ف۪ٓي اَيِّ صُورَةٍ مَا شَٓاءَ رَكَّبَكَۜ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
İnfitâr Sûresi, 8. Ayet
Daralt
X
-
"Terkibini de dilediği gibi yaptı."
Kimileri bu âyetin metninde geçen "mâ" kelimesini zâit bir sıla kabilinden kabul etmiştir. Dolayısıyla da cümle "fî eyyi sûratin şâe rakkebeke" şeklindedir ki anlamı şöyledir: Dilediği şekilde seni var etti. Kimileri de "mâ"yı "ellezî" anlamında sıla olarak değerlendirmiştir. Sonra "Şâe rakkebeke" oluşumunu ve yapısını da dilediği gibi gerçekleştirdi cümlesinin yaratılış safhalarında organların teşekkül etmesi mânasına gelmesi muhtemeldir. O seni hayvan ya da diğer yaratıklar gibi değil hâlihazırda bulunduğun şekilde yarattı. Bu durumda onun belirtilmesinde insana şükrünü tam olarak eda etmesi için kendisine bahşedilen nimetlerin ve lütufların hatırlatılması vardır. Hatırlatma şöyledir: Allah insanı kendisinin razı olduğu bir şekil üzere yarattı. İnsan kendisinin başka bir yapıda yaratılmış olmasını temenni etmez. Allah onu güzellikleri ve çirkinlikleri bilebilecek kabiliyette yarattı. Bu haliyle o, neyin hikmet neyin sefihlik olduğunu bilir, aralarını ayırır, yararlı ve zararlı olan yapıları bilir ve onları ayırteder. Onu öyle bir surette yarattı ki gökleri, yerleri ve hayvanları emrine âmâde kıldı. Tıpkı şu ilâhî beyanlarda belirtildiği gibi: "Ayrıca O, göklerde ve yerde ne varsa hepsini kendinden bir lütuf olarak emrinize vermiştir. Bütün bunlarda düşünenler için işaretler vardır"; "Andolsun biz insanoğluna şan, şeref ve nimetler verdik; onları karada ve denizde taşıdık, kendilerine güzel güzel rızıklar verdik ve onları yarattıklarımızın çoğundan üstün kıldık".
Kendisini bir başka varlığın hizmetine vermedi. Dolayısıyla buradan da ortaya çıktı ki kulun şükredebilmesi ve hamdini yerine getirebilmesi için nimetlerinin hatırlatılması söz konusu olmuştur.
Bu sözün cümle başı olmak (istinaf) üzere belirtilmiş olması da mümkündür. Allah insanı, bulunduğu hal üzere yarattı. Oysa pekâlâ hiç hoşlanmayacağı şekil üzere de yaratabilirdi. Onu işleyeceği günahlardan dolayı maymun ya da domuz biçimine de sokabilirdi. Ama öyle yapmadı. Mevcut insan şeklinde yarattı. Bunun belirtilmesinde de Allah'ın kudretinin ve kuvvetinin büyüklüğünü hatırlatma vardır. Böylece insan her an Allah'ı gözetmeli ve O'ndan korkmalı ve günahları terk etmeli, O'na itaate koşmalı, kul olmanın gereklerini yerine getirmelidir.
Yorum
-
Suretin (صُورَةٍ)
İbn Fâris, s-v-r kökünün bir şeye meyletmek, eğilmek ve aynı zamanda bir şeyi biçimlendirip ona şekil vermek manasına geldiğini belirtir. Ona göre "suret", bir varlığın diğerlerinden ayrılmasını sağlayan dış yapısı ve biçimidir. Râgıb el-İsfahânî, sureti ikiye ayırır: Biri gözle görülen dış biçim, diğeri ise sadece akılla idrak edilen içsel hakikattir. Ayetteki kullanımıyla insanın türsel ve bireysel özelliklerini belirleyen o eşsiz kalıbı ifade ettiğini söyler. Toshihiko Izutsu, bu kelimenin Kur'an'ın yaratılış tasvirlerinde "tasvir" (şekil verme) eylemiyle bağlantılı olduğunu ve ilahi sanatın somut bir görünümü olarak insana bahşedilen formu temsil ettiğini vurgular. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin insanın biyolojik estetiğini ve her bir bireyin kendine has simasını, karakterini yansıtan o özel yapıyı dile getirdiğini; Allah'ın bu suretleri dilediği gibi seçip takdir ettiğini ifade eder.
Şâe (شَاءَ)
İbn Fâris, ş-y-e kökünün bir şeyi istemek ve onu yokluktan varlık sahasına çıkarmak manasına geldiğini belirtir. "Şey" kelimesinin de bu kökten geldiğini hatırlatarak, meşietin (dilemenin) varlığın asıl kaynağı olduğunu vurgular. Râgıb el-İsfahânî, "şâe" fiilinin ilahi iradenin bir şeyi gerçekleştirmeye yönelmesi olduğunu ifade eder; ayetteki "mâ şâe" (dilediği gibi) ifadesinin, yaratılışın hiçbir zorunluluk altında kalmadan, tamamen Allah'ın özgür seçimi ve hikmetiyle gerçekleştiğini gösterdiğini söyler. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu kavramın ilahi kudretin sınır tanımazlığını ve insanın hangi surette olacağına dair tercihin tamamen yaratıcıya ait olduğunu, insanın bu süreçte hiçbir dahli olmadığını vurgulayan ontolojik bir vurgu taşıdığını belirtir.
Rakkabeke (رَكَّبَكَ)
İbn Fâris, r-k-b kökünün temel manasının bir şeyin başka bir şey üzerine binmesi, parçaların birbirine eklenmesi ve birleştirilmesi olduğunu ifade eder. Bir bineğe binmeye de (rükub) parçaların ve hareketin uyumu sebebiyle bu isim verildiğini söyler. Râgıb el-İsfahânî, "terkib" kelimesinin farklı parçaları bir araya getirerek yeni bir bütün oluşturmak manasına geldiğini belirtir. Ayette insanın organlarının, kemiklerinin ve sinir sisteminin muazzam bir mühendislik ve uyumla birbirine monte edilmesini temsil ettiğini vurgular. Arthur Jeffery, kelimenin genel Sami dillerindeki kökenine (Aramice/Süryanice "rakkeb") dikkat çekerek, bunun "kurmak, inşa etmek, monte etmek" anlamında köklü bir geçmişe sahip olduğunu ve Kur'an'daki kullanımının insanın karmaşık yapısının inşasını anlattığını kaydeder. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin "tef'il" kalıbında gelmesinin, bu birleştirme işleminin ne kadar ince, detaylı ve sanatlı yapıldığını gösterdiğini; insanın her bir cüzünün tam yerli yerinde ve hikmetle monte edildiğini dile getirir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu fiilin insanın hem maddi (biyolojik) hem de manevi bileşenlerinin sentezlenmesini ifade ettiğini; insanın bir "terkip" varlığı olarak en güzel şekilde inşa edildiğini belirtir.
Yorum
Yorum