Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Hûd Sûresi, 116. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Hûd Sûresi, 116. Ayet

    فَلَوْلَا كَانَ مِنَ الْقُرُونِ مِنْ قَبْلِكُمْ اُو۬لُوا بَقِيَّةٍ يَنْهَوْنَ عَنِ الْفَسَادِ فِي الْاَرْضِ اِلَّا قَل۪يلاً مِمَّنْ اَنْجَيْنَا مِنْهُمْۚ وَاتَّبَعَ الَّذ۪ينَ ظَلَمُوا مَٓا اُتْرِفُوا ف۪يهِ وَكَانُوا مُجْرِم۪ينَ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Felevlâ kâne mine-lkurûni min kablikum ulû bakiyyetin yenhevne ‘ani-lfesâdi fî-l-ardi illâ kalîlen mimmen enceynâ minhum(k) vettebe’a-lleżîne zalemû mâ utrifû fîhi vekânû mucrimîn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      Sizden önceki toplumlar içinde yeryüzünde bozgunculuğu önleyecek birikimli kimseler bulunsaydı ya! Onlardan, kurtuluşa erdirdiğimiz az bir kesim bunu yaptı. Zulmedenlerse içinde şımartıldıktan refahın peşine düşüp günahkar oldular.

      Sizden önceki toplumlar içinde yeryüzünde bozgunculuğu önleyecek biri.kimli kimseler bulunsaydı ya! Onlardan, az bir kesim bunu yaptı. Bu ilahi kelam, azarlama, uyarı ve hatırlatma anlamına gelir. Çünkü sizden önceki toplumlar içinde bulunsaydı ya, buyurmaktadır. Yani böyle insanlar aranızdan niye çıkmadı? Azarlanan veya uyarılan o toplumda böyle insanlar yoktu. Ancak bu ayet ilci anlama gelir. Birincisi, sizden önceki toplumlar içinde birikimli kimseler bulunsaydı ya! Yani birilcimli insanlar çıksaydı ve yeryüzünde bozgunculuğu önleselerdi ya! En doğrusunu Allah bilir ya, bunun anlamı şudur: Yeryüzünde bozgunculuğa engel olmaları için aralarında müslüman olan kimseler çokça bulunsaydı ya! Çünkü onların sayıları az olduğunda yeryüzündeki bozgunculuğu önlemeye güçleri yetmez. Nitekim Hz. Lılt ve ailesinin sayıları azdı ve bu yüzden bozgunculuğu önlemeye veya ona engel olmaya güçleri yetmedi. Hz. Nuh'un da yanında çok az sayıda insan vardı, bu yüzden kavmini bozgunculuktan ve benzeri yanlışlıklardan engellemeye güçleri yetmedi. Mesele bizim söylediğimiz gibi olduğunda, en doğrusunu Allah bilir ya, Cenab-ı Hak sanki şunu söylemektedir: Müslümanların ve yeryüzünde bozgunculuğu önleyecek birikimli insanların sayısı çok olsaydı ya! İkincisi, sizden önceki toplumlar içinde, yani onlardan önceki toplumlarda birikimli insanlar vardı, ancak onlar insanların yeryüzünde bozgunculuk çıkarmalarına engel olmadılar, bu yüzden hepsi birden helak edildi. Ancak onlardan az bir kesimi kurtardık; bu az bir kesim yeryüzünde bozgunculuk çıkarılmasına engel olmaya çalıştılar ve bu sayede onların arasından kurtuldular. Hülasa bu ayet, söylediğimiz bu ilci anlama gelir. Bunlardan biri, bazı müfessirlerin söylediğine göre, onların içinde yeryüzünde bozgunculuğu önleyecek birikimli kimseler yoktu. İkincisi de, onların içinde birikimli insanlar vardı, ancak onlar da yeryüzünde bozgunculuğu önlemeye çalışmadılar, yalnız çok az bir kesim müstesna, onlar insanları bundan vazgeçirmeye çalıştılar. En doğrusunu Allah bilir.

      Zulmedenlerse içinde şımartıldıklan refahın peşine düştüler. Bu ayet de ilci anlama gelir. Halk ve alt kesim, refah içinde şımartılan zalimlerin peşine düştü anlamına gelebilir; yani onlar bol servetle şımartıldı, kendilerine refah ve bol mal verildi. Bunlar toplumun önde gelenleri ve liderleri idi. Hasılı halk, resûllere ve nebilere uymak yerine şımartılan liderlerin ve toplumun önde gelenlerinin peşine takılmayı tercih etti. İkincisi, zulmedenler, yani toplumun önde gelenleri ve liderleri şunartıldıklan refahın peşine, yani kendilerine verilen servetin peşine düştüler. Yani onlar nebilere ve resûllere uymak yerine dünyaya sarılmayı tercih ettiler. Bu ilci yorumdan birincisi halk kesimine, ikincisi de toplumun önde gelenlerine ve liderlerine dikkat çekiyor. Liderler peygamberlere uymak yerine dünyaya sarılmayı tercih etmişler, halk kesimi de onlara tabi olmuşlardı. En doğrusunu Allah bilir.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        El-Kurûni (الْقُرُونِ)

        Kök: k-r-n. İbn Fâris, bu kökün temel manasının "iki şeyi birbirine bağlamak ve yakın olmak" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "karn" kelimesinin zamanın belli bir kesitini ve aynı zaman diliminde yaşayıp birbirine bağlanan insan topluluğunu (nesil) ifade ettiğini vurgular. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın tarih felsefesinde bu kelimenin geçmişte yaşamış ve ilahi azapla helak edilmiş kadim medeniyetleri temsil eden teknik bir kavram olduğunu belirtir.

        Bakıyyetin (بَقِيَّةٍ)

        Kök: b-k-y. İbn Fâris, bu kökün temel manasının "bir şeyin aslı, kalıcı olması ve devam etmesi" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "beka"nın yok olmanın (fena) zıddı olduğunu; "bakıyye" kelimesinin ise burada sıradan bir kalıntı değil, toplumun içinde bozulmadan kalabilmiş "erdemli ve seçkin öz" manasına geldiğini ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, "ulû bakıyye" tamlamasının ahlaki çürümeye karşı direnen, erdem ve fazilet sahibi "sağduyulu azınlık" olarak çevrilmesinin Kur'an'ın sosyolojik mesajına daha uygun olduğunu analiz eder.

        Yenhevne (يَنْهَوْنَ)

        Kök: n-h-y. İbn Fâris, bu kökün temel manasının "bir şeye ulaşmak, son bulmak ve engellemek/men etmek" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "nehy" eyleminin aklın ve ilahi yasanın (şeriatın) insanı kötülüklerden alıkoyması olduğunu ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu fiilin sadece bireysel bir uzak durma değil, toplumsal alana müdahale eden aktif bir "engelleme ve uyarı" (nehiy) misyonu olduğunu vurgular.

        El-Fesâdi (الْفَسَادِ)

        Kök: f-s-d. İbn Fâris, bu kökün temel manasının "bir şeyin bozulması ve itidalden/dengeden çıkması" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "fesâd" kavramının salâhın (iyilik/düzen) zıddı olduğunu, maddi veya manevi alanda mizanı (dengeyi) bozan her türlü sapmayı ifade ettiğini belirtir. Toshihiko Izutsu, fesadı Kur'an'ın etik sözlüğünde yeryüzündeki ilahi nizamın insan eliyle kasten tahrip edilmesi olarak tahlil eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu kavramı varlığın asli kodlarının ve saflığının ontolojik olarak bozulması şeklinde analiz eder.

        Enceynâ (أَنْجَيْنَا)

        Kök: n-c-v. İbn Fâris, bu kökün temel manasının "yüksek bir yere çıkmak, kurtulmak ve selamet bulmak" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "necat" kavramının helak edici bir tehlikeden ayrılıp güvenli (kurtarılmış) bir alana geçmek olduğunu ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu kurtuluşun ilahi bir lütuf olmakla birlikte, o azınlığın "fesada karşı durma" (yenhevne) eyleminin mecburi ve adil bir sonucu (hakedişi) olarak sunulduğunu analiz eder.

        Utrifû (أُتْرِفُوا)

        Kök: t-r-f. İbn Fâris, bu kökün temel manasının "bolluk, genişlik ve nimet içinde şımarmak" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "teref" kavramının nimetlerin bolluğu içinde azgınlaşmak, refahın kibre dönüşmesi olduğunu ifade eder. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın sosyolojisinde bu kökten gelen kelimelerin (mütrefîn) peygamberlerin tebliğine en sert direnci gösteren şımarık sosyo-ekonomik elit (aristokrasi) sınıfını temsil ettiğini belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, "mâ utrifû fîhi" (içinde şımartıldıkları refah) ifadesinin; zenginliğin, gücün ve statükonun o sınıfı nasıl ahlaki bir körlüğe ittiğini ve hakikate karşı sağırlaştırdığını resmettiğini analiz eder.

        Mucrimîn (مُجْرِمِينَ)

        Kök: c-r-m. İbn Fâris, bu kökün temel manasının "bir şeyi kesmek, koparmak ve günah işlemek" olduğunu belirtir; yün kırkmak veya meyve koparmak da bu köktendir. Râgıb el-İsfahânî, "cürm" kelimesinin aslen meyveyi dalından koparmak iken, hakikatten ve ilahi yasadan kopmayı ifade eden ağır günahlar için kullanıldığını belirtir. Toshihiko Izutsu, mücrim nitelemesinin Kur'an'da sadece hukuki bir suç işleyen kişiyi değil, ilahi sistemle bağını tamamen koparmış, küfrü bir kimlik haline getirmiş "teolojik suçluyu" temsil ettiğini vurgular. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu kelimeyi ontolojik bir "kopuş" olarak tahlil eder; insan, kendi fıtrat ağacından koparak varoluşsal değerini yitirmiş ve karanlığa düşmüştür.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X