وَمَا كَانَ رَبُّكَ لِيُهْلِكَ الْقُرٰى بِظُلْمٍ وَاَهْلُهَا مُصْلِحُونَ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Hûd Sûresi, 117. Ayet
Daralt
X
-
Rabb'in, halkı iyilik peşinde olan ülkeleri haksız yere helak edecek değildir.
Yani Rabb'in, halkın tamamı veya ekserisi iyilik peşinde olduklarında, köklerini kazımak ve intikam almak şeklinde ülkeleri helak etmez, ancak halkının tamamı veya ekserisi bozguncu olduklarında onları helak eder. Bu ayet, bir ülke hakkında, ancak halkın ekseriyetinin durumuna göre hüküm verileceğine işaret eder; eğer halkın çoğunluğu müslümansa, oraya İslam hükmü verilir, şayet ekseriyet darulharp'ten ve kafir ise, onun hükmü verilir. Halkın ekseriyeti iyilik peşinde koşuyorsa, o belde halkı kafir ve bozguncu diye isiınlendirilmez.
Görmez misin ki Cenab-ı Hak, Lut kavmi hakkında şöyle söyledi: "Biz, yoldan çıkmalarının cezası olarak bu memleket halkının üzerine gökten alçaltıcı bir bela indireceğiz!" . Cenab-ı Hak o belde halkını fasık olmak, yani yoldan çıkmakla itham etti, halbuki onların içinde Lut ve ailesi gibi iyilik peşinde koşanlar da vardı. Allah, Lut'u ve ailesini o belde halkı arasında saymadı.
Rabb'in, ülkeleri haksız yere helak edecek değildir. Yani onları helak etmekle Allah kendilerine haksızlık yapmış değildir. Bu ayet de iki şekilde anlaşılabilir. Birincisi, bizzat halkın kendisidir, yani Allah onları helak etmekle kendilerine haksızlık yapmış değildir, çünkü O, kendi malı olan bir şeyi helak etmiştir. İkincisi, Cenab-ı Hak onları, kendi zulümleri sebebiyle helak etmiştir. Nitekim bir ayette şöyle buyurur: "Onlara biz zulmetmedik.'' Yani onları, kendilerinin yaptıkları günahlar sebebiyle helak etti, onlar o işleri yaparak kendilerine zulmettiler. Nitekim başka bir ayette de şöyle buyurur: "Allah onlara haksızlık etmemişti, fakat onlar kendilerine haksızlık etmişlerdi".
Yorumu Yorumla
-
Kâne (كَانَ)
Kök: k-v-n. İbn Fâris, bu kökün temel manasının "oluş, mevcudiyet, istikrar ve bir durumun vuku bulması" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "kevn" fiilinin geçmişte yaşanmış bir olayı veya süregelen bir gerçeği ifade ettiğini belirtir. Toshihiko Izutsu, bu fiilin (kâne) Allah'a nispet edildiğinde sadece zamansal bir geçmişi (oldu/bitti) değil; zamanın ötesinde, ebedi ve değişmez bir "ontolojik gerçekliği" ve ilahi bir yasayı simgelediğini tahlil eder.
Rabbuke (رَبُّكَ)
Kök: r-b-b. İbn Fâris, bu kökün temel manasının "bir şeyi sahiplenmek, korumak, gözetmek ve ıslah etmek" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "Rabb" isminin bir nesneyi başlangıç noktasından alıp nihai kemaline kadar adım adım terbiye eden mutlak otoriteyi temsil ettiğini vurgular. Toshihiko Izutsu, bu ismin kul ile Yaratıcı arasındaki koruyucu ve yönetici bağa işaret ettiğini belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, ayette helak eyleminin "Rabb" ismiyle yan yana getirilmesini tahlil ederek; Allah'ın toplumu besleyen ve terbiye eden özü gereği yıkımı (helaki) asıl amaç edinmediğini, haksız bir yıkımın "Rabubiyet" (terbiye edicilik) vasfıyla asla bağdaşmayacağını ifade eden teolojik bir mühür olduğunu analiz eder.
Liyuhlike (لِيُهْلِكَ)
Kök: h-l-k. İbn Fâris, bu kökün temel manasının "düşmek, parçalanmak, çöküş ve yok olmak" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "helak" kavramının varlık sahnesinden silinmek, bozulmak ve ceza olarak yitip gitmek manalarına geldiğini ifade eder. Toshihiko Izutsu, bu eylemin Kur'an'ın "tarih ve ceza" semantiğinde sıradan bir ölüm değil; ilahi yasalara isyan eden (tuğyan) bir toplumun tarihsel ve kozmik bir müdahaleyle topluca tasfiye edilmesi (annihilation) olduğunu belirtir. Prof. Dr. Sadık Kılıç, helaki ontolojik bir "varlıktan düşürülme" ve insanın kendi eylemleriyle ilahi inayet sisteminin dışına atılması olarak analiz eder.
El-Kurâ (الْقُرَى)
Kök: k-r-y. İbn Fâris, bu kökün temel manasının "toplamak, biriktirmek ve bir araya getirmek" olduğunu; insanların sosyalleşmek ve yaşamak için toplandıkları yerler olduğu için şehirlere "karye" denildiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "karye" kelimesinin hem binalardan oluşan fiziksel mekanı hem de orada yaşayan insan topluluğunu kapsayan şümullü bir kavram olduğunu ifade eder. Arthur Jeffery, kelimenin Sami dillerindeki "kartha/kritha" (şehir/kasaba) kökeniyle bağını kurarak, yerleşik medeniyetleri niteleyen arkaik bir terim olduğunu belirtir. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın "şehir" (karye) tasavvurunun genellikle zenginlikten şımaran, ekonomik sömürüyü kurumsallaştıran ve peygamberlere karşı direnişin merkezi olan yozlaşmış medeniyet tipolojisini temsil ettiğini tahlil eder.
Bi-zulmin (بِظُلْمٍ)
Kök: z-l-m. İbn Fâris, bu kökün temel manasının "karanlık ve bir şeyi hakkı olmayan, yanlış bir yere koymak" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "zulüm" kavramını ilahi sınırları aşmak, adaletin (mizanın) zıddı olarak niteleyerek, varlığın nizamını bozmak olarak tanımlar. Toshihiko Izutsu, zulmü evrenin ahlaki ve ontolojik düzenini sarsan en temel negatif eylem (hakikat karartması) olarak analiz eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, "haksız yere (zulüm ile) helak etmez" ibaresinin, ilahi adaletin mutlaklığını teyit eden bir ifade olduğunu; Allah'ın hiçbir toplumu salt bir kudret gösterisiyle veya keyfi bir kararla cezalandırmayacağını mühürleyen hukuki ve teolojik bir garanti olduğunu vurgular.
Ehluhâ (وَأَهْلُهَا)
Kök: e-h-l. İbn Fâris, bu kökün temel manasının "yakınlık, ünsiyet (alışkanlık) ve aile/topluluk" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "ehl" kelimesinin bir mekana, inanca veya soya ortak bir bağla kenetlenmiş olan insan topluluğunu ifade ettiğini belirtir. Burada karyenin (şehrin) sakinlerini ve o şehrin sosyolojik yapısını oluşturan bireyleri temsil eder.
Muslihûn (مُصْلِحُونَ)
Kök: s-l-h. İbn Fâris, bu kökün temel manasının "doğruluk, itidal ve fesadın (bozulmanın) zıddı" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "ıslah" eyleminin bozulan, yozlaşan ve dengesi kaybolan bir şeyi onarmak, yeniden düzene koymak ve iyileştirmek olduğunu ifade eder. Toshihiko Izutsu, "muslih" (ıslah eden) kelimesini Kur'an'ın ahlak felsefesinde "müfsid"in (bozguncu) mutlak zıddı olarak konumlandırır; bu, sadece kendi içinde dindar olan değil, dış dünyaya müdahale edip onu iyileştiren aktif özne tipolojisidir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, ayetteki bu kelime seçiminin sarsıcı bir sosyolojik yasa barındırdığına dikkat çeker: "Sâlih" (bireysel olarak iyi kişi) olmak bir toplumu helakten kurtarmaya yetmez; helaki durduran asıl kalkan, toplumda kötülüğe ve yozlaşmaya karşı aktif bir mücadele veren "muslih"lerin (ıslah edicilerin) varlığıdır. İstikrar ve kurtuluş, bireysel dindarlığa değil, toplumsal duyarlılığa ve iyileştirme çabasına (ıslah) bağlanmıştır.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla