Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

İbrahim Sûresi, 50. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    İbrahim Sûresi, 50. Ayet

    سَرَاب۪يلُهُمْ مِنْ قَطِرَانٍ وَتَغْشٰى وُجُوهَهُمُ النَّارُۙ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Serâbîluhum min katirânin vetaġşâ vucûhehumu-nnâr(u)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      49. O gün, suçluların -sıra halinde- zincirlere vurulmuş olduklarını göreceksin!

      50. Onların giysileri katrandandır; yüzlerini de ateş bürüyecektir."


      O gün, suçluların -sıra halinde- zincirlere vurulmuş olduklarını göreceksin! Onların giysileri katrandandır. Buradaki "katırân" kelimesinin "katır" ve "an''dan meydana geldiği, "katır"ın bakır anlamına, "an''ın da bakırın sıcaklığının son haddeye varması manasına geldiği söylenmiştir. "Hamim" ve "an'' kelimeleri de böyledir. Onun tunç anlamına geldiği de söylenmiştir. Bazıları "katırân'' kelimesi için, insanların azap edilmeleri için hazırlanan bakır eriyiğidir, dedi. Bazıları da şöyle dedi: Ondan maksat develerin boyandığı, bilinen katrandır, çabuk tutuştuğu ve çok kuvvetli yandığı için belirtilmiştir.

      O gün, suçluların -sıra halinde- zincirlere vurulmuş olduklarını göreceksin! Cenab-ı Hak kafirlerin ahiretteki azabını, onların dünyada övündükleri elbise, içecekler ve arkadaşlar gibi sebeplere bağlamıştır. Onların peygamberlerin davetlerini kabul etmelerini engelleyen sebep bunlardı. Allah onların ahiretteki azabını da cehennemde bu nevi şeylere bağladı. Buyurdu ki: O gün, suçluların -sıra halinde- zincirlere vurulmuş olduklarını göreceksin! Onlar sıra halinde dizilir ve birbirlerine zincirle bağlanırlar. Nitekim Allah şöyle buyuruyor: "Allah'ın mesajını görmezden gelen kimseye bir şeytan tahsis ederiz". Çünkü insan ona uyuyor ve onun emriyle hareket ediyordu. Başka bir ayette de, "Toplayın o zalimleri!" buyurmaktadır. Onların reisleri ve tabi olunan insanları da böyledir. Onların giysileri katrandandır, çünkü onlar dünyada giysileriyle övünüyorlardı. Onların dünyada övündükleri ve peygamberlere uymalarını engelleyen her şeyin durumu da böyledir. Bunları daha önce söylemiştik. Ayetteki "asfad" kelimesi zincirler anlamına gelir, yani onlar yanyana zincirlerle bağlandılar demektir, müfredi "safed" gelir. Bu, İbn Kuteybe'nin sözüdür. "Asfad" kelimesi konusunda Ebu Avsece de aynı görüştedir, yalnız o, müfredinin "sıfâd" olduğunu söyler; "safed': lütuf ve ihsan demektir. "Serabiluhum" kelimesi gömlekleri demektir, müfredi "sirbâl" gelir. "Katıran" kelimesi söylediğimiz gibi bakır anlamına gelen "katır" ve sıcaklığı son hadde varan manasına gelen "an"dan meydana gelmiştir. Bu, İbn Kuteybe ve Ebu Avsece'nin görüşüdür. Cenab-ı Hak bu tehditleri, zorlukları, ahirette azap edilecekleri o vasıtaları ve nimetleri, doğruluğu ayetler ve delillerle sabit olan peygamberlerin diliyle belirtmektedir, bunu da peygamberlerin tehdit ettikleri azaptan sakınmalarına ve onların özendirdikleri nimetleri elde etmelerine engel bir gerekçeleri olmasın diye söylemektedir. Nitekim Cenab-ı Hak şöyle buyurmaktadır: "İnsanların peygamberlerden sonra Allah'a karşı tutunacak bir delilleri olmasın diye!" "Ölenin niçin öldüğü, yaşayanın niçin yaşadığı da apaçık ortaya çıksın diye!"
      En doğrusunu Allah bilir.

      Yüzlerini de ateş bürüyecektir. Çünkü elleri enselerinden bağlanmıştır, dolayısıyla yüzlerini ateşten korumaları mümkün olmayacaktır. Dünyada insan, yüzüne gelen bir şeyden eliyle korunmaya çalıştığı için Cenab-ı Hak böyle söylemektedir, onların ancak yüzleriyle sakınmaya çalışacaklarını haber vermektedir. En doğrusunu Allah bilir.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Serâbîluhum (سَرَابِيلُهُم)

        İbn Fâris, bu kelimenin kökü olan s-r-b-l harflerinin temel anlamının "vücudu örten elbise, gömlek veya zırh" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "sirbâl" kelimesinin her türlü giysiyi kapsadığını ancak burada suçluların kuşatıldığı azap örtüsünü nitelediğini ifade eder. Arthur Jeffery, kelimenin Farsça "servâl" (şalvar) veya Süryanice "sarbaltâ" kökenlerinden Arapçaya geçmiş olabileceğine dair dilbilimsel tartışmalara değinir; ancak Kur'an'daki kullanımın "tüm vücudu kaplayan örtü" anlamında yerleştiğini söyler. Toshihiko Izutsu, Kur'an'daki giysi metaforlarını insanın ahlaki durumuyla ilişkilendirir; buradaki "sirbâl"in geri dönüşü olmayan, kalıcı bir "ceza kimliği" ve inkârcının varoluşsal örtüsü olduğunu analiz eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu kelimenin suçluların azapla nasıl çepeçevre sarıldığını ve kaçacak hiçbir boşluk kalmadığını betimleyen sarsıcı bir imge olduğunu vurgular.

        Min (مِنْ)

        İbn Fâris, bu edatın bir şeyin başlangıcını (iptidâ) veya yapıldığı maddeyi (beyân-ı cins) ifade ettiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, buradaki "min" edatının sirbâllerin (elbiselerin) hangi dehşetli maddeden üretildiğini açıklayan bir "tebyîn" (belirleme) işlevi gördüğünü söyler. Prof. Dr. Hidayet Aydar, edatın burada azabın niteliğini somutlaştırdığını ve elbiselerin bizzat yakıcı maddeden oluştuğunu pekiştirdiğini ifade eder.

        Katırân (قَطِرَانٍ)

        İbn Fâris, k-t-r kökünün "akmak, damlamak ve bir maddenin süzülerek sızması" anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "katırân"ın siyah, çok kötü kokulu ve son derece hızlı alev alan bir madde (zift/katran) olduğunu; Arapların bunu uyuza yakalanan develeri tedavi etmek (yakmak) için kullandığını, ayette ise azabın şiddetini, iğrenç kokusunu ve yakıcılığını simgelediğini ifade eder. Arthur Jeffery, kelimenin Aramice "ketrânâ" kökenli olduğunu savunur. Christoph Luxenberg, bazı kıraat farklarına dayanarak bu kelimenin aslında "kıtr" (erimiş bakır/metal) ve "ân" (kaynar/en üst sıcaklık derecesine ulaşmış) kelimelerinin birleşimi olduğunu ve "kaynar bakır" manasına geldiğini iddia eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, katırânın burada suçluların tenine yapışan, hem kokusuyla hem de yakıcılığıyla tüm duyularını altüst eden bir ceza maddesi olduğunu vurgular.

        Ve Tagşâ (وَتَغْشَىٰ)

        İbn Fâris, g-ş-y kökünün "bir şeyi tamamen örtmek, bürümek ve kaplamak" anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "gaşiye"nin bir nesneyi her yönden kuşatan ve onu görünmez kılan bir örtme eylemi olduğunu ifade eder. Toshihiko Izutsu, bu fiili Kur'an'ın "kuşatıcı azap" terminolojisinde, kaçışı olmayan bir "yutulma" ve bilincin tamamen acıyla örtülmesi hali olarak analiz eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, tagşâ eyleminin bedeni ve ruhu tamamen etkisi altına alan ontolojik bir boğulmayı ve ilahi adaletin kaçınılmaz kuşatmasını simgelediğini söyler.

        Vucûhehum (وُجُوهَهُمُ)

        İbn Fâris, v-c-h kökünün "ön taraf, bir şeyin en seçkin ve görünen kısmı" manasına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "vech" (yüz) kelimesinin insanın kimliğini, onurunu, güzelliğini ve toplumsal konumunu temsil ettiğini; ateşin özellikle yüzü kaplamasının en büyük zillet, aşağılanma ve haysiyet kaybı işareti olduğunu ifade eder. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), yüzün zikredilmesinin sebebinin, insanın dünyadaki kibrinin en çok yüzünde belirmesi olduğunu ve cezanın bu merkeze yönelerek o kibri yok ettiğini analiz eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, yüzün hedef alınmasının, insanın savunmasızlığını ve yaşadığı sarsıcı yıkımı nitelediğini belirtir.

        en-Nâru (النَّارُ)

        İbn Fâris, n-v-r kökünün "ısı, ışık ve parıltı" manasına geldiğini ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, "nâr"ın (ateş) burada dünyadaki nankörlüğün, zulmün ve hakikat örtücülüğünün ahiretteki yakıcı karşılığı olduğunu söyler. Toshihiko Izutsu, nur (ışık) ve nar (ateş) arasındaki semantik farka değinerek, ateşin ilahi rahmetten (nur) mahrum kalanların varacağı son "negatif enerji" ve tasfiye merkezi olduğunu analiz eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, ateşin burada bir giysi gibi tasvir edilmesinin, azabın artık dışsal bir unsur değil, bedenin ve varlığın içine işlemiş bir gerçeklik olduğunu nitelediğini belirtir.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X