Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

İbrahim Sûresi, 36. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    İbrahim Sûresi, 36. Ayet

    رَبِّ اِنَّهُنَّ اَضْلَلْنَ كَث۪يراً مِنَ النَّاسِۚ فَمَنْ تَبِعَن۪ي فَاِنَّهُ مِنّ۪يۚ وَمَنْ عَصَان۪ي فَاِنَّكَ غَفُورٌ رَح۪يمٌ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Rabbi innehunne adlelne keśîran mine-nnâs(i)(s) femen tebi’anî fe-innehu minnî(s) vemen ‘asânî fe-inneke ġafûrun rahîm(un)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      Rabbim! Putlar insanlardan birçoğunun sapmasına sebep oldu. Bundan böyle kim bana uyarsa o bendendir; kim de bana karşı gelirse artık sen çok bağışlayan, pek esirgeyensin.

      Rabbim! Putlar insanlardan birçoğunun sapmasına sebep oldu. Putların insanları saptırmada herhangi bir dahli olmasa da, Cenab-ı Hak burada saptırmayı putlara nispet etmiştir, çünkü insanlar o putlar sebebiyle sapmışlar, putlar onların sapıtmalarına sebep olmuşlardı. Her ne kadar sebeplerin dahli olmasa da hazan işler sebeplere nispet edilir. Nitekim bunu şu ayet-i kerimenin tefsirinde belirttik: "Kalplerinde hastalık olanlara gelince, bu onların (manevi) kirlerine kir katmıştır". Aslında sure onların kirlerini arttırmamaktadır, ancak kirlerinin artmasına sebep olduğu için, kir sureye nispet edilmiştir. Sure nazil olduğunda onların yalanlaması ve inkârı daha da artmıştı, bu yüzden ona nispet edildi. Açıklamaya çalıştığımız ayet de böyledir. İkincisi, onlar, içinde bulundukları ahvale nispet edilmiştir, öyle ki şayet bu ahval can taşıyan varlıklarda olsaydı onları da saptırır ve şaşırtırdı; çünkü o nesneler kendilerine süslü ve güzel gösteriliyor. Bu tıpkı, her ne kadar dünya aldatmasa da, aldatmanın dünyaya nispet edilmesi gibidir; çünkü o öyle bir haldir ki, şayet o canlıların hallerinden olsaydı, bu bir aldatma olurdu. Saptırmanın putlara nispet edilmesi de bunun gibidir. En doğrusunu Allah bilir.

      Kim bana uyarsa o bendendir. Buradaki bendendir anlamına gelen "minnî" (مِنِّي) lafzı, dinde ve dostlukta benimle beraberdir manasına gelir. En doğrusunu Allah bilir ya, dinde ve din işlerinde benimle beraberdir demektir. ''.Aldatan bizden değildir" mealindeki hadis de bu manaya gelir; yani bize uymuyor veya bizimle beraber değildir veyahut bizim dinimizde değildir demektir. O bendendir mealindeki ifade de, benim dinimdendir anlamına gelir. Hasılı, kim bana uyarsa, davetimi kabul eder ve emrime uyarsa o bendendir, yani benim bulunduğum hal üzeredir. Aynı şekilde ''.Aldatan bizden değildir" mealindeki hadis de, bizim bulunduğumuz hal üzere değildir manasına gelir.

      Kim de bana karşı gelirse artık sen çok bağışlayan, pek esirgeyensin. Bu cümledeki kim bana karşı gelirse mealindeki ifade, Allana ortak koşarak karşı gelmek anlamında değil, şirkin dışında işlediği hatalarla karşı gelmek manasındadır, onlara karşı sen çok bağışlayan, pek esirgeyensin. Yahut kim de bana karşı gelirse artık sen çok bağışlayan, pek esirgeyensin, yani onların inkârını belli bir vakte kadar örtersin; çünkü "ğufrân" (غُفْرَان) kelimesi örtmek anlamına gelir, Cenab-ı Hak da onu belli bir vakte kadar örtmektedir, nitekim bir ayette şöyle buyurmaktadır: "O sadece, onların işini bir güne erteliyor". Veyahut kim de bana karşı gelirse artık sen çok bağışlayan, pek esirgeyensin. Yani ona tövbe etme ve müslüman olma imkanını verirsin, o da müslüman olur ve tövbe eder, sen de onun isyanını bağışlar ve merhamet edersin. Kim de bana karşı gelirse, yani benim davetime ve emrime karşı gelirse, sen çok bağışlayan, pek esirgeyensin, yani ona tövbe etmek ve bulunduğu halden dönmek imkanını verirsin ve sonra da onu bağışlar ve esirgersin.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Rabbi (رَبِّ)

        İbn Fâris, bu kelimenin kökü olan r-b-b harflerinin "sahip olmak, ıslah etmek, bir şeyi kemale erdirinceye kadar gözetmek ve yönetmek" anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "Rab" isminin aslen terbiye edici (mürebbî) manasına geldiğini, Hz. İbrahim'in bu hitabıyla Allah’ın mahlukat üzerindeki mutlak otoritesini ve şefkatli gözetimini yardıma çağırdığını ifade eder. Toshihiko Izutsu, Rab kavramının Kur'an'ın ontolojik yapısında "Efendi-Kul" ilişkisinin merkezini oluşturduğunu ve burada kulu ile Rabbi arasındaki o çok özel, koruyucu bağı temsil ettiğini analiz eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu kelimenin sadece bir yaratıcıyı değil, aynı zamanda varlığın her anını çekip çeviren "kayyum" bir iradeyi nitelediğini söyler.

        İnnehunne (إِنَّهُنَّ)

        İbn Fâris, "inne" edatının bir hükmü pekiştirmek ve şüpheyi gidermek için kullanıldığını (tekit), sonundaki "hunne" zamirinin ise dişil çoğul olduğunu ve burada önceki ayette geçen "putlara" (asnâm) döndüğünü belirtir. Râgıb el-İsfahânî, cansız varlıklar olan putlar için dişil ve akıllı varlık zamiri kullanılmasının, onların insanlar üzerindeki etkisinin sanki birer özneymiş gibi güçlü ve sarsıcı olduğunu nitelediğini ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu yapının putların bizzat kendilerinden ziyade, onlara yüklenen yanlış anlamların ve o sapkın inanç sisteminin insanlar üzerindeki yıkıcı gücünü temsil ettiğini vurgular.

        Adlelne (أَضْلَلْنَ)

        İbn Fâris, d-l-l kökünün temel anlamının "yoldan sapmak, kaybolmak, bir şeyi zayi etmek ve bir şeyin izini kaybetmek" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "idlal" fiilinin burada birini doğru yoldan (sırat-ı müstakim) uzaklaştırıp belirsizliğe ve helaka sürüklemek manasına geldiğini söyler. Putların insanları saptırması, onların hakikat ile arasına bir perde çekmesi ve insanın asli yönelimini bozmasıdır. Toshihiko Izutsu, dalalet kavramını Kur'an'ın "hidayet" kutbunun tam zıddı olan "kozmik bir şaşkınlık" ve istikamet kaybı olarak analiz eder. Prof. Dr. Hidayet Aydar, putperestliğin insanı aklın ve vahyin rehberliğinden kopararak nasıl bir kaosa mahkum ettiğini bu fiilin nitelediğini ifade eder.

        Kesîran (كَثِيرًا)

        İbn Fâris, k-s-r kökünün "çokluk, bolluk, azlığın zıddı" anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "kesret" kelimesinin burada sayıca fazlalığı ifade ettiğini ve tarihin her döneminde putların (sahte değerlerin) peşinden giden kitlelerin ne denli büyük bir yekun teşkil ettiğine dikkat çekildiğini söyler. Toshihiko Izutsu, Kur'an'da "çokluk" vurgusunun genellikle nitelikten ziyade niceliğe önem veren ve hakikati çoğunluğun takibinde arayan yanılgıyı (psikolojik kitle hareketini) nitelediğini analiz eder.

        en-Nâsi (النَّاسِ)

        İbn Fâris, kelimenin kökeni hakkında hareket etmek anlamındaki n-v-s veya unutmak anlamındaki n-s-y köküne değinir. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin "üns" (sosyalleşme) kökünden geldiğini ve insanın medeni, toplumsal yönünü temsil ettiğini belirtir. Arthur Jeffery, kelimenin Sami dillerindeki (özellikle Aramicedeki "enaşa") yaygınlığına ve insanın "beşerî topluluk" kimliğini niteleyen teknik bir terim oluşuna işaret eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, buradaki "nas" vurgusunun, putların etkisinin bireysel kalmayıp toplumsal bir cinnete ve genel bir sapmaya dönüştüğünü gösterdiğini ifade eder.

        fe Men (فَمَن)

        İbn Fâris, "men" kelimesinin bir ismi mevsul veya şart edatı olduğunu ve akıllı varlıkları (insanları) kapsadığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu yapının bir ayrıştırma (tefrik) işlevi gördüğünü; sapan kitlelerin içinden hakikati seçen ferdin iradesini ön plana çıkardığını söyler.

        Tebianî (تَبَعَنِي)

        İbn Fâris, t-b-a kökünün "birinin arkasından gitmek, ona uymak, onun izini takip etmek ve bitişmek" anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "teba" eyleminin burada Hz. İbrahim'in temsil ettiği tevhidi yola iradi olarak dahil olmayı ve onun rehberliğini kabul etmeyi ifade ettiğini söyler. Toshihiko Izutsu, takip etme eylemini Kur'an'ın ahlaki sisteminde "sadakat" ve "bağlılık" (velayet) ilişkisi olarak analiz eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu kelimenin sadece fiziksel bir yürüyüşü değil, zihni ve kalbi bir bütünleşmeyi nitelediğini savunur.

        Asânî (عَصَانِي)

        İbn Fâris, a-s-y kökünün "sertleşmek, karşı gelmek, emre itaatsizlik etmek ve direnç göstermek" manasına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "isyan"ın hak olan bir otoriteye ve doğru olan bir yola karşı bilinçli bir başkaldırı olduğunu ifade eder. Toshihiko Izutsu, bu kavramı "itaat"in zıddı olarak, insanın kendi egosunu veya sahte ilahları tercih ederek peygamberin tebliğine sırt çevirmesi olarak analiz eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, isyanın burada tevhidi ilkeleri reddeden ve putperest statükoda ısrar eden tutumu nitelediğini söyler.

        Gafûrun (غَفُورٌ)

        İbn Fâris, g-f-r kökünün temel anlamının "bir şeyi örtmek, gizlemek ve korumak" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "Gafûr" isminin Allah’ın kullarının günahlarını örtüp onları cezalandırmaktan vazgeçmesini ve kulun itibarını korumasını ifade ettiğini söyler. Toshihiko Izutsu, bu sıfatı Allah'ın merhamet odaklı (rahmet) isimleri içinde, özellikle "günahın yükünü kaldırma" eylemiyle ilişkili olarak analiz eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, Gafûr isminin Hz. İbrahim'in duasında yer almasının, onun asilere karşı duyduğu şefkati ve onların da bir hidayet imkanıyla bağışlanabileceğine dair ilahi umudu yansıttığını belirtir.

        Rahîm (رَحِيمٌ)

        İbn Fâris, r-h-m kökünün "incelik, şefkat, acıma duygusu ve merhamet" anlamına geldiğini, ana rahminin (rahm) de bu koruyuculuk ve şefkatten dolayı bu adı aldığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "Rahîm" isminin müminlere ve itaat edenlere yönelik özel, sürekli ve sonuç odaklı bir merhameti nitelediğini ifade eder. Toshihiko Izutsu, bu ismin Kur'an'ın etik dünyasında "bağışlayan ve esirgeyen" ilahi iradenin en temel tezahürü olduğunu analiz eder. Prof. Dr. Hidayet Aydar, "Gafûr" ve "Rahîm" isimlerinin birlikte zikredilmesinin, Allah’ın hem kötülükleri sildiğini hem de kulu iyiliklerle donatarak onu koruma altına aldığını nitelediğini belirtir.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X