مِنْ وَرَٓائِه۪ جَهَنَّمُ وَيُسْقٰى مِنْ مَٓاءٍ صَد۪يدٍۙ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
İbrahim Sûresi, 16. Ayet
Daralt
X
-
Ardından da cehennem gelecek, orada zorbaya yanan gövdelerden sızan su içirilecektir!
Ardından da cehennem gelecek. Yani dünya azabının ardından onlara cehennem ve onun azabı gelecek. "Vera" kelimesi hazan ön ve arka anlamında da kullanılır; yani başlarına gelenin devamında cehennem vardır. Bu kelime, zikredilen o musibetlerin arkasından manasına da gelebilir.
Orada zorbaya yanan gövdelerden sızan su içirilecektir! Yani dünyada içtikleri suya mukabil cehennemde onlara "sadîd" (صَدِيد) içirilecek, sadîd, insanların yaralarından ve çıbanlarından akan irindir. Cenab-ı Hak ahirette kâfirler için, dünyada kullandıkları elbise yerine farklı elbiseleri, içecek ve yiyecek yerine canların hiç hoşlanmayacağı şeyleri yaratmıştır. Dünyada içtikleri suyun yerine cehennemde insanlardan çıkan irin, cerahat ve kaynar su verecektir. Dünyada yedikleri yemeğin yerine de cehennemde zakkum ve dikenli bitki yiyecekler. Dünyadaki elbiseleri yerine de katran giyecekler. Dünyadaki dost ve arkadaş yerine orada onların dostu şeytan olacak: "Allah'ın mesajını görmezden gelen kimseye bir şeytan tahsis ederiz; artık bu onun arkadaşıdır". Çünkü bütün bunlar, şeytanın onları Allah'ın dininden alıkoyması, O'nu anlamasını engellemesi ve onların da aynı şekilde dünyada insanları Allah'a itaatten engellemelerinin cezası olarak ahirette de şeytanla birlikte olma muamelesi kendilerine yapılacak. Sonra bazıları şöyle dedi: Onlara içirilen irin (sadid) şudur: Cehennem onları yakar, vücutlarında yaralar açar ve o yaralardan irin akar, işte orada onlara ondan içirilecek. Bazıları dedi ki: Hayır! Cenab-ı Hak irini onların içecekleri kılmıştır, tıpkı cennet ehlinin yiyecek ve içeceğini köksüz şeylerden yarattığı gibi. Onlara gövdelerden sızan su içirilecek mealindeki cümle, onların su zannettikleri, fakat hakikatte irin olan sıvıdan içirilecek anlamına gelebilir. Onun hakikatte ve görünürde irin olması da muhtemeldir. Ancak onlar susuzluklarını giderir ümidiyle onları içecekler.
Yorumu Yorumla
-
Verâihi (ورائه)
İbn Fâris, bu kelimenin kökü olan v-r-y harflerinin temel anlamının "gizlenmek, bir şeyin arkasında kalmak veya bir şeyin ötesinde bulunmak" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "verâ" kelimesinin hem "arka" hem de "ön" (zaman veya mekan olarak karşıda duran) anlamlarına gelen zıt anlamlı (ezdad) kelimelerden olduğunu ifade eder. Ayetteki bağlamda, zalimi bekleyen ve kaçınılmaz olarak karşısına çıkacak olan "gelecek zamanı" ve "akıbeti" nitelediğini söyler. Arthur Jeffery, kelimenin kökeni hakkında Sami dillerindeki ortak kullanımlara dikkat çekerek, bunun bir konumlandırma zarfı olarak dini metinlerde "öte dünya" veya "kaçınılmaz son" için teknik bir derinlik kazandığını belirtir. Toshihiko Izutsu, bu kavramı inkarcının varoluşsal ufkunun sonunda yer alan ve kaçışın mümkün olmadığı "metafiziksel bir engel" olarak analiz eder.
Cehennem (جهنم)
İbn Fâris, kelimenin aslen "derinlik" anlamına geldiğini, çok derin kuyular için "bi’rün cehunnâm" tabirinin kullanıldığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, cehennemin hem derinliği hem de ateşinin şiddeti sebebiyle bu ismi aldığını, ancak asıl olarak Allah’ın adaletinin bir tecellisi olan azap mekanını ifade ettiğini söyler. Arthur Jeffery, kelimenin Arapçaya İbranice "Ge-Hinnom" (Hinnom Vadisi) ifadesinden geçtiğini, zamanla bu mekanın isminin dini terminolojide ebedi azap yerini niteleyen bir özel isme dönüştüğünü savunur. Theodor Nöldeke ve El-Cevâlîkî, ismin yabancı kökenli (muarreb) olduğunu ve Arapçaya vahyî mesajlarla birlikte yerleştiğini belirtirler. Christoph Luxenberg, kelimenin Süryanice "Gehanna" formundan türetildiğini ve bu dildeki "ceza yeri" anlamının Arapçadaki karşılığı olduğunu ileri sürer. Prof. Dr. Sadık Kılıç, cehennemin sadece fiziksel bir mekan değil, insanın dünyadaki kötü eylemlerinin ontolojik bir yansıması ve ilahi rahmetten mutlak mahrumiyetin simgesi olduğunu ifade eder.
Yuskâ (يسقى)
İbn Fâris, s-k-y kökünün "su vermek, sulamak ve bir canlının su ihtiyacını karşılamak" anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "isga" fiilinin burada edilgen (meçhul) yapıda gelmesinin, bu eylemin bir ceza olarak dışarıdan bir müdahaleyle ve zorunlulukla gerçekleştirileceğini simgelediğini ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu kelimenin dünyadaki nimetlerin zıddı olarak, ahiretteki bedensel ve ruhsal azabın bir parçası olan "zorunlu içirme" eylemini nitelediğini söyler.
Mâin (ماء)
İbn Fâris, kelimenin köküne dair m-v-h harflerine işaret eder ve temel anlamının "akışkanlık" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "mâ"nın her türlü canlılık için temel madde olduğunu, ancak bu ayette sıfatıyla (sadîd) birlikte anılarak bu asli fonksiyonun tam tersi bir etkiye, yani hayat veren değil azap veren bir sıvıya dönüştüğünü ifade eder. Toshihiko Izutsu, su kavramının Kur'an'da genellikle rahmetle ilişkilendirilmesine rağmen, bu bağlamda "anti-nimet" olarak azap atmosferinin bir unsuru haline getirildiğini analiz eder.
Sadîd (صديد)
İbn Fâris, s-d-d kökünün "engellemek, kapatmak" veya "bir şeyi tamir etmek" anlamlarına gelmekle birlikte, yaranın içinden çıkan cerahat için de kullanıldığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "sadîd"in yaradan sızan kan ve irin karışımı olduğunu, ayette cehennem ehlinin içeceği olarak zikredilmesinin azabın iğrençlik ve acı boyutunu vurguladığını ifade eder. El-Cevâlîkî, bu kelimenin Arap dilinde en itici ve pis sıvılar için kullanılan bir tabir olduğunu belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, "sadîd" kelimesinin burada gerçek bir sıvıdan ziyade, insanın dünyada işlediği çirkin eylemlerin ve zulümlerin ahiretteki "iğrenç temsili" olduğunu savunur. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu kelimenin ilahi rahmetten kopan insanın içine düşeceği estetik ve ontolojik çürümüşlüğü simgelediğini ifade eder.
Yorumu Yorumla
Yorumu Yorumla