هٰذَا بَلَاغٌ لِلنَّاسِ وَلِيُنْذَرُوا بِه۪ وَلِيَعْلَمُٓوا اَنَّمَا هُوَ اِلٰهٌ وَاحِدٌ وَلِيَذَّكَّرَ اُو۬لُوا الْاَلْبَابِ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
İbrahim Sûresi, 52. Ayet
Daralt
X
-
Bu, onunla uyarılsınlar, O'nun ancak tek bir ilah olduğunu bilsinler ve akıl sahipleri öğüt alsınlar diye insanlara yapılmış bir bildirimdir.
Bu, insanlara yapılmış bir bildirimdir. Bazıları bu bildirimdir anlamına gelen "belâğ" (بَلَاغ) kelimesini yeterlidir, kafidir diye tefsir ettiler. Bazıları da bildirimdir, tebliğdir, dedi. Bu kelimenin, onunla insanların son hedeflerine ulaşacakları anlamına gelmesi de muhtemeldir. Bu işaret ismiyle Kur'an’ın kastedilmiş olması muhtemeldir.
Bu, onunla uyarılsınlar diye; yani Kur'an ile korksunlar diye. O'nun ancak tek bir ilah olduğunu bilsinler diye. Burada özellikle bilmeyi zikretmektedir, çünkü ayet ilim ve hikmetle dolu kitaptır. O da, Allahın her şeyi bildiği ve her şeye gücü yettiği, tek bir ilah olduğu ve ibadet edilecek başka hiçbir varlık bulunmadığı ilmidir. Kur'an'la akıl sahipleri öğüt alsınlar diye; yani akıl sahipleri Kur'an’ı dinleyince öğüt alsınlar diye ... Bütün insanlar değil, sadece akıl sahipleri öğüt alır.
Yorum
-
Hâzâ (هَٰذَا)
İbn Fâris, bu kelimenin yakın mesafedeki bir nesneyi veya durumu göstermek için kullanılan bir işaret ismi (ism-i işaret) olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "hâzâ"nın burada sadece fiziksel bir yakınlığı değil, muhatabın hemen önünde duran, açık, anlaşılır ve reddedilemez bir hakikati (Kur'an'ı veya bu suredeki mesajları) işaret ettiğini ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu işaretin Kur'an'ın kendi kendisini nitelemesi olduğunu ve mesajın muhatap tarafından bizzat tecrübe edilebilir bir "buradalık" taşıdığını simgelediğini belirtir.
Belâgun (بَلَاغٌ)
İbn Fâris, bu kelimenin kökü olan b-l-g harflerinin temel anlamının "bir yere ulaşmak, sona varmak ve yeterli hale gelmek" olduğunu ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, "belâğ"ın hem bir mesajın hedefine tam olarak ulaştırılması (tebliğ) hem de o mesajın insanın dünya ve ahiret saadeti için "yeterli miktar" (kifayet) olması manasına geldiğini belirtir. Toshihiko Izutsu, bu kavramı Kur'an'ın iletişimsel gücü olarak analiz eder; "belâğ"ın mesajın sadece ulaşmasını değil, ulaştığı yerde (insan kalbinde) bir dönüşüm yaratacak etkiye sahip olmasını nitelediğini söyler. Arthur Jeffery, kelimenin dini terminolojide "ilahi duyuru" ve "açıktan tebliğ" anlamında teknik bir yer edindiğini ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, "belâğ"ın Kur'an'ın bir hitabe olarak muhatabına yönelik en açık, yalın ve kuşatıcı deklarasyonu olduğunu vurgular.
Li-n-nâsi (لِلنَّاسِ)
İbn Fâris, kelimenin kökeni hakkında hareket etmek anlamındaki n-v-s veya unutmak anlamındaki n-s-y köküne değinir. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin "üns" (sosyalleşme, alışma) kökünden geldiğini ve insanın medeni yönünü temsil ettiğini belirtir. Toshihiko Izutsu, "en-nâs" kelimesinin burada evrensel bir hitabı temsil ettiğini; bu mesajın sadece belirli bir kabileye veya gruba değil, tüm insanlık kategorisine (beşere) yöneltildiğini analiz eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, "li-n-nâs" (insanlar için) ifadesindeki "lam" edatının, bu mesajın varoluş amacının insanı hidayete erdirmek ve onu onurlandırmak olduğunu nitelediğini ifade eder.
ve Li-yünzerû (وَلِيُنْذَرُوا)
İbn Fâris, n-z-r kökünün temel anlamının "bir şeyi haber vererek korkutmak, sakındırmak ve bir tehlikeye karşı önceden uyarmak" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "inzâr" eyleminin içinde şefkat barındıran bir "alarm" niteliği taşıdığını; muhatabın zarar görmemesi için ilahi bir rahmetle yapıldığını ifade eder. Toshihiko Izutsu, inzâr kavramını peygamberlik misyonunun uyarıcı yönü olarak analiz eder; insanın gafletten uyanması için gerekli olan sarsıcı etkinin bu kelimeyle sağlandığını belirtir. Prof. Dr. Hidayet Aydar, bu fiilin başındaki "lam"ın (için) mesajın hedefini (uyarıyı) kesinleştirdiğini söyler.
Bihî (بِهِ)
İbn Fâris, buradaki "ba" edatının bir aleti veya vesileyi nitelediğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, buradaki "hi" (o) zamirinin doğrudan Kur'an'a veya işaret edilen mesajlara (belâğ) döndüğünü, uyarının yegâne meşru aracının bu ilahi kelam olduğunu nitelediğini ifade eder.
ve Li-ya’lemû (وَلِيَعْلَمُوا)
İbn Fâris, a-l-m kökünün temel anlamının "bir şeyi diğerlerinden ayıran işaret, iz ve kesin bilgi" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "ilim" eyleminin burada zihinsel bir bilgi yığınından ziyade, varlığın hakikatine dair bir idrak ve kesinlik (yakîn) manasına geldiğini söyler. Toshihiko Izutsu, bu fiili epistemolojik bir uyanış olarak analiz eder; mesajın asıl amacının insanı körü körüne bir inançtan kurtarıp bilinçli bir bilgi düzeyine (marifet) ulaştırmak olduğunu vurgular. Prof. Dr. Sadık Kılıç, ilmin burada ahlaki sorumluluğun temeli olarak zikredildiğini ifade eder.
Ennemâ (أَنَّمَا)
Râgıb el-İsfahânî, bu yapının bir "hasr" (sınırlandırma ve vurgu) edatı olduğunu, peşinden gelecek olan hükmün başka hiçbir alternatifi olmadığını pekiştirdiğini belirtir. Prof. Dr. Hidayet Aydar, "ennemâ"nın burada uluhiyetin tekliğine dair her türlü şüpheyi ortadan kaldıran kesin bir ifade biçimi olduğunu söyler.
Hüve (هُوَ)
İbn Fâris, bu kelimenin mutlak tek olanı niteleyen bir zamir olduğunu ifade eder. Toshihiko Izutsu, "Hüve"nin burada Allah’ın zatına işaret eden en yalın ve en güçlü vurgu olduğunu; O'nun dışındaki tüm sahte otoritelerin bu zamirle devreden çıkarıldığını analiz eder.
İlâhün (إِلَٰهٌ)
İbn Fâris, e-l-h köküne işaret ederek "tapınılan, yüceliği karşısında hayrete düşülen ve sığınılan" anlamını vurgular. Râgıb el-İsfahânî, "ilâh"ın hakiki manada sadece Allah için kullanılabileceğini, çünkü mutlak anlamda itaat edilen ve sevilen yegâne varlığın O olduğunu belirtir. Toshihiko Izutsu, ilâh kavramını Kur'an'ın ontolojik merkezi olarak analiz eder; insanın bağlılık duyduğu en üst otoriteyi nitelediğini söyler. Arthur Jeffery, kelimenin Sami dillerindeki (El, Eloh) kadim köklerine ve vahyî dildeki tekilleşme sürecine dikkat çeker.
Vâhidün (وَاحِدٌ)
İbn Fâris, v-h-d kökünün "teklik, bölünmezlik ve eşi olmamak" anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "Vâhid" isminin Allah’ın zatında ve sıfatlarında hiçbir ortağı bulunmadığını, O'nun bölünmesi veya çoğalması muhal olan mutlak birliğini ifade ettiğini söyler. Toshihiko Izutsu, bu sıfatı Kur'an'ın tevhidi sisteminin kalbi olarak analiz eder; Allah’ın sadece sayıca bir olmadığını, aynı zamanda nitelik bakımından benzersiz olduğunu nitelediğini belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, "Vâhid" vurgusunun şirk sistemini kökten yıkan en temel tanımlama olduğunu ifade eder.
ve Li-yezzekkera (وَلِيَذَّكَّرَ)
İbn Fâris, z-k-r kökünün temel anlamının "bir şeyi hatırlamak, zihinde tutmak, unutmamak ve bir şeyi dile getirmek" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "tezekkür"ün insanın fıtratında var olan ancak gafletle üzeri örtülmüş hakikatleri yeniden canlandırması ve derinlemesine düşünmesi olduğunu ifade eder. Toshihiko Izutsu, tezekkür kavramını Kur'an'ın "hatırlatıcı" (zikir) karakteri üzerinden analiz eder; insanın kendi kökenine ve Rabbine dair o kadim bilgiyi aktif hale getirmesi eylemidir. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu kelimenin düşüncenin en üst ve en derin seviyesi olan "vicdani yüzleşme"yi simgelediğini söyler.
Ülü-l (أُولُو)
İbn Fâris, bu kelimenin bir sahiplik, ehliyet ve bir vasıfla donatılmış olmayı ifade ettiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "ulû" kelimesinin burada takip eden "elbâb" (akıl) ile birleşerek, aklın sadece bir kuvvete değil, o gücü bizzat hayatında kullanan ve ona sahip olan "ehil" insanlara işaret ettiğini söyler.
Elbâb (الْأَلْبَابِ)
İbn Fâris, l-b-b kökünün "bir şeyin en özü, içi, saflaşmış kısmı ve bir meyvenin çekirdeği" anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "lüb" (tekili) kelimesinin insanın sahip olduğu akıllar içinde en duru, her türlü vehimden ve peşin hükümden arınmış "saf akıl" manasına geldiğini ifade eder. Theodor Nöldeke, kelimenin Sami dillerindeki kalp ve öz anlamındaki merkezi yerine dikkat çeker. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, "ülül elbâb" tabirinin Kur'an'da eşyanın kabuğunda kalmayan, hakikatin özüne nüfuz edebilen, derin basiret sahibi entelektüel ve ruhsal seçkinleri nitelediğini söyler. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu kelimenin aklın ahlak ve irfanla buluşmuş en yetkin halini temsil ettiğini vurgular.
Yorum
Yorum