Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Hûd Sûresi, 122. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Hûd Sûresi, 122. Ayet

    وَانْتَظِرُواۚ اِنَّا مُنْتَظِرُونَ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Ventazirû innâ muntazirûn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      Bekleyin! Şüphesiz biz de beklemekteyiz!

      Yani siz bizi bekleyin, biz de sizi bekleyeceğiz. Yahut bunu, kendisini çeşitli kötülüklerle tehdit ettikleri ve korkuttukları için söylüyor. Diyor ki: Siz bizi, kendisinden korkuttuğunuz şeyin gelmesini bekleyin, biz de sizi korkuttuğumuz şeyin başınıza gelmesini bekliyoruz. En doğrusunu Allah bilir.

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Ventezirû (وَانتَظِرُوا)

        Kök: nun-zı-ra. İbn Fâris, bu kökün temel manasının "gözle bakmak, beklemek, düşünmek ve bir şeyi ertelemek" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "intizar" kavramının bir hadisenin vuku bulmasını gözlemek ve onun sonucunu beklemek olduğunu ifade eder. Toshihiko Izutsu, bu emrin ("bekleyin") Kur'an'ın psikolojik gerilim anlarında, inananlar ile inkar edenler arasındaki ontolojik "meydan okuma"nın (challenge) son safhasını temsil ettiğini belirtir; bu, eylemsiz bir duruş değil, ilahi hükmün inmesine duyulan mutlak bir teolojik güvendir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu ifadenin muhataplara yönelik retorik bir tehdit olduğunu; "madem inanmıyorsunuz ve eylemlerinize devam ediyorsunuz, o halde sonucuna katlanmak üzere bekleyin" şeklinde sarsıcı bir restleşme barındırdığını analiz eder.

        İnnâ (إِنَّا)

        İbn Fâris ve Râgıb el-İsfahânî, "inne" edatının (burada 'nâ' zamiriyle birleşmiştir) sözü pekiştirmek, muhatabın itirazını kesmek ve şüpheyi tamamen ortadan kaldırmak için kullanıldığını belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, "Şüphesiz biz de..." şeklindeki bu pekiştirmeli vurgunun, peygamberin ve müminlerin kendi teolojik zeminlerinden zerre kadar şüphe duymadıklarını, inkarcıların inatçı tavrına karşı kendi saflarında zihinsel veya ruhsal bir geri adım atmadıklarını mühürleyen mutlak bir özgüven ilanı olduğunu tahlil eder.

        Muntezirûn (مُنتَظِرُونَ)

        Kök: nun-zı-ra. İbn Fâris, bu kökün "bekleyenler, ufku gözleyenler" manasına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "muntazır" isminin, beklenen o büyük akıbetin (helak veya zafer) kesinliğine inanan ve bu şuurla pozisyon alan özneleri nitelediğini ifade eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu kavramı ontolojik bir "hakikatin tecellisini gözleme" hali olarak analiz eder; müminlerin bekleyişi pasif bir zaman geçirme değil, varlığın ilahi adalet nizamıyla nihai olarak hizalanacağı o büyük "hesaplaşma anını" şuurla müşahede etme iradesidir. Toshihiko Izutsu, ayetin sonundaki bu nitelemenin, tarihsel helak kıssalarının sonundaki o "mutlak ilahi müdahale" beklentisini peygamberin kendi dönemine taşıyarak, anlatıyı devasa bir eskatolojik gerilimle zirveye ulaştırdığını belirtir.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X