وَقَالَ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا لِرُسُلِهِمْ لَنُخْرِجَنَّكُمْ مِنْ اَرْضِنَٓا اَوْ لَتَعُودُنَّ ف۪ي مِلَّتِنَاۜ فَاَوْحٰٓى اِلَيْهِمْ رَبُّهُمْ لَنُهْلِكَنَّ الظَّالِم۪ينَۙ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
İbrahim Sûresi, 13. Ayet
Daralt
X
-
İnkarcılar peygamberlerine, Andolsun ya dinimize dönersiniz ya da sizi kesinlikle yurdumuzdan çıkarırız! dediler. Bunun üzerine Rab'leri onlara, O zalimleri elbette helak edeceğiz diye vahyetti.
İnkârcılar peygamberlerine, 'Sizi kesinlikle yurdumuzdan çıkarırız!' dediler. Çıkarma konusu üç ihtimali akla getirir. Birincisi, hakiki anlamıyla çıkarmak manasına gelir, kendi vatanından başka beldelere sürgün etmektir. İkincisi, çıkarmaktan maksat hapsetmek olabilir, yani sizi mutlaka hapsedeceğiz ve memleketin imkanlarından ve insanlardan yararlanamayacaksınız. Üçüncüsü, çıkarmak fiiliyle öldürmek kastedilmiş olabilir, yani sizi kesinlikle öldürürüz. İşte kâfirler bu üç şeyle peygamberleri ve onların etbaını tehdit ediyor ve korkutuyorlardı. Nitekim Cenab-ı Hak şöyle buyuruyor: "Hatırlar mısın? İnkar edenler sana tuzaklar kuruyorlardı". Sonra onların peygamberleri tehdit edip korkutmalarında da üç ihtimal vardır, çünkü onlar ellerinde mucizeler ve deliller bulunan peygamberlere bu türlü tehditlerle saldırma cesaretini gösteriyorlardı Birincisi, onlar kendilerini bunlara hakim ve kadir görüyorlardı, kibirli ve zalim kimselerdi. Görmez misin ki Allah şöyle buyuruyor: "Peygamberler yardım istediler ve sonunda bütün inatçı zorbalar hüsrana uğradı". Bu ayet, onların kendilerini güçlü ve zorba gördüklerine işaret etmektedir.
İkincisi, onlar peygamberlerin ortaya koydukları delilleri ve kanıtları karşılayamadıkları için böyle söylemişlerdi; onları öldürmeye niyetlenmişler ve peygamberleri fikren susturmaktan aciz kaldıkları için yurtlarından kovmakla tehdit etmişlerdi. İnsanlar arasında yaygın olan hal de budur; insan hasmını delillerle karşılamaya gücü yettiği müddetçe onu öldürmeyi düşünmez, fakat bundan aciz kaldığında onu öldürmeye ve helak etmeye çalışır.
Üçüncüsü, onların söyledikleri o kötü söze peygamberler, daha güzeli görülmeyen en güzel bir sözle cevap verdiler.
Ya bizim dinimize dönersiniz. Buradaki "millet" (مِلَّة) kelimesi din anlamına gelir. Nitekim Hz. Peygamber de aynı kelimeyi kullanarak şöyle buyurur: "İki farklı din mensubu birbirine varis olamaz". Cenab-ı Hak da şu ayette aynı kelimeyi kullanmaktadır: "Hanif olan İbrahim'in dini". Ya dönersiniz; peygamberler önceden onların dininde olup sonra terketmiş değillerdi, fakat daha önce de söylediğimiz gibi başından beri kendi dinlerine bağlı idiler.
Bunun üzerine Rab'leri onlara, 'O zalimleri elbette helak edeceğiz' diye vahyetti.
Yorumu Yorumla
-
Kale (قَالَ)
İbn Fâris, bu kelimenin kökü olan k-v-l harflerinin temel anlamının "bir şeyi açığa çıkarmak, seslendirmek ve bir düşünceyi beyan etmek" olduğunu ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, "kavl" eyleminin bu ayette inkarcıların peygamberlere yönelik kesin ve tehditkar iradelerini yansıtan bir "meydan okuma" beyanı olduğunu belirtir. Toshihiko Izutsu, Kur'an semantiğinde "kale" fiilinin sadece bir söz söylemek değil, taraflar arasındaki ontolojik çatışmanın dildeki tezahürü olduğunu analiz eder.
Ellezine (الَّذِينَ)
İbn Fâris, bu kelimenin bir ismi mevsul (bağlaç) olduğunu ve kendisinden sonra gelen cümleyi (sıla) niteleyerek bir grubu belirsizlikten kurtardığını belirtir. Prof. Dr. Hidayet Aydar, bu kelimenin burada peygamberlerin karşısında bloklaşan ve ortak bir karakter sergileyen "inkarcı kitleyi" işaret etmek için kullanıldığını ifade eder.
Keferu (كَفَرُوا)
İbn Fâris, k-f-r kökünün temel anlamının "örtmek" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, buradaki küfrün sadece bir inançsızlık değil, peygamberlerin getirdiği hakikati kasten ve inatla reddederek toplumsal bir direnç oluşturmak manasına geldiğini söyler. Toshihiko Izutsu, bu fiilin bu bağlamda "iman" kutbuna karşı aktif bir düşmanlık ve nankörlük (kufr-ı nimet) pozisyonu aldığını analiz eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin statükoyu korumak adına hakikate karşı gözlerini kapayanların zihni tutumunu nitelediğini ifade eder.
Li-rusulihim (لِرُسُلِهِمْ)
İbn Fâris, r-s-l kökünün "gönderilmek ve peş peşe gelmek" manasına geldiğini söyler. Arthur Jeffery, "resul" kelimesinin dini terminolojideki teknik kullanımında Süryanice "rişla" kelimesinin etkisine dikkat çeker. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin "him" (onlar) zamiriyle birleşmesinin, peygamberlerin bizzat o toplumun içinden çıkmış olmalarına rağmen reddedildiklerini vurgulayan dramatik bir vurgu taşıdığını belirtir.
Le-nuhricennekum (لَنُخْرِجَنَّكُمْ)
İbn Fâris, h-r-c kökünün "bir şeyin içeriden dışarıya çıkması, ayrılması" anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "ihrac" eyleminin burada peygamberlerin toplumsal varlığına son verme tehdidi ve sürgün etme iradesi olduğunu ifade eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu fiilin başındaki "lam" ve sonundaki şeddeli "nun" harflerinin, inkarcıların bu eylemi gerçekleştirmekteki kesin kararlılıklarını ve zorbalıklarını simgelediğini vurgular. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu kelimenin tevhit davetinin kurulu düzen (müesses nizam) için ne kadar büyük bir tehdit olarak algılandığının nişanesi olduğunu söyler.
Min ardina (مِنْ أَرْضِنَا)
İbn Fâris, e-r-z kökünün "ayak altına serilen, üzerinde karar kılınan yer" manasına geldiğini belirtir. Theodor Nöldeke, kelimenin Sami dillerindeki ortak kökenlerine ve "vatan, mülkiyet" anlamındaki kadim bağlarına dikkat çeker. Râgıb el-İsfahânî, "ardina" (toprağımız/yurdumuz) ifadesindeki iyelik ekinin, inkarcıların yeryüzünü kendi mülkleri sanan ve peygamberleri orada "yabancı" gibi gören sahiplenici ve kibirli bir psikolojiyi yansıttığını ifade eder.
Ev le-teudunne (أَوْ لَتَعُودُنَّ)
İbn Fâris, a-v-d kökünün "bir şeye geri dönmek, tekrarlamak" anlamına geldiğini söyler. Râgıb el-İsfahânî, "avdet" eyleminin burada fiziki bir dönmekten ziyade, peygamberlerin terk ettikleri eski inanç sistemine zorla döndürülmek istenmesi manasına geldiğini belirtir. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu kelimenin inkarcıların özgür iradeye tahammülsüzlüğünü ve insanları kendi yanlış inanç kalıplarına mahkum etme (asimilasyon) çabasını simgelediğini vurgular.
Fi milletina (فِي مِلَّتِنَا)
İbn Fâris, m-l-l kökünün "dictate etmek, yazdırmak ve bir yolu takip etmek" anlamlarına geldiğini belirtir. Arthur Jeffery, "millet" kelimesinin Süryanice ve Aramicede "söz, din, topluluk" anlamındaki "mellta" kökeninden geldiğini ve teknik bir dini terim olarak Arapçaya geçtiğini savunur. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin burada Allah tarafından vahyedilen din için değil, insanların kendi uydurdukları geleneksel inanç ve hayat tarzı için kullanıldığını ifade eder. Toshihiko Izutsu, millet kavramının bu ayette "hak" olana karşı "geleneksel" olanı kutsallaştıran toplumsal kimliği temsil ettiğini analiz eder.
Fe-evha (فَأَوْحَى)
İbn Fâris, v-h-y kökünün "hızlı işaret, gizli konuşma ve ilham" anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "vahy"in burada peygamberlerin sıkıştığı ve tehdit edildiği o zor anda Allah’ın onlara müdahale ederek kalplerini pekiştirmesi ve vaadini bildirmesi olduğunu söyler. Toshihiko Izutsu, bu fiili Allah ile peygamber arasındaki dikey iletişimin en kritik ve belirleyici anı olarak tanımlar.
Rabbuhum (رَبُّهُمْ)
İbn Fâris, r-b-b kökünün "sahip olmak, ıslah etmek ve gözetmek" manasına geldiğini ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, "Rab" isminin burada kullanılmasının, Allah’ın kendi elçilerini yalnız bırakmayan, onları her halükarda terbiye eden ve koruyan "sahip" vasfını ön plana çıkardığını belirtir. Prof. Dr. Sadık Kılıç, peygamberlerin inkarcılar tarafından sahipsiz görülmesine karşın, "onların Rabbi" vurgusunun ilahi bir himayeyi ilan ettiğini söyler.
Le-nuhlikenne (لَنُهْلِكَنَّ)
İbn Fâris, h-l-k kökünün "bir şeyin zayi olması, düşmesi ve yok olması" anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "ihlâk" eyleminin ilahi adaletin bir tecellisi olarak zulümde ısrar edenlerin varlığına son verilmesi manasına geldiğini ifade eder. Prof. Dr. Hidayet Aydar, tekitli (şeddeli) yapının, zalimlerin sonunun kaçınılmaz olduğunu ve ilahi hükmün kesinliğini bildirdiğini vurgular.
ez-Zalimin (الظَّالِمِينَ)
İbn Fâris, z-l-m kökünün "ışığın yokluğu (karanlık) ve bir şeyi kendisine ait olmayan yere koymak" manalarına geldiğini söyler. Râgıb el-İsfahânî, "zulüm" kavramının burada haktan sapmak, peygamberlere eziyet etmek ve Allah’ın mülkünde O’na isyan etmek suretiyle adaleti çiğnemek anlamına geldiğini belirtir. Toshihiko Izutsu, zalim sıfatının Kur'an'ın ahlaki haritasında, ilahi sınırları (hududullah) ihlal eden ve hakikati baskıyla boğmaya çalışanları nitelediğini analiz eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu kelimenin sadece bireysel bir günahı değil, başkalarının hukukuna tecavüz eden saldırgan bir karakteri temsil ettiğini ifade eder.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla