Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Hûd Sûresi, 119. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Hûd Sûresi, 119. Ayet

    اِلَّا مَنْ رَحِمَ رَبُّكَۜ وَلِذٰلِكَ خَلَقَهُمْۜ وَتَمَّتْ كَلِمَةُ رَبِّكَ لَاَمْلَـَٔنَّ جَهَنَّمَ مِنَ الْجِنَّةِ وَالنَّاسِ اَجْمَع۪ينَ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    İllâ men rahime rabbuk(e)(c) veliżâlike ḣalekahum(k) vetemmet kelimetu rabbike leemleenne cehenneme mine-lcinneti ve-nnâsi ecme’în(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      Rabb'inin esirgedikleri müstesna; zaten O insanları buna uygun yaratmıştır. Böylece Rabb'inin, 'Andolsun ki cehennemi hem insanlar hem cinlerle dolduracağım' sözü yerini bulmuş oldu.

      Mutezile der ki: "Onlar hep ihtilaf içinde olacaklardır" mealindeki ilahi kelam, Rabb'inin esirgedikleri müstesna; zaten O insanları buna uygun yaratmıştır mealindeki ayete bağlıdır; yani Allah'ın kendilerini esirgemek için yarattıkları müstesnadır. Bizim bazı [Hanefi] kelamcılarımız ise şöyle derler: Rahmet kelimesi müennes olarak zikredilmektedir, ancak ona bağlı olduğu söylenen insanları buna uygun yaratmıştır cümlesindeki "ve lizalike" (وَلِذَلِكَ) işaret zamiri ise müzekkerdir, aslında bunun müennesi olan "ve litilke" (وَلِتِلْكَ) şekli kullanılmamıştır. Bu durum, meselenin Mı1tezile'nin söyledikleri gibi olmadığına işaret eder. Bazıları şöyle mana verdi: Rabb'inin esirgedikleri müstesna Allah onları ihtilaf için yaratmıştır. Bazıları da bunun, "Rabb'in, halkı iyilik peşinde olan ülkeleri haksız yere helak edecek değildir" mealindeki ayetin sılası olduğunu söyler; yani Allah, halkı iyilik peşinde olan ülkeleri haksız yere helak etmemek için yarattı. Bize göre ise ayetin manası şudur: Allah onları, kendilerinin neler yapacaklarını bildiği şekilde yarattı ve buna göre onlar ihtilaf veya ittifak, dost veya düşman halinde olacaklar, onların neler yapacaklarını bildiği şeyin dışında bir amaç için yaratmadı. Onların ne olacaklarını bildiğinin dışında bir şeyi de dilemedi. Onların varacakları akıbetin dışında bir bilgi gayrısı O'nun ilminde yoktur. Başarıya ulaştıran sadece Allah'tır.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Rahime (رَحِمَ)

        Kök: r-h-m. İbn Fâris, bu kökün temel manasının "yumuşaklık, şefkat, acımak ve kalp inceliği" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "rahmet" kavramının sadece pasif bir duygusal acıma hali olmadığını, Allah'a nispet edildiğinde muhakkak "iyilik etmeyi ve lütufta bulunmayı" (inayet) kapsayan aktif bir eylemlilik olduğunu vurgular. Toshihiko Izutsu, rahmeti Kur'an'ın teolojisinde Allah'ın kullarına yönelik en kuşatıcı müdahalesi olarak tahlil eder; ayetteki "Rabbinin merhamet ettikleri hariç" istisnası, hakikati inkar eden o büyük kalabalığın (ihtilaf edenlerin) dışına çıkarak ontolojik bir "güvenlik ve kurtuluş alanına" geçişi simgeler. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu istisnanın, vahyin etrafında kenetlenerek tevhidde birleşen, ahlaki ve teolojik parçalanmışlıktan uzak duran sağduyulu kitleyi (müminleri) temsil ettiğini analiz eder.

        Lizâlike (وَلِذَٰلِكَ)

        Kök: z-l-k. İbn Fâris ve Râgıb el-İsfahânî, bu kelimenin işaret ismi olduğunu belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk ve Prof. Dr. Sadık Kılıç, ayetteki "Ve onları bunun için yarattı" ifadesindeki "zâlike" (bu) işaretinin Kur'an tefsir geleneğinde derin bir semantik tartışma yarattığını belirtirler. Öztürk, bazı klasik yorumların bunu bir önceki ayetteki "ihtilaf etmeye" bağladığını aktarsa da; Râgıb el-İsfahânî ve Toshihiko Izutsu gibi isimlerin bu işareti doğrudan "rahmet" kavramına bağladığını vurgular. Buna göre insanın ontolojik yaratılış gayesi çatışmak (ihtilaf) değil, ilahi rahmete mazhar olacak bir potansiyeli (fıtratı) ortaya koymaktır.

        Halakahum (خَلَقَهُمْ)

        Kök: h-l-k. İbn Fâris, bu kökün temel manasının "bir şeyi pürüzsüz yapmak, ölçülendirmek ve takdir etmek" olduğunu belirtir. Derinin ölçülerek kesilmesi de bu köktendir. Râgıb el-İsfahânî, "halk" eyleminin yoktan var etmek veya var olan bir nesneyi belli bir hikmet ve ölçüye göre kusursuzca inşa etmek olduğunu ifade eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, halk eylemini ontolojik bir "varlık verme ve gayeye yöneltme" olarak tahlil eder; Allah insanı rastgele değil, onu ilahi rahmete ulaştıracak hassas bir "fıtrat ölçüsüyle" yaratmıştır.

        Temmet (تَمَّتْ)

        Kök: t-m-m. İbn Fâris, bu kökün temel manasının "bir şeyin eksiksiz hale gelmesi, bütünlüğe ulaşması ve tamamlanması" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "tamamlanma" kavramının, o şeye dışarıdan eklenecek veya ondan çıkarılacak hiçbir unsura ihtiyaç bırakmayan mutlak bir kesinleşme hali olduğunu ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu fiilin (tamam oldu / kesinleşti), ilahi hükmün nihai karar aşamasını ve artık hiçbir itiraza, değişime veya şefaate açık olmayan, kaza edilmiş (infazı mutlak) bir irade beyanını sembolize ettiğini analiz eder.

        Kelimetu (كَلِمَةُ)

        Kök: k-l-m. İbn Fâris, bu kökün temel manasının "etki bırakan ses, mana ifade eden söz ve yaralamak" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "kelime"nin Allah'a nispet edildiğinde sıradan bir hitap değil, O'nun varlık nizamını belirleyen mutlak hükmü ve vaadi manasına geldiğini ifade eder. Toshihiko Izutsu, "kelimetullah" kavramının Kur'an'ın semantik evreninde sadece bir iletişim aracı olmadığını; varlık sahasında doğrudan ontolojik sonuçlar doğuran, vakıayı dönüştüren ve iptali imkansız olan ilahi bir "yasa" (logos/hüküm) olduğunu vurgular.

        Le-emleenne (لَأَمْلَأَنَّ)

        Kök: m-l-e. İbn Fâris, bu kökün temel manasının "bir şeyi boşluk kalmayacak şekilde doldurmak" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "imlâ" eyleminin bir kabı veya mekanı kapasitesinin sonuna kadar doldurmak olduğunu ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, fiilin başındaki kasem (yemin) lamı "le" ve sonundaki şeddeli tekid nunu "nne" ile çift taraflı güçlendirilmesinin; ilahi tehdidin sarsılmazlığını, muhatapların zihnindeki "kurtulma" illüzyonunu yıkan gramatik ve teolojik bir mühür olduğunu analiz eder.

        Cehenneme (جَهَنَّمَ)

        Özel isim / Kök: c-h-m. El-Cevâlîkî ve Celaleddin el-Suyuti, bu kelimenin Arapça olmadığını (muarreb), a'cemî kökenli kelimelerden olduğunu belirtirler. Arthur Jeffery, kelimenin İbranice "Ge-Hinnom" (Hinnom Vadisi - Kudüs'te çocukların ateşe atıldığı lanetli vadi) kökenli eskatolojik bir terim olduğunu, Süryanice "Gihannâ" formundan geçerek Kur'an'ın bu kadim monoteist kavramı nihai azap yurdu olarak teknikleştirdiğini ifade eder. Toshihiko Izutsu, Cehennemi Kur'an'ın ahiret topoğrafyasında ilahi rahmetin (rahime) tam zıddı olan mutlak "ontolojik mahrumiyet", şiddet ve varoluşsal karanlık alanı olarak tahlil eder.

        El-Cinneti (الْجِنَّةِ)

        Kök: c-n-n. İbn Fâris, bu kökün temel manasının "örtmek, gizlemek ve görünmez olmak" olduğunu belirtir; kalkan ve delilik de aklı/bedeni örttüğü için bu köktendir. Râgıb el-İsfahânî, "cin" kavramının beşer duyularından gizlenmiş, görünmeyen ruhani varlıklar sınıfını nitelediğini ifade eder. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın ontolojik hiyerarşisinde görünmeyen alemin bu varlıklarının da tipkı insanlar gibi akıl, irade ve ahlaki sorumluluk (teklif) sahibi olduklarını; ilahi kelamın sadece beşeriyeti değil, tüm şuurlu failleri kapsadığını belirtir.

        Ve'n-nâsi (وَالنَّاسِ)

        Kök: n-v-s veya e-n-s. İbn Fâris, bu kökün "hareket etmek ve dalgalanmak" manasına geldiğini; ayrıca ünsiyet (bir arada yaşama) kökünden türemiş olabileceğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "nâs" kelimesinin beşeriyeti sosyal bir bütün olarak temsil ettiğini ifade eder. Ayette cinlerin hemen ardından zikredilmesi, görünen ve görünmeyen tüm şuurlu alemin aynı teolojik/hukuki mizana (teraziye) tabi olduğunu gösterir.

        Ecmeîn (أَجْمَعِينَ)

        Kök: c-m-ayn. İbn Fâris, bu kökün temel manasının "dağınık ve ayrı olan parçaları bir araya getirmek, toplamak" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "ecma" kelimesinin bir şeyin bütünüyle, istisnasız olarak kuşatılması manasına geldiğini ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, cehennemi doldurma vaadinin sonuna eklenen bu nitelemenin ("topluca/hepsiyle"), tuğyan (azgınlık) edenlerin hangi türden (cin veya insan), hangi statüden veya soydan gelirlerse gelsinler ilahi adaletten kaçamayacaklarını; hiçbirinin "dışarıda bırakılmayacağını" mühürleyen sarsıcı ve kapsayıcı bir final vurgusu olduğunu analiz eder.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X