يَتَجَرَّعُهُ وَلَا يَكَادُ يُس۪يغُهُ وَيَأْت۪يهِ الْمَوْتُ مِنْ كُلِّ مَكَانٍ وَمَا هُوَ بِمَيِّتٍۜ وَمِنْ وَرَٓائِه۪ عَذَابٌ غَل۪يظٌ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
İbrahim Sûresi, 17. Ayet
Daralt
X
-
Onu yutmaya çalışacak, fakat boğazından geçiremeyecektir, ona her taraftan ölüm gelecek, ama ölmeyecektir; ardından da oldukça ağır bir azap vardır.
Onu yutmaya çalışacak; Ebû Avsece dedi ki: ayetteki "tecerru'" (يَتَجَرَّعُهُ) kelimesi, zorla ve iğrenerek içmek anlamına gelir. Fakat boğazından geçiremeyecektir. Bu cümledeki "esâğa" (أَسَاغَ) fiiline boğaza sokmak anlamı verilmiştir. Zorlanmadan kolaylıkla yutmak anlamı da verilmiştir. "İçimi güzeldir" mealindeki ayet de boğazdan kolay geçer demektir. Bu fiil, hiç zorlanmadan lokma boğazdan geçtiğini ifade için kullanılır.
Ona her taraftan ölüm gelecek. Bazıları şöyle dedi: Her taraftan onlara keder ve üzüntü gelir. Gam, keder ve zorluklar şiddetlendiğinde insanlar arasında yaygın olarak kullanılan söz de aynıdır: Sanki ölü gibisin! Veya üzüntüden ölüyorsun! Ona ölüm gelecek mealindeki cümleye bazıları, ölümün sebepleri gelecek anlamı verdiler; o kadar ki şayet cehennemde ölüm hükmü olsaydı, onlar, başlarına gelen belanın şiddetinden dolayı ölürlerdi, fakat Allah'ın hükmü, orada onlar için ölümün asla söz konusu olmayacağı şeklindedir. Ama ölmeyecektir, yani çektiği azaptan kendisini rahatlatacak gerçek bir ölümle ölmeyecektir. Her taraftan; bazıları buna her cihetten diye anlam verdi, yani üstten, alttan, arkadan ve önden. Nitekim başka ayetlerde Allah şöyle buyurur: "Onların üstünde kat kat ateş olacak, altlarında da (böyle) katlar bulunacak''. "Onlar için cehennem ateşinden döşekler, üstlerine de örtüler vardır". Cenab-ı Hak cehennemin onlara her taraftan geleceğini ve her cihetten saldıracağını haber vermektedir. Her taraftan mealindeki ifade, her sebepten anlamına da gelebilir, yani ölüm onlara her cihetten (sebep) gelecektir, o kadar ki şayet ölüm hükmü bulunsaydı, insanlar o sebeplerden her biri ile ölürlerdi. Bazıları da şöyle söyledi: Onun bedeninin ve diğer organlarının hiçbir noktası yoktur ki, belanın şiddetinden dolayı oraya ölüm gelmiş olmasın ve onlar ölümün tadını ve acısını tatmış olmasınlar!
Ardından da, yani bu azabın arkasından da, oldukça ağır bir azap vardır; asla sonu gelmeyen ve hiç ara vermeyen bir azap daha vardır. Cenab-ı Hak, sürekli oluşundan dolayı ve sona ereceği ümidini tamamen bitirmek için o azabı ağır (غَلِيظ) ve şiddetli olmakla nitelemiştir.
Yorumu Yorumla
-
Yete-cerrau-hu (يتجرعه)
İbn Fâris, kelimenin kökü olan c-r-e harflerinin temel anlamının "bir şeyi yudumlamak, boğazdan parça parça geçirmek" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "tecerru" fiilinin bu ayetteki kullanımının, bir şeyi isteyerek içmek değil, nefret edilen ve boğazdan geçmesi çok zor olan bir sıvıyı zorla, acı çekerek ve yudum yudum yutmaya çalışmak manasına geldiğini ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin seçilme sebebinin azabın sürekliliğini ve iğrençliğini vurgulamak olduğunu, kişinin her yudumda ayrı bir azap duyduğunu söyler. Toshihiko Izutsu, bu fiili cehennemin duyusal tasvirinin (sensory description) bir parçası olarak görür ve inkarcının dünyadaki kibrine karşılık ahiretteki "aşağılanma" psikolojisini yansıttığını belirtir.
Yusiygu-hu (يسيغه)
İbn Fâris, s-v-g kökünün "bir şeyin boğazdan kolayca geçmesi, içiminin lezzetli ve rahat olması" anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "sevg" kelimesinin burada "yüka-du" (neredeyse) yardımcı fiiliyle olumsuzlandığına dikkat çekerek, cehennemliklerin içtikleri sıvının fiziksel olarak yutulmasının imkansıza yakın olduğunu, boğazda düğümlenip kaldığını ifade eder. Prof. Dr. Hidayet Aydar, bu kelimenin dünyadaki tatlı içeceklerin tam zıddı bir durumu nitelediğini, içilen şeyin ne mideye indiğini ne de dışarı atılabildiğini, bunun da azabı katmerleştirdiğini söyler.
el-Mevtu (الموت)
İbn Fâris, m-v-t kökünün "canlılığın, hareketin ve duyunun sona ermesi, sükûnet" anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, buradaki "ölüm" ifadesinin mecazi olduğunu, insanın her yönden helak edici sarsıntılarla kuşatılmasını ve ölüm sancısını her hücresinde hissetmesini temsil ettiğini söyler. Arthur Jeffery, kelimenin kadim Sami dillerindeki (İbranice "mawet", Aramice "muta") ortak kökenlerine işaret ederek, yaşamın mutlak zıddı olarak teknik bir terim kimliği kazandığını belirtir. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu ayetteki ölümün biyolojik bir son değil, "yaşayan ölüm" (ontolojik bir arafta kalış) hali olduğunu, ne hayatta kalıp ne de ölüp kurtulabilme durumunu nitelediğini ifade eder. Toshihiko Izutsu, ölümü bir "vaka" olarak değil, bir "atmosfer" olarak analiz eder ve azabın her yönden bir son gibi gelmesini temsil ettiğini vurgular.
Mekanin (مكان)
İbn Fâris, k-v-n kökünden türeyen bu kelimenin "oluşun gerçekleştiği yer, mahal" anlamına geldiğini söyler. Râgıb el-İsfahânî, "mekan"ın burada sadece fiziki bir yeri değil, insanın tüm yönlerini ve varlık boyutlarını kapsadığını ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, "her mekandan ölümün gelmesi" ifadesinin, azabın inkarcının bedenindeki her siniri, her duyguyu ve her hücreyi aynı anda hedef aldığını gösteren edebi bir mübalağa olduğunu belirtir. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin Kur'an'daki belagat örgüsünde kuşatılmışlığı (ihata) simgeleyen anahtar bir terim olduğunu söyler.
bi-Meyyitin (بميت)
İbn Fâris, kök olarak yine m-v-t harflerine dayanan bu kelimenin "ölmüş olan, cansız" manasına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin sonundaki "bi" edatının ve ism-i fail yapısının, ölümün kesin olarak gerçekleşmeyeceğini pekiştirdiğini (tekit) ifade eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu durumun cehennem ehlindeki "ölümsüz bir azap" gerçeğini ortaya koyduğunu, bilincin açık kalarak acının sürekliliğini sağlamak üzere tasarlanmış bir ontolojik yapı olduğunu savunur.
Verai-hi (ورائه)
İbn Fâris, v-r-y kökünün "gizlenen, arka tarafta kalan veya ötede bulunan" anlamlarını taşıdığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "verâ" kelimesinin ayette "gelecek olan, sırada bekleyen" manasında kullanıldığını, yani mevcut acıların ötesinde henüz karşılaşılmamış daha ağır azapların bulunduğunu ifade eder. Toshihiko Izutsu, bu kavramı inkarcıyı bekleyen "kaçınılmaz metafizik ufuk" olarak analiz eder; sona erdiği sanılan her acının ardından yeni bir safhanın başladığını simgelediğini söyler.
Galiz (غليظ)
İbn Fâris, g-l-z kökünün "kalınlık, sertlik, yoğunluk ve kabalık" anlamına geldiğini, inceliğin (rikkat) zıddı olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "galiyz" sıfatının azap için kullanılmasının, o cezanın hem nitelik olarak çok ağır hem de süre olarak çok uzun ve sarsıcı olduğunu nitelediğini ifade eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu kelimenin azabın "ontolojik ağırlığını" temsil ettiğini, kişinin üzerinde dayanılmaz bir basınç ve yoğunluk oluşturan, ruhu ezen bir şiddeti simgelediğini vurgular. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin seçilmesinin sebebinin, azabın muhatap üzerinde bıraktığı o "kaba ve haşin" etkiyi duyumsatmak olduğunu söyler.
Yorumu Yorumla
Yorumu Yorumla