وَاسْتَفْتَحُوا وَخَابَ كُلُّ جَبَّارٍ عَن۪يدٍۙ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
İbrahim Sûresi, 15. Ayet
Daralt
X
-
Peygamberler yardım istediler ve sonunda bütün inatçı zorbalar hüsrana uğradı!
Peygamberler yardım istediler. Bu cümledeki "istiftâh" (اسْتِفْتَاح) kelimesi iki anlama gelir. Birincisi, yardım istemektir, onlar düşmanlarına karşı Allah'tan yardım istediler. Nitekim başka bir ayette de aynı kelime kullanılmaktadır: "Onlar daha önce kâfirlere karşı zafer istiyorlardı". Yani yardım talep ediyorlardı. İkincisi, zafer konusunda Allanın hakemliğine başvurdular anlamına gelir, yani hakka daha yakın olan ve zaferi daha çok hak eden kim ise demektir. Nitekim aynı kelime başka bir ayette de bu manada geçmektedir: "Ey Rabbimiz! Kavmimizle bizim aramızda adaletli hükmünü ver". Bu ayet, Allahın hakemliğine başvurmak anlamına gelir.
Sonunda bütün inatçı zorbalar hüsrana uğradı. Söylediğimiz gibi onlar Allahın hakemliğine başvurdular, Allah da dostlarına yardım edip düşmanlarını helak etti. Rivayet edildiğine göre Ebu Cehil şöyle demiş: Allahım! Senin kadim dinin ve güzel ellerin hürmetine, hangimiz sana daha sevgili ve hakka daha yakın isek ona yardım eyle! Cenab-ı Hak da müminlere yardım etmiş ve düşmanları helak etmişti. Bütün inatçı zorbalar hüsrana uğradı, yani Allahın peygamberine ve dostlarına karşı zorbalık yapanlar hüsrana uğradılar. "Anîd" (عَنِيد) kelimesi, haktan ve itaatten yüz çeviren demektir. Bazıları "cebbâr" (جَبَّار) kelimesinin, kızgınlıkla savaşan ve kızarak vuranlar anlamına gelir dedi. O, bizim söylediğimiz gibidir.
Yorumu Yorumla
-
Vesteftahû (وَاسْتَفْتَحُوا)
İbn Fâris, kelimenin kökü olan f-t-h harflerinin temel anlamının "kapalılığı gidermek, bir şeyi açmak ve bir işi karara bağlamak" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "istiftah" kelimesinin burada "fetih ve zafer istemek" veya "haklı ile haksızın ayrılması için Allah’tan hüküm talep etmek" manasına geldiğini ifade eder. Bu eylemin hem peygamberler tarafından (yardım dileme) hem de inkarcılar tarafından (meydan okuma ve sonun gelmesini isteme) yapılabileceğini, ancak ayetteki bağlamın her iki tarafın da akıbetin netleşmesi için ilahi müdahaleye yönelmesini temsil ettiğini söyler. Toshihiko Izutsu, "fetih" kavramının Kur'an semantiğinde "ilahi bir kapının açılması" veya "kesin bir toplumsal dönüşüm" anlamına geldiğini, istiftahın ise bu dönüşümün gerçekleşmesi için yapılan varoluşsal bir çağrı olduğunu analiz eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu fiilin elçilerle onlara karşı direnenlerin arasındaki çatışmanın bir "yargı süreci"ne (muhakeme) taşınması ve Allah’ın hakemi olarak devreye girmesinin talep edilmesi olduğunu vurgular.
Hâbe (خَابَ)
İbn Fâris, bu kelimenin kökü olan h-y-b harflerinin "mahrumiyet, bir şeyi elde edememek ve ümidin boşa çıkması" anlamına geldiğini ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, "haybe"nin bir çabanın sonucunda hiçbir kazanç elde edememek, tam tersine hüsrana uğramak olduğunu belirtir. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu kavramın inkarcılar için sadece maddi bir başarısızlık değil, aynı zamanda tüm varoluşsal yatırımlarının ve dayanaklarının çöküşü (ontolojik iflas) anlamına geldiğini savunur. Prof. Dr. Hidayet Aydar, kelimenin buradaki kullanımının, peygamberlere karşı kibirlenenlerin sonunda ellerinin boş kalacağını ve bekledikleri zaferin tam zıddı olan bir helakle karşılaşacaklarını nitelediğini ifade eder.
Küllü (كُلُّ)
İbn Fâris, k-l-l kökünün temelinde "bir şeyi çevrelemek, kuşatmak ve bütününe şamil olmak" anlamlarının yattığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu edatın istisnasız bir genelleme (umumiyet) bildirdiğini ve ayetteki bağlamda hiçbir zorba ve inatçının bu akıbetten (hüsran) kurtulamayacağını kesin bir dille ifade ettiğini söyler. Theodor Nöldeke, kelimenin genel Sami dillerindeki (İbranice ve Aramice "kol") "tamlık ve bütünlük" işlevini Kur'an'ın dil yapısında da koruduğunu belirtir.
Cebbâr (جَبَّارٍ)
İbn Fâris, c-b-r kökünün "bir şeyi zorla düzeltmek, kırığı onarmak" veya "erişilemeyecek kadar yüksek olmak" manalarına geldiğini ifade eder. Arthur Jeffery, kelimenin Aramice/Süryanice kökenli "gabbara" (dev, kahraman, aşırı güçlü kişi) kavramıyla olan yakın ilişkisine ve Kur'an'da genellikle menfi bir tipoloji olarak "kendini beğenmiş zorba" anlamında kullanıldığına dikkat çeker. Râgıb el-İsfahânî, "cebbar" sıfatının Allah için kullanıldığında "kulları dilediği yöne sevk eden ve eksiklikleri tamamlayan" anlamına geldiğini, ancak insan için kullanıldığında "haddi aşan, başkalarını zorla kendi iradesine boyun eğdiren ve kibrinden dolayı hakikati görmeyen" kişi manasını taşıdığını belirtir. Toshihiko Izutsu, cebbar tipolojisini Kur'an'ın "müstekbir" (kibirlenen) şahsiyet analizinin en uç örneği olarak tanımlar. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu kelimenin toplum üzerinde tahakküm kuran, ilahi otoriteyi hiçe sayarak kendi hevasını yasallaştıran siyasi ve sosyal figürleri temsil ettiğini vurgular.
Anîd (عَنِيدٍ)
İbn Fâris, a-n-d kökünün "doğru yoldan sapmak, kasten haktan uzaklaşmak ve inat etmek" manasına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "anîd" kelimesinin hakikati bilmesine ve beyyineleri (açık delilleri) görmesine rağmen, sırf gurur ve inat yüzünden gerçeğe sırt çeviren ve ona karşı savaşan kişiyi nitelediğini ifade eder. Toshihiko Izutsu, bu kavramın küfür psikolojisinin "inatçılık" ve "direnç" boyutunu yansıttığını, anidin hakikate karşı duygusal ve zihni bir barikat kurduğunu söyler. Prof. Dr. Sadık Kılıç, "anîd" sıfatının "cebbâr" ile birlikte zikredilmesinin, zorbalığın kökeninde yatan o sarsılmaz ve yıkıcı "hakikat düşmanlığını" vurguladığını savunur. Theodor Nöldeke, kelimenin Sami dillerindeki "ayrılma ve muhalefet etme" anlamındaki arkaik köklerle olan bağına dikkat çeker.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla