O'na itaatsizlikten en fazla sakınanınızdır (takvâ üzere olanınızdır)". Burada şuna işaret de vardır: Bu melekler amellerin yazılması işinde ne eksiltme ne de bir ilâvede bulunurlar, her fiili olduğu gibi yazarlar. Nitekim Cibrîl'in kuvvet ve emanet özelliklerinden bahsederken meleklerin kendilerine tevdi edilen görevi yerine getirmekte ihmal ve kusur gösteremeyeceklerini belirtmiş idik.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Kirâmen (كِرَامًا)

        İbn Fâris, k-r-m kökünün temel manasının bir şeyin şerefi, üstünlüğü, asâleti ve bir karşılık beklemeksizin cömertçe vermesi olduğunu belirtir. Bu kökün, değersizliğin ve cimriliğin tam zıttı bir mahiyet taşıdığını ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, "kerem" kavramını bir varlığın sahip olduğu erdemleri ve güzellikleri kolaylıkla, büyük bir asâletle ortaya koyması şeklinde tanımlar. Ayetteki meleklerin "kerim" olarak nitelenmesini, onların ilahî huzurdaki şereflerine, yaratılışlarındaki temizliğe ve insanlara karşı duydukları hayırhahlığa bağlar; onların sadece görevlerini yapan memurlar değil, aynı zamanda yüksek bir ahlakî mertebeye sahip seçkin varlıklar olduğunu vurgular. Arthur Jeffery, kelimenin Arapça kökenli olmakla birlikte, Süryanice "ikrâmâ" ve diğer Sami dillerindeki onur/değer bildiren formlarla derin bir anlamsal bağ taşıdığını kaydeder. Toshihiko Izutsu, Cahiliye döneminde kabilenin en soylu ve cömert üyelerini tanımlayan "kerem" kavramının, Kur'an'da etik-dinî bir dönüşüm geçirdiğini belirtir. Burada meleklerin "kerim" sıfatıyla anılmasının, onların rüşvet, iltimas veya hata gibi insanî zaaflardan münezzeh, mutlak güvenilir ve saygın şahitler olduklarını simgelediğini ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu sıfatın meleklerin amelleri kaydederken takındıkları vakur ve asil tavrı temsil ettiğini, onların insanın haysiyetine saygı duyan "onurlu" yazıcılar olduğunu dile getirir.

        Kâtibîn (كَاتِبِينَ)

        İbn Fâris, k-t-b kökünün temel manasının "bir şeyi diğerine eklemek, parçaları birleştirerek bir bütün oluşturmak" olduğunu ifade eder. Deri parçalarının birbirine dikilmesine "ketbe" denilmesinden hareketle, harflerin ve kelimelerin bir araya getirilerek bir anlam bütünlüğü oluşturulmasına da "kitâbet" (yazı yazma) denildiğini açıklar. Râgıb el-İsfahânî, bu kavramın aslen bir şeyi bir düzene sokmak ve belgelemek olduğunu belirtir. Ayetteki "kâtibîn" nitelemesinin, insanların amellerinin sadece bir gözlem olarak kalmadığını, aynı zamanda kalıcı, silinmez ve üzerinde tartışma götürmez bir biçimde "tespit ve tescil" edildiğini simgelediğini söyler. Arthur Jeffery, k-t-b kökünün tüm merkezi Sami dillerinde (İbranice "kâtab", Süryanice "ktab") "yazmak" anlamında ortak bir miras olduğunu vurgulayarak, Kur'an'ın bu kadim kökü ilahî kayıt sistemini ifade etmek için en teknik haliyle kullandığını belirtir. Gabriel Said Reynolds, kelimenin bu bağlamda kullanımının, geç antik dönem dinî literatüründeki "göksel kayıtlar" ve "amel defterleri" tasavvuruyla doğrudan ilişkili olduğunu; bunun ilahî adaletin somut bir belgesi niteliği taşıdığını ifade eder. Prof. Dr. Hidayet Aydar, fiilin ism-i fail ve çoğul formda gelmesinin, bu yazma eyleminin bir ihtisas işi olduğunu ve her an, her birey için kesintisiz bir şekilde icra edildiğini, hiçbir eylemin bu kayıt ağının dışına kaçamayacağını temsil ettiğini dile getirir.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X