كَلَّا بَلْ تُكَذِّبُونَ بِالدّ۪ينِۙ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
İnfitâr Sûresi, 9. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: infitar suresi 9. ayet, infitar 9, din gününü yalanlama, terkip, infitar suresi, istediği suret, hayır
-
"Hayır! İnanacak yerde siz hâlâ dini yalan sayıyorsunuz."
"Kellâ" kelimesinin uyarı ve sakındırma anlamında olduğu kabul edilirse o takdirde âyetin kendinden öncekine ve sonrasına atfedilmesi mümkün olur. "Gerçekten" anlamında yemin mânasının verilmesi halinde de aynı şekilde her iki duruma da atfedilmesi yerinde olur. "Dini yalan sayıyorsunuz" derken "din"den maksat İslâm dini olabilir. Kural şudur: "Din" kelimesi her ne zaman mutlak olarak kullanılırsa onunla hak din, yani İslâm kastedilir. Aynı şekilde kitap da öyledir; mutlak olarak belirtilmesi halinde Allah'ın kitabı, yani Kur'ân anlamına gelir. Dinden maksadın ölümden sonra diriltilme ve dünyada yapılıp edilenlerin karşılığını bulma kastedilmesi de mümkündür. "Din günü" denilmesi, daha önce de belirttiğimiz gibi insanların yapıp ettiklerinin karşılığını bulması sebebiyledir. Bundaki hikmet -en doğrusunu Allah bilir ya- şudur: Onlar Allah Teâlânın “ahkemü'l-hâkimîn", yani "hüküm verenlerin en güçlüsü ve hikmetlisi" olduğunu kabul etmektedirler. Hal böyle iken din gününü inkâr etmeleri Allah'ın ahkemü'l-hâkimîn, yani hüküm verenlerin en güçlüsü ve hikmetlisi değil -Hâşâ!- sefihlerin en sefihi olması sonucunu gerekli kılar. Çünkü dünyanın sonu fena bulmak, yok olmaktır. Onlar, âhiret hayatını inkâr etmeleri halinde o zaman Allah'ın dünyayı sırf yok olup gitmesi için yarattığını sanmış olurlar. Bir kimse bir bina yapacak ve onu inşa etmesindeki yegâne amaç da onu yıkmak ve yok etmek olacak, böyle birisi sefih olmaz mı? Bütün yapıp ettikleri boşuna ve anlamsız olmaz mı? Bu itibarla onların âhireti inkâr etmelerinin yegâne sonucu, yaratıcının hikmetten uzak olduğunu, ona uygun düşecek olan niteliğin sefihlik olduğunu ortaya koymak olur. Allah, onların bu kabilden sözlerinden ve isnatlarından çok yüce ve münezzehtir. Bu husus, şu ilâhî beyanda belirtildiği gibidir: "Göğü, yeri ve ikisi arasındakileri boş yere yaratmadık. Bu, inkâr edenlerin zannıdır. Cehennem ateşinden vay o inkârcıların başına geleceklere!" Aslında onlar göğün ve yerin boşu boşuna yaratılmış olduğunu iddia etmiyorlar, böyle bir zanda da bulunmuyorlardı. Ne var ki onların ölümden sonra diriltilmeyi ve ceza görmeyi inkâr etmeleri, onların boşu boşuna yaratılmış olması gibi bir sonucu gerekli kılmaktadır. Buna göre onların âhiret hayatını inkâr etmeleri O'nun hakkında "ahkemü'l-hâkimîn", yani "hüküm verenlerin en güçlüsü ve hikmetlisi" denilmesi ile çelişmekte ve onu ortadan kaldırmaktadır. Hâşâ! Allaha sefihlik gibi bir isnadın yapılması sonucunu vermektedir. Allah Teâlâ, onların bu türden nitelemelerinden uzak ve yücedir.
Yorumu Yorumla
-
Tükezzibûne (تُكَذِّبُونَ)
İbn Fâris, k-z-b kökünün temel manasının bir şeyin aslına uygun olmaması, gerçeğin hilafına bir durumun belirmesi ve "sıdk" (doğruluk) kavramının tam mukabili olduğunu belirtir. Bu kök, bir bilginin veya durumun ontolojik gerçekliğini reddetmek, onu geçersiz kılma iradesi göstermek anlamına gelir. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin "tef'îl" kalıbındaki bu kullanımının, sadece birinin yalan söylediğini iddia etmek değil, kasten ve bilinçli bir şekilde mutlak gerçeği inkâr etmek, ona "yalan" damgası vurarak hayatın dışına itmek manasına geldiğini ifade eder. Ayetteki bağlamın, hakikatin üstünü örtme ve ona karşı bir cephe alma eylemini kapsadığını vurgular. Toshihiko Izutsu, "tekzip" kavramının Kur'an'ın semantik dünyasında "küfür" ve "inkâr" ile yapısal olarak iç içe geçmiş, ahlaki ve ontolojik bir tavrı temsil ettiğini savunur; ona göre bu, Allah'ın vahyine ve kozmik ayetlerine karşı takınılan aktif, dinamik, inatçı ve meydan okuyan bir reddediş biçimidir. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), fiilin muzarî (geniş zaman) kipiyle tercih edilmesinin, bu inkâr ve yalanlama eyleminin muhataplarda arızi bir durum değil, bir karakter özelliği haline geldiğini ve sürekli bir hal aldığını belirttiğini dile getirir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin buradaki kullanımının muhatapların ahiret gerçeğini sadece teorik bir düzlemde değil, pratik hayatlarında onu yok sayarak ve tüm eylemleriyle o gerçeği yalanlayarak yaşadıklarını, bu inkârın onların varoluş tercihlerini belirlediğini ifade eder.
ed-Dîn (الدِّينِ)
İbn Fâris, d-y-n kökünün temel manasının "itaat, boyun eğme, bir kanuna bağlı kalma ve sonucunda karşılık görme" olduğunu belirtir. Borçlanma (deyn) ile olan derin köken bağını, taraflar arasındaki karşılıklı yükümlülük, bir sözleşmeye dayalı olma ve bu yükümlülüğün neticesinde ortaya çıkan hesaplaşma/bedel ödeme fikriyle temellendirir. Râgıb el-İsfahânî, "din" kelimesinin hem ilahi kanunları ve hayat tarzını (şeriat) hem de bu kanunlara uymanın veya uymamanın bir neticesi olan "ceza ve mükâfat" anlamlarını aynı anda ihtiva ettiğini söyler; ayetteki kullanımın ise bizzat "büyük hesap günü" ve mutlak adalet anı olduğunu vurgular. Arthur Jeffery, kelimenin Arapçada köklü bir geçmişi bulunmakla birlikte, özellikle "yargı" ve "hesap" anlamındaki teknik kullanımında Aramice "dînâ", İbranice "dîn" ve Pehlevice "dên" gibi Sami-İran dil coğrafyasının ortak teolojik mirasıyla olan yakın ilişkisine dikkat çeker. Toshihiko Izutsu, kelimenin Kur'an öncesi dönemde kabile hukukuna ve şefe "kayıtsız boyun eğme" (submission) anlamından, Kur'an'ın nazil olmasıyla birlikte mutlak ilahi otoriteye bilinçli itaat ve bu itaatin bütünsel hesabının verileceği "kıyamet günü" (Judgment Day) manasına doğru geçirdiği semantik devrimi detaylıca analiz eder. Gabriel Said Reynolds, "din" kelimesinin geç antik dönemdeki Süryanice ve diğer dinî literatürde "yargı" (judgment) anlamında kullanımının merkezi bir öneme sahip olduğunu, Kur'an'ın bu kelimeyi seçerek muhataplarına o kaçınılmaz hesaplaşma ve yargılama sürecini anlattığını ifade eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu kavramın insanın varoluşsal bir borçluluk ve sorumluluk bilinciyle yaratıldığını, "din"in aslında bu borcun (deyn) bilincinde olmak ve o nihai adalet anında bu borcun hesabını vermek anlamına geldiğini belirtir. Prof. Dr. Hidayet Aydar, ayetteki "din"in doğrudan doğruya kıyamet, hesap ve ceza günü manasına geldiğini, insanın dünyadaki tüm yapıp etmelerinin tartılacağı o sarsılmaz ve kesin hakikati ifade ettiğini dile getirir.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla