يَٓا اَيُّهَا الْاِنْسَانُ مَا غَرَّكَ بِرَبِّكَ الْـكَر۪يمِۙ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
İnfitâr Sûresi, 6. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: infitar suresi, insan, infitar suresi 6. ayet, kerem sahibi rab, düzene koyan, şekil veren, infitar 6, yaratan, aldanış, rab
-
"Ey insan! Yüce Rabb'in hakkında seni yanıltıp aldatan ne oldu?"
Ayetteki "bi Rabbike" kelimesinin "an Rabbike" anlamında olması mümkündür. Buna göre yorumu şöyle olur: Seni kerem sahibi Rabb'inden ayartıp yanıltan nedir? Rabb'inden ayartılması, O'na itaatten ve ibadetten yüz çevirmesidir. "Bâ" harf-i cerri "an" harfi yerinde kullanılabilmektedir. Nitekim şu ilâhî beyanda böyledir: "Bir su kaynağı ki Allah'ın has kulları istedikleri yerlere akıtarak ondan bol bol içerler". Buradaki "aynen yeşrabu bihâ" ifadesi "aynen yeşrabu anhâ" anlamındadır. Yoksa maksat su üzerine kapanarak ağzı ile içmek ya da gözenin kendisinin onlar için bir kap yapılması değildir.
Kişiyi Rabb'ine Karşı Aldatan Ahmaklığıdır
Yüce Rabb'in hakkında seni yanıltıp aldatan ne oldu? Bu beyanda sözü edilen Rab Teâlâ hakkında yanılıp aldanmanın izahı şöyledir: Allah Teâlâ'nın keremi, insanın günahlara dalmasına sebebiyet verebilir. Çünkü O, kul günah işlerken suçüstü yapıp onu cezalandırmaz. Allah'ın onu ânında cezalandırmaması ya da cezasını ertelemesi kişiyi aldanmaya sevk eder. Zira kişi zanneder ki Allah kendisini her zaman ve ebedi olarak affedecek, cezalandırmayacak. Bu da onu günaha yeltenmeye sevk eder. Eğer öyle olmasa da günahı daha işlerken ânında cezasını verseydi kişi daha o günahı irtikâp etmez, uzak dururdu. Kulun mazereti şudur: Beni aldanmaya ve gaflete düşüren sebep senin keremin ya Rabbi! veya benim ahmaklığım demesidir. Nitekim Hz. Ömer "Yüce Rabb'in hakkında seni yanıltıp aldatan ne oldu" meâlindeki âyet okunduğunda, "Ahmaklıktır ya Rabbi!" derdi.
Ya da şöyle yorumlanır: Yüce Rabb'in hakkında seni yanıltıp aldatan ne oldu? Seni yanıltıp ayartan sebep neydi ki Allah Teâlânın sana atalarına uymayı emrettiğini ve çirkin işler işlediğin zaman da onları sana Allah'ın emrettiğini söyleyebildin?! Tıpkı şu ilâhî beyanda belirtildiği gibi: "Onlar bir kötülük yaptıkları zaman 'Babalarımızı bu yolda bulduk. Allah da bize bunu emretti' derler. De ki: 'Allah kötülüğü emretmez. Allah hakkında bilmediğiniz şeyleri mi söylüyorsunuz?"
Neyi emredip neyi yasakladığım sana açıkça bildirilsin diye, ben sana peygamberi göndermedim mi? Ben sana kitabı indirmedim mi? Denildi ki: Bu âyet Kelede b. Esîd hakkında inmiştir. O, Hz. Peygamber'e (a.s.) vurmuştu ve Allah onu hemencecik orada cezalandırmamıştı. Bu durum kendisine ulaştığında Hz. Hamza akrabalık hamiyeti ile müslüman olmuştu. Kelede ona ikinci kez vurmaya yeltenmişti ki işte o zaman şu meâldeki âyet indirildi: Ey insan! Yüce Rabb'in hakkında seni yanıltıp aldatan ne oldu? Sen Resûlullah'a vururken seni helâk etmedi diye havalara giriyorsun, aldandığını bilmiyorsun. Ancak her ne kadar âyet onun hakkında inmiş olsa da muhtevası herkese aynı şekilde hitap etmektedir. En doğrusunu Allah bilir.
Yorumu Yorumla
-
el-İnsan (الْإِنْسَانُ)
İbn Fâris, bu kelimenin iki temel kökten türetilmiş olabileceğini belirtir: Birincisi "a-n-s" köküdür ki bu evcilleşmek, alışmak ve ünsiyet kurmak manasına gelir; ikincisi ise "n-s-y" köküdür ki bu da unutmak anlamını taşır. Ona göre insanın bu ismi alması, hem sosyal bir varlık olarak başkalarıyla kaynaşması hem de ahdini unutmaya meyilli doğasıyla ilişkilidir. Râgıb el-İsfahânî de benzer şekilde "nisyan" (unutmak) ve "ünsiyet" (alışmak) kavramları üzerinde durur; özellikle insanın hemcinsleriyle olan sosyal bağ kurma yeteneğine ve Allah'a verdiği sözü unutma zaafına vurgu yapar. Arthur Jeffery, kelimenin Arapçada çok eski bir kullanımının olduğunu, ancak Aramice "enâşâ" ve İbranice "enôş" formlarıyla olan yakın bağının, kavramın genel Sami dil havzasındaki "ölümlü varlık" nitelemesiyle paralel geliştiğini kaydeder. Toshihiko Izutsu, Kur'an'da "insan"ın ontolojik bir kategori olarak ele alındığını; ayetteki bağlamın ise insanın yaratıcısının cömertliği karşısında nasıl bir nankörlük ve bilinç kaybı (gaflet) içinde olduğunu sorguladığını belirtir.
Garra (غَرَّ)
İbn Fâris, g-r-r kökünün bir şeyi açığa çıkarmak, bir şeyin dış görünüşüne aldanmak ve boş bir tamaha düşmek anlamlarına geldiğini belirtir. "Gurur" kelimesinin de buradan türediğini ifade ederek, bunun aslında "batıl olanla aldatılmak" olduğunu savunur. Râgıb el-İsfahânî, bu fiilin bir kimseyi istemediği bir şeye, onun nefsinin hoşuna gidecek bir hileyle sürüklemek olduğunu açıklar; ayette insanın "Kerim olan Rabbi"ne karşı ne ile aldatıldığının sorulması, bir tür "kendi kendini kandırma" ve "sahte bir güvene dayanma" halini tasvir eder. Arthur Jeffery, kelimenin kökenini tartışırken bu kavramın "aldatılma" anlamının yanı sıra, bazen cahillik ve toylukla da ilişkilendirildiğini belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin ayetteki retorik işlevine dikkat çekerek, insanın Allah'ın cömertliğini ve sabrını bir zayıflık gibi algılayıp, kendi egosu veya dünya hayatının parıltısı tarafından yanıltılmasını ifade ettiğini belirtir. Toshihiko Izutsu, bu terimi Kur'an'ın "etik-dini" dünyasında, insanın kendi güç ve yeteneklerine dair beslediği sahte illüzyonlar olarak tanımlar.
er-Rabb (رَبّ)
İbn Fâris, r-b-b kökünün temel manasının "bir şeyi ıslah etmek, ona sahip olmak ve onu geliştirmek" olduğunu belirtir. Ona göre "Rabb", hem mutlak malik (sahip) hem de her şeyi çekip çeviren, eğiten (mürebbî) anlamına gelir. Râgıb el-İsfahânî, bu kavramın bir şeyi aşama aşama, hiçbir aksamaya meydan vermeden kemal noktasına ulaştırmak olduğunu vurgular; buradaki kullanımın, yaratıcının sadece var eden değil, aynı zamanda sürekli besleyen ve gözeten niteliğini öne çıkardığını söyler. Arthur Jeffery, kelimenin Sami dillerindeki yaygınlığına (Aramice/Süryanice "rabbâ") değinerek, başlangıçta "büyük, ulu, efendi" anlamında kullanılırken, İslamî bağlamda mutlak otorite ve yaratıcılık anlamını pekiştirdiğini kaydeder. Prof. Dr. Hidayet Aydar, kelimenin mülkiyet ve terbiye anlamlarının iç içe geçtiğini, ayette "Kerim" sıfatıyla birlikte anılmasının, Allah'ın rububiyetinin cebirle değil, lütuf ve keremle yürüdüğünü gösterdiğini ifade eder.
el-Kerîm (الْكَرِيم)
İbn Fâris, k-r-m kökünün "şeref, izzet ve karşılıksız verme" gibi asil nitelikleri temsil ettiğini belirtir. Bu ismin Allah'a nispet edilmesinin, O'nun hiçbir karşılık beklemeksizin lütufta bulunması ve affediciliği olduğunu ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, "kerem"in sıradan bir cömertliğin ötesinde, kişinin kendi şerefinden ve yüceliğinden kaynaklanan bir ihsan olduğunu belirtir; ayetteki kullanımın, insanın nankörlüğüne rağmen Allah'ın hala ikram edici oluşuna dikkat çektiğini söyler. Toshihiko Izutsu, "Kerim" kavramının Cahiliye döneminde kabilenin en soylu ve cömert lideri için kullanılan merkezi bir ahlaki değer olduğunu, Kur'an'ın bu kavramı alarak Allah'ın mutlak ve sonsuz ihsanını anlatmak için ilahi bir sıfata dönüştürdüğünü savunur. Angelika Neuwirth, kelimenin ayette bir kınama sorusuyla birlikte gelmesinin, Allah'ın cömertliğinin bir istismar nedeni değil, aksine bir şükran nedeni olması gerektiği yönündeki vurguyu güçlendirdiğini belirtir. Prof. Dr. Sadık Kılıç, "Kerim" sıfatının burada insanın haysiyetine ve yaratılışındaki asaletine de bir telmih taşıdığını, insanın bu asil kaynağa yabancılaşmasının büyük bir çelişki olarak sunulduğunu ifade eder.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla