Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

İbrahim Sûresi, 18. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    İbrahim Sûresi, 18. Ayet

    مَثَلُ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا بِرَبِّهِمْ اَعْمَالُهُمْ كَرَمَادٍۨ اشْتَدَّتْ بِهِ الرّ۪يحُ ف۪ي يَوْمٍ عَاصِفٍۜ لَا يَقْدِرُونَ مِمَّا كَسَبُوا عَلٰى شَيْءٍۜ ذٰلِكَ هُوَ الضَّلَالُ الْبَع۪يدُ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Meśelu-lleżîne keferû birabbihim(s) a’mâluhum keramâdin(i)şteddet bihi-rrîhu fî yevmin ‘âsif(in)(s) lâ yakdirûne mimmâ kesebû ‘alâ şey-/(in)(c) żâlike huve-ddalâlu-lba’îd(u)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      Rablerini inkar edenlerin yapıp ettikleri, fırtınalı bir günde rüzgarın savurduğu kül gibidir. Kazandıkları hiçbir şeye yaramaz. İşte bu (sonucu gerektiren davranış) derin sapkınlıktır.

      Rablerini inkâr edenlerin yapıp ettikleri, kül gibidir. En doğrusunu Allah bilir ya, burada takdim-tehir vardır; yani Rab'lerini inkâr edenlerin yaptıkları amellerin misali, fırtınalı bir günde rüzgarın savurduğu kül gibidir. Sonra onların yaptıkları ameller, muhtemelen iman halinde iken yaptıkları amellerdir, sonra küfre dönmüşlerdi. Küfür halinde yaptıkları fiiller, iman halinde iken yaptıkları salih amelleri iptal etmişti. Şu ayet-i kerimede Allah bunu belirtmektedir: "Kim inanmayı reddederse ameli kesinlikle boşa gider". Yahut onların amellerinden maksat, küfür halinde iken yaptıkları güzel şeylerdir, o güzel şeylerden ahirette yararlanmayı bekliyorlardı, ancak yararlanamadılar, yaptıkları o güzel işler şiddetli bir rüzgarın savurduğu kül gibi savruldu ve rüzgar yapacağını yaptıktan sonra o küllerin sahibi onlardan hiç yararlanamadı. Buna göre onların küfür halinde iken yapmış oldukları salih ameller yahut iman halinde iken yaptıkları salih ameller bilahare küfre dönmeleri halinde onlardan hiç yararlanamazlar. Cenab-ı Hak başka bir ayette şöyle buyurdu: "İnkâr edenlerin yapıp ettikleri, susamış kimsenin su zannettiği serap gibidir". Bundan dolayı yaptıkları kötü amellerin kendisini salih ve güzel gibi görürler. Cenab-ı Hak da, "Kötü işleri güzel bulan kimse" buyurmaktadır. Haddi zatında kötü olan amel seraba benzetilir, çünkü orada bir şey yoktur, insan ancak hayal görmektedir. Buna göre onlar kötü ameli de güzel olarak görürler, ancak öyle değildir. Küle benzetilen şey ise haddi zatında salih amellerdi, ancak küfre dönmeleri onu iptal etmiştir.

      Fırtınalı bir günde. Günün kendisi fırtına değildir, ancak burada gizli bir kelime vardır, sanki şöyle demektedir: İçinde şiddetli rüzgarın bulunduğu bir günde. Tıpkı "Gündüzü gören kıldı" mealindeki ayette ifade buyurulduğu gibidir. Gündüz, kendisi görmüyor, ancak gündüzün aydınlığında görülüyor, yahut gündüzün ışığıyla görülüyor. "'Âsıf*" (عَاصِفٍ) kelimesinin, gök gürültüsü ve nesneleri kıran kasırga manasına geldiği söylenmiştir. Yahut şiddetli rüzgar ile "âsıf", kelimesi iki farklı lafızdır, fakat aynı manayı ifade ederler.

      Kazandıkları hiçbir şeye yaramaz. Tıpkı yukarıda rüzgarın yapacağını yaptıktan ve etrafa savurduktan sonra sahibine hiçbir fayda getirmediğini söylediğimiz kül gibidir. En doğrusunu Allah bilir. İşte bu (sonucu gerektiren davranış) derin sapkınlıktır. Ayetteki bu anlamına gelen "zâlike" (ذَٰلِكَ) kelimesinden maksat muhtemelen küfürdür; yani küfür derin bir sapkınlıktır, o sapkınlıkta kurtuluş ihtimali asla yoktur. Yahut bu, onları haktan çok uzaklara atan küfürdür. En doğrusunu Allah bilir.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Meselü (مَثَلُ)

        İbn Fâris, m-s-l kökünün temel anlamının "bir şeyi bir şeye benzetmek, bir şeyin örneğini ortaya koymak ve bir durumu diğeriyle eşitlemek" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "mesel"in soyut bir hakikati muhatabın zihninde canlandırmak amacıyla somut bir tasvirle (temsil) anlatılması olduğunu, bu ayette kafirlerin amellerinin beyhudeliğini gösteren sarsıcı bir "durum nitelemesi" işlevi gördüğünü ifade eder. Toshihiko Izutsu, mesel kavramının Kur'an'ın semantik yapısında hakikati idrake yaklaştıran ontolojik bir köprü olduğunu savunur. Prof. Dr. Sadık Kılıç, kelimenin burada sadece edebi bir benzetme değil, amellerin ahiretteki "varoluşsal karşılığı"na dair bir hakikat beyanı olduğunu vurgular.

        Elleziyne (الَّذِينَ)

        Prof. Dr. Hidayet Aydar, bu kelimenin ismi mevsul (bağlaç) olarak, peygamberlerin tebliğine karşı inatla direnen ve Allah’ın mutlak otoritesini inkar eden belirli bir inanç grubunu (küfür cephesini) nitelediğini ve onları hükmün odağına yerleştirdiğini ifade eder.

        Keferû (كَفَرُوا)

        İbn Fâris, k-f-r kökünün temel manasının "örtmek" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, buradaki küfrün Allah’ın birliğini ve nimetlerini kasten reddederek gerçeğin üzerini örtmek manasına geldiğini söyler. Toshihiko Izutsu, küfür kavramını "iman"ın ve "şükür"ün semantik karşıtı olarak nankörlük ve bilinçli inkar olarak analiz eder. Arthur Jeffery, kelimenin teknik bir terim olarak Süryanice "kapar" fiiliyle olan kökensel bağına dikkat çeker. Theodor Nöldeke, kelimenin arkaik anlamlarında nankörlük ve haktan yüz çevirme eyleminin merkezi bir yer tuttuğunu ifade eder.

        bi-Rabbihim (بِرَبِّهِمْ)

        İbn Fâris, r-b-b kökünün "sahip olmak, ıslah etmek, tamamlamak ve yönetmek" anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "Rab" isminin burada yaratılanları kemale erdireen mürebbî işlevini vurguladığını, inkarcıların ise kendilerini terbiye eden ve nimet veren yegane güce karşı nankörlük ettiklerini ifade eder. Gabriel Said Reynolds, kelimenin Sami dillerindeki (özellikle Süryanice "rabba") "efendi" ve "yüce sahip" anlamlarıyla olan paralelliğine dikkat çeker.

        A’mâlühüm (أَعْمَالُهُمْ)

        İbn Fâris, a-m-l kökünün "bir işi iradeyle ve belirli bir niyetle yapmak" anlamına geldiğini söyler. Râgıb el-İsfahânî, "amel"in sadece bir hareket değil, bir amaca matuf bilinçli bir eylem olduğunu, ancak imansız amellerin ahirette bir değer taşımayacağını ifade eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu kelimenin kafirlerin dünyadaki her türlü sosyal ve bireysel çabasını kapsadığını, ancak ilahi rıza ekseni dışında kaldığı için "remad" (kül) ile özdeşleştirildiğini belirtir.

        ke-Remâdin (كَرَمَادٍ)

        İbn Fâris, r-m-d kökünün "yanıp kül olan şey, bitkinlik ve toz haline gelme" anlamlarını taşıdığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "remad"ın (kül) ateşin yakıp yok ettiği şeyden geriye kalan en zayıf, değersiz ve rüzgar karşısında savunmasız tortu olduğunu ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kül benzetmesinin, kafirlerin amellerinin ahiretteki "hükmî hiçliğini" ve tamamen etkisiz hale gelmesini simgelediğini söyler. Christoph Luxenberg, kelimenin Aramice kökenlerindeki "toz ve değersizlik" çağrışımlarına dikkat çekerek, amellerin "boşunalık" (vanity) boyutunu nitelediğini belirtir.

        İşteddet (اشْتَدَّتْ)

        İbn Fâris, ş-d-d kökünün "güç, kuvvet, sağlamlık ve bir şeyi sıkıca bağlamak" manasına geldiğini ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, "iştidad" fiilinin burada rüzgarın yıkıcı, sarsıcı ve karşı durulamaz şiddetini nitelemek için kullanıldığını belirtir. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu kelimenin ilahi adaletin tecelli ettiği o anın dehşetini ve amellerin nasıl bir savruluşla yok edileceğini simgelediğini vurgular.

        er-Rîhu (الرِّيحُ)

        İbn Fâris, r-v-h kökünün "esinti, nefes, ferahlık ve bir şeyin kuvveti" anlamına geldiğini söyler. Râgıb el-İsfahânî, Kur'an'da "riyh" kelimesinin (tekil olarak) genellikle azap rüzgarları ve fırtına, "riyah" (çoğul) kelimesinin ise rahmet rüzgarları için kullanıldığına işaret eder. Arthur Jeffery, kelimenin Sami dillerindeki (İbranice "ruah") ruh, can ve hava akımı anlamlarıyla olan kadim bağına değinir. Toshihiko Izutsu, rüzgarı burada ilahi iradenin cezalandırıcı bir enstrümanı olarak analiz eder.

        Yevmin (يَوْمٍ)

        İbn Fâris, y-v-m kökünün "zaman dilimi, bir işin gerçekleştiği vakit" anlamına geldiğini belirtir. Arthur Jeffery, kelimenin Sami dillerindeki (İbranice "yom") "ışığın aydınlattığı süre" anlamından teknik bir "zaman birimi"ne evrildiğini söyler. Râgıb el-İsfahânî, burada kastedilenin kıyamet günü veya amellerin karşılığının verileceği o dehşetli an olduğunu ifade eder.

        Âsifin (عَاصِفٍ)

        İbn Fâris, a-s-f kökünün "şiddetli esmek, bir şeyi yerinden söküp savurmak ve hızla geçmek" manasına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "asf"ın rüzgarın en sert ve tahripkar halini nitelediğini, ayette gün (yevm) kelimesinin sıfatı olarak azabın o vakitteki şiddetini ve kaçınılmazlığını pekiştirdiğini ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu sıfatın amellerin savrulmasındaki sürati ve geri dönülemezliği simgelediğini söyler.

        Lâ Yekdirûne (لَا يَقْدِرُونَ)

        İbn Fâris, k-d-r kökünün "ölçü, güç, sınır ve bir şeyi takdir etmek" anlamına geldiğini söyler. Râgıb el-İsfahânî, "kudret"in bir işi bilinçli bir iradeyle gerçekleştirme yetisi olduğunu, ancak burada inkarcıların amelleri üzerinde hiçbir tasarruf, tutunma ve koruma güçlerinin kalmadığını (mutlak acziyet) ifade ettiğini belirtir. Toshihiko Izutsu, bu kelimeyi insanın dünyadaki sahte güç iddiasının ahiretteki ontolojik iflası olarak analiz eder.

        Kesebû (كَسَبُوا)

        İbn Fâris, k-s-b kökünün "bir şeyi elde etmek, çalışıp kazanmak ve bir eylemden fayda ummak" manasına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "kesb"in insanın iradesiyle ortaya koyduğu her türlü kazanımı ifade ettiğini, ancak kafirlerin kazandıklarını sandıkları amellerin ahirette bir "semere" vermeyeceğini söyler. Toshihiko Izutsu, kesb kavramını Kur'an'ın "eylem ve sorumluluk" teorisinin en temel unsuru olarak tanımlar.

        Şey’in (شَيْءٍ)

        İbn Fâris, ş-y-e kökünün "bir şeyi istemek ve irade etmek" anlamına geldiğini, "şey"in ise varlığı irade edilen her şeyi kapsadığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, buradaki olumsuzlamanın (ala şey'in) en küçük, en değersiz bir zerreyi bile kapsadığını, yani kafirlerin amellerinden hiçbir şekilde fayda göremeyeceklerini ifade eder.

        ed-Dalâlü (الضَّلَالُ)

        İbn Fâris, d-l-l kökünün "yoldan sapmak, kaybolmak ve bir şeyin zayi olması" manasına geldiğini söyler. Râgıb el-İsfahânî, "dalalet"in doğru istikameti yitirmek olduğunu, bu ayette kafirlerin ömür boyu süren çabalarının boşa gitmesinin ve hedefin şaşmasının "dalal" olarak nitelendiğini belirtir. Toshihiko Izutsu, bu kavramı "hidayet"in tam karşıtı olan "varoluşsal şaşkınlık" olarak analiz eder.

        el-Baîdü (الْبَعِيدُ)

        İbn Fâris, b-i-d kökünün "uzaklaşmak, araya büyük mesafe girmesi ve helak olmak" anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "buud"un (uzaklık) burada rahmetten, haktan ve kurtuluş imkanından telafi edilemez bir kopuşu ifade ettiğini söyler. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu sıfatın "dalal" (sapıklık) kelimesiyle birlikte kullanılmasının, kafirlerin içinde bulundukları sapkınlığın derinliğini ve geri dönülmesi imkansız bir boyutta olduğunu nitelediğini vurgular.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X