Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

İbrahim Sûresi, 19. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    İbrahim Sûresi, 19. Ayet

    اَلَمْ تَرَ اَنَّ اللّٰهَ خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ بِالْحَقِّۜ اِنْ يَشَأْ يُذْهِبْكُمْ وَيَأْتِ بِخَلْقٍ جَد۪يدٍۙ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Elem tera enna(A)llâhe ḣaleka-ssemâvâti vel-arda bilhakk(i)(c) in yeşe/ yużhibkum veye/ti biḣalkin cedîd(in)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      Allah'ın gökleri ve yeri hikmetli olarak yarattığını görmüyor musun? O, dilerse sizi yok edip yerinize yeni varlıklar getirir.

      Allah'ın gökleri ve yeri yarattığını görmüyor musun? Bu ayetteki görmüyor musun mealindeki ifade, uyarı ve hayret anlamına gelmektedir, yani gerçeği anladı ve bildi, ama gafil davrandı. Yahut şöyle deriz: Bu, hayretten doğan bir uyarı ifadesidir, ondan sonra bile anlamadı, onunla dahi bilemedi. Bu ifadenin bu iki anlama gelmesi muhtemeldir. En doğrusunu Allah bilir.

      Gökleri ve yeri hikmetli olarak yarattı. Bütün tefsirciler şöyle dediler: Buradaki hak ile mealindeki "bi'l-hakk" (بِالْحَقِّ) kelimesi hak için anlamına gelir. En doğrusunu Allah bilir ya, müfessirlerin "bi'l-hakk" (بِالْحَقِّ) kelimesini "li'l-hakk" (لِلْحَقِّ) diye yorumlamaları, yani kesinlikle var olması için anlamına gelir ki o da ahirettir; çünkü Allah ilk alemi (dünyayı) ikinci alem (ahiret) için yaratmıştır. Bu alemi yaratmasından maksat, ikinci alemdir. Dolayısıyla gökleri ve yeri de ilk alem için değil ikinci alem için yaratmıştır. Çünkü ikinci alem için değil de ilk alem için yaratmış olsaydı, bu, onları yok olmaları için yarattığı anlamına gelirdi. Bu ise, hikmetin dışında olan bir fiildir. Allah şöyle buyurdu: "Sizi sırf boş yere yarattığımızı ve sizin artık huzurumuza geri getirilmeyeceğinizi mi sandınız?". Bazıları şöyle dedi: İnsanları denemesi ve imtihan etmesi amacıyla kendisine gerekli olan bir hak için yarattı, göklerle yeri imtihan edilenler hakkında şahitlik etmeleri için yarattı. Yahut Allah şunu söylüyor: Onları hak ile yani hikmetle yarattı.

      Allah gökleri ve yeri hikmetli olarak yarattı. Ayetteki hitap şayet Resûlullah'a (s.a.) yapılmış ise, sanki şunu söylemektedir: Gördün ve bildin ki Allah, gökleri ve yeri hak ile yaratandır. Şayet hitap başkalarına ise, o zaman şunu demektedir: Biliniz ki Allah gökleri ve yeri hak ile yaratandır, onları abes olarak ve boş yere yaratmamıştır.

      O, dilerse sizi yok edip yerinize yeni varlıklar getirir. Bazı müfessirler şöyle dedi: Allah bu ayetle Mekkelilere hitap etmektedir; Cenab-ı Hak burada kudretine ve gücüne işaret etmekte, insanlar ölüp gittikten sonra onları yeniden yaratma gücüne sahip olduğunu söylemektedir. Yani Allah sizi helak edip yok etmeye kadirdir, sizin yerinize başkalarını getirmeye de kadirdir, demektedir. Buna göre göre sizleri öldükten sonra yaratmaya da kadirdir.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        E-lem (أَلَمْ)

        İbn Fâris, bu yapının bir soru harfi olan "e" ile geçmiş zamanı olumsuzlayan "lem" edatından oluştuğunu, ancak buradaki sorunun bir bilinmezi öğrenmek için değil, muhatabın zaten bildiği bir gerçeği onaylatmak ve onu ikrar ettirmek (istifham-ı takriri) için kullanıldığını belirtir. Prof. Dr. Hidayet Aydar, bu hitap tarzının muhatabın dikkatini en üst seviyeye çıkarmayı ve söylenecek olan büyük hakikate zihni bir hazırlık yapmasını hedeflediğini ifade eder. Angelika Neuwirth, Kur'an'ın bu tür soru kalıplarıyla muhatabı kendi gözlemleri ve akli çıkarımları üzerinden hakikati teslim etmeye zorlayan edebi bir strateji izlediğini belirtir.

        Tera (تَرَ)

        İbn Fâris, kelimenin kökü olan r-e-y harflerinin temel anlamının "gözle görmek" veya "kalp ile idrak etmek, bilmek" olduğunu ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, "ru'yet"in burada basit bir fiziksel görmeden ziyade, kainattaki nizamı ve yaratılış ayetlerini akıl gözüyle mütalaa etmek ve kesin bir bilgiye (yakîn) ulaşmak manasına geldiğini belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu fiilin muhataba yönelik "akletmez misin, tefekkür ederek bu gerçeğe ulaşmaz mısın?" şeklinde sarsıcı bir akli muhakeme daveti olduğunu vurgular. Toshihiko Izutsu, görme eyleminin Kur'an'da bilgi edinmenin en kesin yolu olarak konumlandırıldığını ve "bilmek" ile eş anlamlı hale getirildiğini analiz eder.

        Allah (اللَّهَ)

        İbn Fâris, ismin aslı olan e-l-h kökünün "kulluk edilen ve yüceliği karşısında hayrete düşülen" manasına geldiğini belirtir. Toshihiko Izutsu, bu ayette Allah isminin, uluhiyetinin bir nişanesi olarak "yaratma" (halk) eyleminin yegane öznesi şeklinde konumlandığını analiz eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, Allah’ın burada göklerin ve yerin mutlak sahibi ve tasarımcısı olarak zikredilmesinin, O’nun varlık üzerindeki tartışmasız hükümranlığını pekiştirdiğini ifade eder.

        Halaka (خَلَقَ)

        İbn Fâris, h-l-k kökünün temel anlamının "bir şeyi ölçüp biçmek, takdir etmek ve bir örneğe göre düzeltmek" olduğunu, daha sonra "yoktan var etmek" manasında özelleştiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, yaratma eyleminin (halk) iki boyutuna dikkat çeker: Birincisi bir şeyi bir amaç ve hikmetle (takdir) tasarlamak, ikincisi ise o tasarımı varlık sahasına çıkarmaktır. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu eylemin sadece biyolojik bir üretim değil, tüm evreni bir gaye doğrultusunda inşa eden ontolojik bir temel olduğunu savunur. Toshihiko Izutsu, Kur'an kozmolojisinin merkezinde yer alan bu fiilin, Allah ile alem arasındaki "yaratıcı-yaratılan" hiyerarşisini en net şekilde kuran terim olduğunu ifade eder.

        es-Semavat (السَّمَاوَاتِ)

        İbn Fâris, s-m-v kökünün "yükseklik, üstünlük ve bir şeyin zirvesi" anlamına geldiğini belirtir. Arthur Jeffery, kelimenin Sami dillerindeki kadim kökenlerine (Aramice şemayya) dikkat çekerek, vahyî metinlerde evrenin yüksek mertebelerini ve ilahi nizamın tecelli ettiği katmanları nitelediğini ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, semanın burada çoğul formda gelmesinin, yaratılışın muazzam genişliğini ve insanın kavrayışını aşan boyutlarını simgelediğini söyler. Theodor Nöldeke, kelimenin kozmolojik bir terim olarak Kur'an'ın dil bütünlüğünde "üst alem" tasvirini tamamladığını belirtir.

        el-Arda (الْأَرْضَ)

        İbn Fâris, e-r-z kökünün "alçak olan, ayak altına serilen ve üzerinde karar kılınan katı yer" manasına geldiğini belirtir. Theodor Nöldeke, kelimenin diğer Sami dilleriyle (İbranice Eretz) olan sıkı bağını ve etimolojik olarak toprak, zemin ve yaşam alanı anlamındaki kadim karakterini vurgular. Râgıb el-İsfahânî, arzın semavat ile birlikte zikredilmesinin, tüm varlık aleminin Allah’ın tasarrufunda olduğunu göstermeye matuf bir bütünleme (kozmos) olduğunu ifade eder.

        bi-el-Hakk (بِالْحَقِّ)

        İbn Fâris, h-k-k kökünün "sabit, doğru, sarsılmaz ve batıl olmayan gerçek" anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "hakk" ile yaratmanın, evrenin rastlantısal, anlamsız veya bir oyun (lehv) olsun diye değil; bir hikmete, adalete ve yüce bir amaca dayalı olarak var edildiği manasına geldiğini söyler. Toshihiko Izutsu, hakk kavramını kozmik nizamın ahlaki ve hukuki temeli olarak analiz eder ve varlığın özünde yatan o sarsılmaz "doğruluk" yasasını temsil ettiğini vurgular. Angelika Neuwirth, bu tabirin yaratılışın geçici olmadığını ve arkasında mutlak bir hakikat iradesinin bulunduğunu nitelediğini ifade eder.

        İy Yeşe’ (إِن يَشَأْ)

        İbn Fâris, ş-y-e kökünün "bir şeyi istemek, vücuda getirmek ve kastetmek" anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "meşiet"in Allah'ın mutlak ve hür iradesini simgelediğini, O'nun eylemlerinin hiçbir dış zorunlulukla kısıtlanamayacağını ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu şart yapısının, mevcut yaratılışın Allah için bir zorunluluk değil, bir tercih olduğunu ve bu tercihin her an değişebileceğini muhataba hatırlatan bir kudret vurgusu taşıdığını belirtir.

        Yüzhibkum (يُذْهِبْكُمْ)

        İbn Fâris, z-h-b kökünün "gitmek, yok olmak ve bir şeyin izinin kalmaması" anlamına geldiğini söyler. Râgıb el-İsfahânî, "izhab" eyleminin burada varlığına son vermek, ortadan kaldırmak ve helak etmek manasına geldiğini ifade eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu kelimenin insanın Allah karşısındaki mutlak muhtaçlığını ve varlık sahasından her an çekilebileceği gerçeğini niteleyen ontolojik bir uyarı olduğunu savunur. Toshihiko Izutsu, bu fiilin Allah’ın "Kahhar" ve "Ğani" sıfatlarının bir tezahürü olarak, dilediği toplumu tarih sahnesinden silebileceğini temsil ettiğini belirtir.

        Ye’ti (وَيَأْتِ)

        İbn Fâris, e-t-y kökünün "gelmek, ulaşmak ve var kılmak" manasına geldiğini ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, bu fiilin bir şeyi yok ettikten sonra yerine yenisini getirme gücünü temsil ettiğini, Allah’ın yaratma sıfatının kesintisizliğini simgelediğini belirtir. Prof. Dr. Hidayet Aydar, "ye’ti" fiilinin burada Allah’ın dilediği her şeyi anında var etme kudretini nitelediğini söyler.

        bi-Halkın (بِخَلْقٍ)

        İbn Fâris, h-l-k kökünden gelen bu kelimenin burada "yaratılan topluluk, yeni bir varlık türü veya nesil" anlamına geldiğini belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, "halk" kelimesinin bu bağlamda hem biyolojik bir yaratılışı hem de yeryüzünde yeni bir düzen kuracak olan farklı bir insan topluluğunu ifade edebileceğini söyler. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bunun Allah’ın yaratıcı iradesinin sonsuz imkanlarını ve mevcut insanlığa mahkum olmadığını gösteren bir kavram olduğunu vurgular.

        Cedid (جَدِيدٍ)

        İbn Fâris, c-d-d kökünün "bir şeyi kesmek, büyük olmak ve hiç kullanılmamış olan" manalarına geldiğini söyler. "Yeni" olan şeye cedid denmesi, onun geçmişten (eskiden) kopuk ve taze olması sebebiyledir. Râgıb el-İsfahânî, "cedid"in burada daha önce görülmemiş, özgün ve eskinin yerini alan taptaze bir yaratılışı nitelediğini ifade eder. Toshihiko Izutsu, bu sıfatın yaratılışın dinamik karakterini ve Allah’ın her an yeni bir tecellide bulunduğunu (her an bir şendedir) simgelediğini belirtir. Prof. Dr. Hidayet Aydar, cedid kelimesinin inkarcılara yönelik bir tehdit olarak; "sizin yerinize sizi aratmayacak ve Allah’a itaat edecek yepyeni bir nesil getirmek O'na kolaydır" mesajını taşıdığını vurgular.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X