Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

İbrahim Sûresi, 33. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    İbrahim Sûresi, 33. Ayet

    وَسَخَّرَ لَكُمُ الشَّمْسَ وَالْقَمَرَ دَٓائِبَيْنِۚ وَسَخَّرَ لَكُمُ الَّيْلَ وَالنَّهَارَۚ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Veseḣḣara lekumu-şşemse velkamera dâ-ibeyn(i)(s) veseḣḣara lekumu-lleyle ve-nnehâr(a)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      32. Gökleri ve yeri yaratan, gökten su indirip onunla size rızık olarak türlü türlü ürünler çıkaran Allah'tır; izni ile denizde yüzüp gitmeleri için gemileri emrinize veren, nehirleri sizin için faydalı olacak şekilde yaratan O'dur.

      33. Düzenli seyreden güneşi ve ayı sizin için yararlı kılan, gece ile gündüzü faydalanacağınız biçimde yaratan O'dur.


      Gökleri ve yeri yaratan, gökten su indirip onunla size rızık olarak türlü türlü ürünler çıkaran Allah'tır ... Bu ayet, Allah'ın tedbir ve yönetiminin göklerde ve yerde olan her şeyi kapsadığına işaret etmektedir, O'nun ilmi bütün yaratılanları ihata etmektedir, çünkü insanı kastederek gökten su indirip onunla size rızık olarak türlü türlü ürünler çıkaran Allah'tır buyurmaktadır. Allah göklerin yararlarını, aralarındaki mesafenin çok uzun olmasına rağmen yeryüzünün yararı ile birleştirmiştir. Bu durumun hikmetli bir idareden ve ilimden dolayı böyle olduğuna işaret eder; o, bir olan, her şeyi bilen ve her şeye gücü yetenin tedbir ve idaresidir. Sonra sert ve sağlam olan gökyüzü ile kesif ve kalın olan yeryüzünü, bütünüyle gökleri ve yeri insanların emrine amade kıldığını, müthiş dalgaları ve ürkütücü halleri olan denizleri, akıp giden nehirleri, güneşi, ayı, geceyi ve gündüzü bu insanın emrine ve hizmetine verdiğini belirtmesinde, bütün bunlarda iki anlam vardır. Birincisi, Allah onlara verdiği nimetleri, başkalarının hizmetine verildiklerini dahi bilmeyen bütün o sisteme dahil nesneleri insanların hizmetine vermesinde onlar için yarattığı faydaları hatırlatıyor, bununla da onların şükrünü yerine getirmelerini istiyor. İkincisi, Cenab-ı Hak burada kendi hükümranlığını ve kudretinden bahsetmektedir, çünkü sertliğine, sağlamlığına, kalınlığına ve ürkütücülüğüne rağmen bunları insanların hizmetine verdiğini söylemektedir. Belirttiği bu varlıkları başkasının hizmetine vermeye kadir olan, insanları ölümden sonra diriltmeye de kadirdir. Bütün bunları emre amade kıldığını belirtmesi, onları bizim hizmetimiz için ve bizim emrimizde olacak şekilde yarattığı anlamına gelmesi de muhtemeldir. İkinci olarak, onları bizim istifademize amade kılmıştır, yani onlardan faydalanma yollarını ve vasıtalarını bize öğretmiştir anlamına da gelebilir.

      Düzenli seyreden anlamındaki "dâibeyn" (دَائِبَيْنِ) kelimesi hakkında şöyle dedi: Bu fiil, sürekli olarak deveran ediyorlar demektir, "devb" (دَوْب) kökünden gelir, yani ardı ardına gelmek anlamındadır.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Sehhara (سَخَّرَ)

        İbn Fâris, bu kelimenin kökü olan s-h-r harflerinin temel anlamının "bir şeyi zorla boyun eğdirmek, onu kendi iradesi dışında bir işe koşturmak ve birinin hizmetine amade kılmak" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "teshir" eyleminin bir varlığı kendi tabiatına veya başka bir varlığın menfaatine yönelik olarak belirli bir yasaya tabi kılmak olduğunu ifade eder. Bu ayette güneş ve ayın insan hayatının devamı için ilahi bir yasayla (sünnetullah) görevlendirilmesini nitelediğini söyler. Toshihiko Izutsu, teshir kavramını kozmik nizamın ahlaki bir boyutu olarak analiz eder; devasa gök cisimlerinin insan gibi zayıf bir varlığın hizmetine sunulmasının ilahi rahmetin (rahme) bir tecellisi olduğunu vurgular. Prof. Dr. Sadık Kılıç, teshirin evrendeki nedensellik bağlarının (esbab) insan lehine işleyecek şekilde kurgulanmış ontolojik bir boyun eğdirme olduğunu savunur.

        eş-Şemse (الشَّمْسَ)

        İbn Fâris, ş-m-s kökünün temel anlamının "parlaklık, açıklık ve sıcaklık" olduğunu ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, güneşin yeryüzündeki hayatın, ısının ve ışığın temel kaynağı olarak zikredildiğini, onun teshir edilmesinin ise bu hayati fonksiyonların kesintisizliğini sağlayan ilahi bir mekanizma olduğunu belirtir. Arthur Jeffery, kelimenin Sami dillerindeki (İbranice "şemeş", Aramice "şemşa") kadim kökenlerine dikkat çekerek, vahyî metinlerde güneşin ilahi bir tanrı değil, bir "hizmetkar" (müsahhar) olarak konumlandırıldığını savunur. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, güneşin burada sadece astronomik bir cisim olarak değil, insan merkezli (antropik) bir evren tasarımının en büyük göstergesi olarak analiz edildiğini ifade eder.

        ve’l-Kamera (وَالْقَمَرَ)

        İbn Fâris, k-m-r kökünün temel manasının "beyazlık, aydınlık ve ışığın parlaması" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "kamer" kelimesinin güneşin ışığını yansıtan ve geceyi aydınlatan gök cismini nitelediğini ifade eder. Toshihiko Izutsu, ayın teshir edilmesinin Kur'an semantiğinde zamanın hesaplanması ve mevsimlerin takibi (kevnî takvim) işleviyle doğrudan ilişkili olduğunu analiz eder. Prof. Dr. Hidayet Aydar, kamerin güneş ile birlikte zikredilmesinin, gökyüzündeki bu ikili dengenin insan yaşamındaki biyolojik ve sosyal düzeni (gece-gündüz dengesi) kuran temel unsurlar olduğunu nitelediğini söyler.

        Dâibeyni (دَائِبَيْنِ)

        İbn Fâris, bu kelimenin kökü olan d-e-b harflerinin "bir işi sürekli yapmak, bir şeye alışmak ve yorulmaksızın devam etmek" anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "deeb" kelimesinin burada güneş ve ayın ilahi yasalara tam bir itaatle, hiçbir duraksama ve sapma göstermeden hareket etmelerini (cevelan) nitelediğini ifade eder. Toshihiko Izutsu, bu kavramı "kozmik bir disiplin" olarak analiz eder; gök cisimlerinin bu istikrarlı hareketinin evrendeki sarsılmaz güveni simgelediğini söyler. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, dâibeyni sıfatının modern astrofizikteki yörünge hareketlerini ve gök cisimlerinin devinimindeki o muazzam hassasiyeti (kozmik saat) niteleyen edebi bir terim olduğunu savunur.

        el-Leyle (اللَّيلَ)

        İbn Fâris, l-y-l kökünün "gündüzün zıddı olan karanlık, örtü ve sükûnet" anlamına geldiğini ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, gecenin insan için bir "örtü" (libas) ve dinlenme vakti (seken) olarak teshir edildiğini, bu durumun biyolojik bir zorunluluktan ziyade ilahi bir lütuf olduğunu belirtir. Theodor Nöldeke, kelimenin Sami dillerindeki ortak yapısına ve karanlığın kadim kültürlerdeki "sükûn" anlamıyla olan bağına dikkat çeker. Prof. Dr. Sadık Kılıç, gecenin teshirinin insanın ruhsal dengesini koruyan ve onu gündüzün koşturmacasından çekip alan ontolojik bir "mola" olduğunu savunur.

        ve’n-Nehâra (وَالنَّهَارَ)

        İbn Fâris, n-h-r kökünün "genişlemek, yarıp açmak ve aydınlığın yayılması" manasına geldiğini söyler. Râgıb el-İsfahânî, gündüzün ışığın yeryüzünü kaplayarak eşyayı görünür kılması ve insanın rızık arama sürecini (maaş) başlatması olduğunu ifade eder. Toshihiko Izutsu, nehar kavramını Kur'an'ın "ışık ve karanlık" (nur-zulmet) diyalektiğinde aktif yaşamı, bilinci ve görünürlüğü simgeleyen temel bir zaman dilimi olarak analiz eder. Prof. Dr. Hidayet Aydar, gündüzün teshir edilmesinin insanın dünyayı imar etmesi ve toplumsal hayatı sürdürmesi için gerekli olan tüm aydınlık ve enerjiyi sağlayan ilahi bir düzenleme olduğunu belirtir.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X