Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

İbrahim Sûresi, 39. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    İbrahim Sûresi, 39. Ayet

    اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ الَّذ۪ي وَهَبَ ل۪ي عَلَى الْكِبَرِ اِسْمٰع۪يلَ وَاِسْحٰقَۜ اِنَّ رَبّ۪ي لَسَم۪يعُ الدُّعَٓاءِ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Elhamdu li(A)llâhi-lleżî vehebe lî ‘alâ-lkiberi ismâ’île ve-ishâk(a)(c) inne rabbî lesemî’u-ddu’â/-(i)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      Yaşlılığıma rağmen bana İsmail'i ve İshak'ı armağan eden Allah'a hamdolsun! Şüphesiz Rabbim duaları kabul edendir.

      Yaşlılığıma rağmen bana İsmail'i ve İshak'ı armağan eden Allah'a hamdolsun! Müfessirler şöyle dediler: Cenab-ı Hak ona bir evlat lütfetmişti, onun yaşı şu kadardı, karısının yaşı da şu kadardı. Ancak biz onu bilmiyoruz, sadece ihtiyarlayıp çocuktan kesildiği vakitte Cenab-ı Hakk'ın ona bir çocuk armağan ettiğini biliyoruz. İşte o zaman kendisine çocuk sahibi olacağı müjdesi verilince, şöyle demişti: "Üzerime yaşlılık çökmüş olmasına rağmen bana böyle bir müjde getiriyorsunuz öyle mi?". Aynı müjde karısına verildiğinde o da şöyle demişti: "Aman ya Rabbi! Ben bir yaşlı kadın, şu da ihtiyar kocam!". Anlaşılıyor ki Cenab-ı Hak onlara, yaşlandıkları ve çocuktan kesildikleri bir vakitte çocuk armağan etmişti.

      Yaşlılığıma rağmen bana İsmail'i ve İshak'ı armağan eden Allah'a hamdolsun! Hz. İbrahim iki şeye birden hamdetmektedir. Verilen armağana ve yaşlanıp çocuktan kesildikleri vakitte çocuk verilmesine. Bunların her biri de, Allah'a hamd ve sena etmeyi gerektirir.

      Şüphesiz Rabbim duaları kabul edendir. Bu cümlede sözlükte duaları işiten anlamına gelen "le-semî'u'd-du'â'" (لَسَمِيعُ الدُّعَاءِ) ibaresi, burada duaları kabul eden demektir.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        el-Hamdu (الْحَمْدُ)

        İbn Fâris, bu kelimenin kökü olan h-m-d harflerinin "övgüde bulunmak ve bir iyiliğe karşı dil ile teşekkür etmek" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "hamd"ın şükürden daha genel bir kavram olduğunu, sadece bir nimet için değil, övülen zatın kendi yetkinliği ve iradi iyiliği için yapıldığını ifade eder. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın etik dünyasında hamdı, insanın Allah'ın mutlak iyiliğine karşı duyduğu deruni bir hayranlık ve bunu dile getirme hali olarak analiz eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu kelimenin müminin varoluşsal bir borçluluk bilinciyle Allah’ın lütuflarını ikrar etmesi olduğunu vurgular.

        Vehebe (وَهَبَ)

        İbn Fâris, v-h-b kökünün "bir şeyi karşılıksız ve gönüllü olarak birine vermek" manasına geldiğini söyler. Râgıb el-İsfahânî, "hibe"nin kişinin herhangi bir menfaat gözetmeden, hatta karşı tarafın liyakatine bakmaksızın yaptığı büyük bir bağış olduğunu ifade eder. Hz. İbrahim'in bu kelimeyi seçmesi, çocukların kendisine tamamen bir ilahi lütuf olarak verildiğini nitelemektedir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu fiilin Allah’ın mülkün tek sahibi olarak dilediği kuluna her türlü imkansızlık içinde bile bir mucize bahşedebileceğini simgelediğini belirtir.

        el-Kiberi (الْكِبَرِ)

        İbn Fâris, k-b-r kökünün "büyüklük, yaşlılık ve bir şeyin azametli olması" anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "kiber"in insanın hayat serüvenindeki yaşlılık ve fiziksel güçsüzlük evresini temsil ettiğini, burada ise biyolojik olarak çocuk sahibi olmanın imkansız göründüğü o "ileri yaş" mertebesini nitelediğini söyler. Prof. Dr. Hidayet Aydar, bu kelimenin Hz. İbrahim'in beşerî sınırlarını ve buna rağmen ilahi lütfun bu sınırları nasıl aştığını gösteren dramatik bir vurgu olduğunu ifade eder.

        İsmâîle (إِسْمَاعِيلَ)

        Celaleddin el-Suyuti, bu ismin Arapça kökenli olmadığını ve yabancı isimler (muarreb) kategorisinde yer aldığını belirtir. Arthur Jeffery, ismin İbranice "Yishmael" (Tanrı işitir/işitti) manasına geldiğini, Hz. İbrahim'in uzun süreli dualarının kabul edilişinin bir nişanesi olarak bu adın vahyî gelenekte yerleştiğini ifade eder. Theodor Nöldeke, ismin kadim Sami dillerindeki fonetik yapısına ve bu ismin "işitme" eylemiyle olan etimolojik bağına dikkat çeker.

        İshâka (إِسْحَاقَ)

        El-Cevâlîkî ve Celaleddin el-Suyuti, ismin Arapça olmayan kökenine işaret ederler. Arthur Jeffery, ismin İbranice "Yitschaq" (Gülüyor/Gülümseme) köküne dayandığını, Hz. İbrahim ve eşinin çocuk haberini aldıklarındaki sevinç, hayret ve mucizevi mutluluğu simgelediğini ifade eder. Gabriel Said Reynolds, bu ismin İbrahimî gelenekte ilahi vaadin ve beklenmedik lütfun bir sembolü olarak Kur'an'da yer aldığını belirtir.

        le-Semîu (لَسَمِيعُ)

        İbn Fâris, s-m-i kökünün "sesi duymak ve bir habere vakıf olmak" manasına geldiğini söyler. Râgıb el-İsfahânî, "Semî'" isminin Allah’a nispet edildiğinde sadece fiziksel bir işitme değil, aynı zamanda duayı kabul etmek ve o sese bir icabetle cevap vermek olduğunu ifade eder. Toshihiko Izutsu, bu sıfatı Allah ile insan arasındaki aktif iletişimin bir kanıtı olarak analiz eder; Allah'ın kulun yakarışına kayıtsız kalmayan "Mücîb" (cevap veren) yönünü nitelediğini belirtir. Prof. Dr. Sadık Kılıç, kelimenin başındaki "lam" harfinin, Allah'ın her yakarışı duyduğuna dair sarsılmaz bir kesinlik (tekit) ifade ettiğini söyler.

        ed-Duâi (الدُّعَاءِ)

        İbn Fâris, d-a-v kökünün "seslenmek, birini çağırmak ve bir şeyin olmasını talep etmek" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "dua"nın kulun Allah karşısındaki mutlak muhtaçlığını dile getirmesi ve O'nun sonsuz kudretine sığınması eylemi olduğunu ifade eder. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), duanın Kur'an'daki en yüksek insani duruş olduğunu, insanın kendi sınırlılığından Allah’ın sonsuzluğuna açıldığı manevi bir kapı olduğunu nitelediğini söyler. Prof. Dr. Hidayet Aydar, duanın burada sadece bir istek değil, Hz. İbrahim örneğinde olduğu gibi bir "iman ve teslimiyet beyanı" olduğunu vurgular.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X