Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

İhlâs Sûresi, 3. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    İhlâs Sûresi, 3. Ayet

    لَمْ يَلِدْ وَلَمْ يُولَدْۙ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Lem yelid velem yûled(u)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "O doğurmamış ve doğmamıştır."

      ​Şöyle de söylenmiştir: “Samed” kelimesinin yorumu “lem yelid” diye başlayan âyetin içeriğidir.

      Dinin Temeli: Tevhit

      [İmam Ebû Mansûr (r.a.) şöyle dedi:] Meselenin nirengi noktası şudur ki Allah Teâlâ, zat-ı ilâhiyyeye “evlat sahibi oluşu” nispet etmeyi -şerikler inancını doğurduğu için- son derece büyük bir suç olarak ilân etmiştir. Çünkü doğurma, çocuk sahibi olanın kategorisine girme mânası taşır. Böyle olunca da ulûhiyette ortağı bulunma alternatifi gündeme gelir, bu ise tevhit ilkesini ortadan kaldırır. İşte Allah'a evlat nispet etmek bu çizgi üzerinde seyreder. Bu sebeple Cenâb-ı Hak evlat edinme telakkisini en büyük günah addetmiş ve kendisini delillere dayanarak bilen kimseye O'nun zatını evlattan tenzih etme vecibesini yüklemiştir, çünkü belirttiğimiz açıdan ortaklık oluşmaktadır. Halbuki bütünüyle evren, yaratılış özelliklerinin gereğiyle, yaratıcısının ortaklar ve benzerlerin tamamından beri olduğuna tanıklık etmektedir. Şu halde bütün bu söylediklerimiz sayesinde Allah Teâlâ'ya evlat nispet etmenin temelsiz bir inanç olduğu ortaya çıkar. Bir de tek tek her birine işaret edilmek üzere bütün yaratıklar çift konumunda bulunmaya veya alternatifli olmaya müsaittir, neslin üremesi de bu yolla olur. Cenâb-ı Hak ise bundan münezzehtir.

      Şimdi tek tek her biri dikkate alınmak suretiyle âlemde bulunan bütün varlıklar, ya kendisi başkasından veya başkası kendisinden doğmuştur. Bu doğmak veya doğurulmak fonksiyonları evrenin sahip bulunduğu işleyişe yönelik iki ilke durumunda olup evrendeki her şeyin konumu bu yapıyı yansıtır. Allah Teâlâ'nın ise başkasına ait bütün özelliklerden berî olduğu ortaya çıkmıştır, çünkü O'nun dışındaki her bir “başka” bütün özellikleriyle yokken var olmuş, kendi dışındaki varlığın yönetimi kendisini etkilemiş ve başkasının hükümranlık fonksiyonu onun üzerinde geçerli olmuştur. Şâyet Allah Teâlâ'da bu tür özelliklerden herhangi birinin bulunduğu farz edilecek olsa, bu, O'nun ulûhiyetini düşürür, başkasına muhtaç olması gibi bir sonuç doğurur ve kendi dışındaki bir gücün hükümranlığının, O'nu emri altına almasını gerektirirdi. Bu durum da her bir nesnenin taşıdığı yaratılmışlık özelliklerinden 1uzak bir varlığın mevcudiyetini kaçınılmaz hale getirir, tâ ki konuyla ilgili olarak O'na ait bulunan deliller kendi mecrasında devam etsin ve evrenin dili ve ondaki ilâhî hikmetle konuşturulan tanıklık bütün berraklığını kazansın. Bütün güç ve kudret Allah'a aittir.

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Yelid (يَلِدْ)

        İbn Fâris, kelimenin temelini oluşturan "v-l-d" kökünün doğurmak, çocuk sahibi olmak ve nesil vermek anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "veled" kavramının bir varlıktan kendi cinsinden bir parçasının ayrılması suretiyle meydana gelen nesli ifade ettiğini; bu ayetteki ret ifadesinin, Allah'ın mahiyetinden bir parçanın koparak başka bir varlığa dönüşmesi veya O'nun kendisine benzeyen bir tür meydana getirmesi fikrini ontolojik olarak imkansız kıldığını açıklar. Celaleddin el-Suyuti, bu eylemin reddedilmesinin doğrudan doğruya melekleri Allah'ın kızları sayan Mekkeli müşriklerin ve meşhur inançlarıyla bazı peygamberlere Allah'ın oğlu diyen Ehl-i Kitab'ın iddialarını çürütmeye yönelik olduğunu kaydeder. Toshihiko Izutsu, İslam öncesi dönemdeki putperest Arap mitolojisinde tanrılar arasında soy ve üreme bağları (genealoji) bulunduğunu, Kur'an'ın bu kelimeyle ilahi alan ile yaratılmışlar alanı arasındaki biyolojik ve soy bilime dayalı her türlü ilişkiyi temelden kesip attığını, yerine yalnızca yaratıcı-yaratılan ilişkisi koyduğunu analiz eder. Angelika Neuwirth, kelimenin Geç Antik Çağ teolojik tartışmaları bağlamındaki polemiksel gücüne dikkat çekerek, bu ifadenin Hristiyanlıktaki İznik Amentüsü'nde yer alan İsa'nın "yaratılmamış, doğurulmuş" (begotten, not made) olduğu şeklindeki temel dogmasına karşı bilinçli ve doğrudan bir İslami reddiye işlevi gördüğünü savunur. Gabriel Said Reynolds, Kur'an'ın "yelid" fiilini nefyederek, Hristiyan ilahiyatındaki Tanrı'nın oğlunu kendisinden sadır etmesi inancıyla teolojik bir tartışmaya girdiğini ve ilahi zatın antropomorfik üreme eylemlerinden tamamen tenzih edildiğini vurgular. Prof. Dr. Sadık Kılıç, Allah'ın bir başkasını var etmesinin biyolojik bir doğurma (üreme) veya felsefi bir sudûr (taşma) ile değil, doğrudan yaratma eylemiyle gerçekleştiğini, "yelid" fiilinin reddinin O'nun mutlak aşkınlığını koruduğunu ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin tarihsel bağlamda özellikle Mekke toplumunun Allah'a cinlerden veya meleklerden bir nesep uydurma çabasına karşı vurulmuş kesin bir teolojik darbe olduğunu ve Allah tasavvurunu insani zaaflardan soyutladığını belirtir.

        Yûled (يُولَدْ)

        İbn Fâris, aynı "v-l-d" kökünün edilgen (meçhul) formu olan bu kelimenin, bir başkasından dünyaya getirilmek, doğurulmak veya türetilmek anlamını taşıdığını ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, doğurulmanın ontolojik olarak bir başlangıca sahip olmayı ve kendisini var edecek bir var ediciye muhtaç olmayı gerektirdiğini, Allah hakkında "yûled" fiilinin reddedilmesinin O'nun sonradan olmadığını ve bir illete/sebebe dayanmadığını ispatladığını detaylandırır. Celaleddin el-Suyuti, fiilin bu edilgen formunun reddiyle Allah'ın ezeliliğinin (kıdem sıfatının) vurgulandığını, O'nun hiçbir atadan, maddeden veya asıldan neşet etmediğinin teolojik olarak sabit kılındığını kaydeder. Angelika Neuwirth, önceki kelimeyle (yelid) birlikte düşünüldüğünde bu ifadenin, antik pagan dinlerindeki tanrıların birbirlerinden doğarak bir panteon oluşturdukları (teogoni) mitolojik anlatıları tamamen yıktığını ve başlangıcı olmayan, radikal bir şekilde tek ve eşsiz Tanrı fikrini pekiştirdiğini savunur. Prof. Dr. Hidayet Aydar, doğurulmak eyleminin varoluşsal bir eksiklik, bir öncesizlik (yokluk) hali ve başkasına bağımlılık içerdiğini; Kur'an'ın bu fiili Allah için imkansız kılarak, O'nun varlığının kendinden olduğunu ve zaman-mekan boyutundaki hiçbir yaratılış şemasına dahil edilemeyeceğini açıklar. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, putperest inanç sistemlerinde ilahların genellikle bir soy ağacı (şecere) içinde yer aldığını ve birbirlerinden türediklerini, ayetteki "yûled" reddiyesinin ilahi alan için herhangi bir köken, ata veya ebeveyn düşüncesini kökünden kazıyarak İslami tevhidin sarsılmaz sınırlarını çizdiğini vurgular.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X