Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Hûd Sûresi, 114. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Hûd Sûresi, 114. Ayet

    وَاَقِمِ الصَّلٰوةَ طَرَفَيِ النَّهَارِ وَزُلَفاً مِنَ الَّيْلِۜ اِنَّ الْحَسَنَاتِ يُذْهِبْنَ السَّيِّـَٔاتِۜ ذٰلِكَ ذِكْرٰى لِلذَّاكِر۪ينَۚ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Veakimi-ssalâte tarafeyi-nnehâri vezulefen mine-lleyl(i)(c) inne-lhasenâti yużhibne-sseyyi-ât(i)(c) żâlike żikrâ liżżâkirîn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      Gündüzün iki tarafında, gecenin de gündüze yakın saatlerinde namaz kılın. Şüphesiz ki iyilikler kötülükleri yok eder. İşte bu, öğüt almak isteyenler için bir hatırlatmadır.

      Beş Vakit Namaz

      Gündüzün iki tarafında, gecenin de gündüze yakın saatlerinde namaz kılın. Bu ayet zahirde üç vakit namazdan bahsetmektedir: Gündüzün ilk tarafında sabah namazı, ikinci tarafında ikindi namazı vardır. Gecenin de gündüze yakın saatlerinde ise akşam namazı vardır; çünkü gecenin gündüze yakın saatlerinden söz etmektedir. Ayette geçen "zülef" (زُلَفًا) kelimesi, yakınlık demektir. "Zülfü" (الزُّلْفَى), yakınlık ve yaklaşmaya vesile aramaktır. Gecenin de gündüze yakın saatleri, gecenin gündüze yakın olan tarafıdır, o da akşam namazıdır. Diğer namazları da şu ayette belirtilmiştir: "Gündüzün güneşin gün ortasını aşmasından gecenin karanlığına kadar namazı kıl". Güneşin gün ortasını aşması ile zeval vaktine işaret etmektedir. Gecenin karanlığından maksat da yatsı namazıdır. Yahut bu namazları şu ayette belirtilmiştir: ''.Akşam vaktine eriştiğinizde ve sabah kalktığınızda Allah'ı tesbih edin. Göklerde ve yerde her türlü övgü O'na mahsustur. Gündüzün sonunda ve öğle vaktine eriştiğinizde de O'nu tesbih edin". Akşam vaktine erişmekten maksat ikindi namazıdır, sabah vakti ile sabah namazı kastedilmektedir. Gündüzün sonundan maksat, yatsı namazıdır, öğle vakti ile de öğle namazı kastedilmektedir. Bu ayette akşam namazı geçmemektedir, fakat akşam namazı açıklamaya çalıştığımız ayette geçmektedir: Gecenin gündüze yakın saatleri. Bazıları şöyle dedi: Gecenin gündüze yakın saatleri, gece saatleridir, ancak bazı müfessirler bu ayeti beş vakit namaza işaret kabul ettiler ve dediler ki: Gündüzün iki tarafı ibaresinde sabah, öğle ve ikindi namazlarına işaret edilmektedir. Gecenin gündüze yakın saatleri ile de akşam ve yatsı namazları kastedilmektedir. Hasan-ı Basri şöyle dedi: Akşam ve yatsı namazları, gecenin gündüze yakın olan iki vakittir.

      Ebu Avsece şöyle dedi: Gecenin gündüze yakın saatleri, gece saatleridir. "Zülfe" (الزُّلْفَةُ), merhale ve yakınlık manasına gelir. Cenab-ı Hak da, "Kuşkusuz yanımızda onun yüksek bir makamı, güzel bir geleceği vardır" , yani yakınlığı vardır buyurmaktadır. Ebu Ubeyde dedi ki: "Zülef': "zülfe"nin çoğuludur ve saat anlamına gelir. Söylediğimiz gibi bu, bir menzile, bir zaman dilimidir.

      Namazlar Günahlara Kefârettir

      Şüphesiz ki iyilikler kötülükleri yok eder mealindeki ayetin de beş vakit namaza işaret ettiğine dair rivayetler vardır; buradaki iyiliklerden maksat, beş vakit namazdır. Rivayet edildiğine göre sahabeden bir adam, bir kadınla ilişki dışında her şeyi yaşamış, sonra bundan pişman olmuştu. Resulullah'a (s.a.) gidip bu durumu sormuş, Hz. Peygamber (s.a.) de şöyle demiş: "Senin hakkında Allah'tan bir beyan gelmeden sana ne cevap vereceğimi bilmiyorum:· Onlar bu durumda iken namaz vakti geldi. Hz. Peygambere (s.a.) Cebrail, o adamın tövbesiyle birlikte geldi ve dedi ki: Gündüzün iki tarafında namaz kıl! Sabah ve akşamleyin namaz kıl! Yani sabah namazını, öğle namazını ve akşam namazını kıl! Gecenin gündüze yakın saatlerinde de namaz kıl! Yani akşam ve yatsı namazlarını kıl! Çünkü iyilikler, yani beş vakit namaz kötülükleri yok eder. İşte bu, yani beş vakit namaz öğüt almak isteyenler için bir hatırlatmadır. Yani tövbe etmek isteyenler için bir tövbedir, dedi. Hz. Peygamber (s.a.) hemen o anda bu ayeti okudu. Hz. Ömer (r.a.) dedi ki: Ya Resulallah, bu o adama mı mahsustur, yoksa herkesi kapsar mı? Resulullah (s.a.) '~ine bütün insanları kapsar" buyurdu. Eğer bu rivayet sahihse, bu konuda asıl olan budur.

      Hz. Osman'ın (r.a.) da Resulullah'ın (s.a.) şöyle söylediğini duyduğu rivayet edilir: "Beş vakit namaz, kötülükleri yok eden iyiliklerdir:' İnsanlar; kalıcı olan iyi davranışlar nedir ya Osman? diye sorduklarında, Hz. Osman (r.a.) şöyle dedi: La.ilahe illallah, Sübhanellah, el-hamdu lillah, Allahu ekber, la havle vela kuvvete illa billahi'l-aliyyi'l-aziın. Ebu Hureyre (r.a.) Resulullah'ın (s.a.) şöyle buyurduğunu rivayet etti: "Namazlar günahlara kefarettir. Dilerseniz şüphesiz ki iyililder kötülükleri yok eder mealindeki ayeti okuyun". Şüphesiz ki iyilikler kötülükleri yok eder mealindeki ayet hakkında İbn Abbas'ın (r.a.) da, iyiliklerden maksat beş vakit namazdır, dediği rivayet edilir. Cabir'in (r.a.) rivayetine göre Resulullah (s.a.) şöyle buyurdu: "Beş vakit namaz, birinizin kapısının önünde akan ve günde beş defa yıkandığı bir ırmağa benzer". Bu konudaki rivayetler pek çoktur. Bazıları şöyle dedi: Açıklamaya çalıştığımız ayette dört vakit namaza işaret edilmiştir: Gündüzün iki tarafı, sabah ve ikindi namazları vaktidir. Gecenin gündüze yakın saatleri, akşam ve yatsı namazları vaktidir. İyiklerin beş vakit namaza işaret ettiğine dair muhtelif rivayetler gelmiştir.

      Şüphesiz ki iyililder kötülükleri yok eder mealindeki ayet hakkında bazıları, bizzat beş vakit namaz kılmaktır, dedi. Bu eğer sahihse, belirttiğimiz hadislerde de ifade edilmiştir. Bazıları dedi ki: Bizzat namaz günahlara kefaret olmaz, ancak insana işlediği günahları hatırlatır, o da onlardan pişman olur, böylece [namaz] ona kefaret olmuş olur. Bu tıpkı şu ayetin ifadesi gibidir: uKuşkusuz namaz hayasızlıktan ve kötülükten alıkor". Cenab-ı Hak burada namazın insanı hayasızlıktan alıkoyduğunu haber vermektedir; fakat namaz ancak insana hayasızlığı hatırlattıktan sonra kendisini ondan alıkor. Bazıları da şöyle söyledi: "Kuşkusuz namaz hayasızlıktan ve kötülükten alıkor. · Yani insan namaz kılmaya devam ettiği sürece onu hayasızlıktan alıkor. Şüphesiz ki iyilikler kötülükleri yok eder mealindeki ayetin, namazları ve diğer iyilikleri kastetmiş olması mümkündür. Bu ayette iyiliklerden bazılarının kötülüklerden bazılarına kefaret olduğu haber verilmektedir. En doğrusunu Allah bilir.

      İşte bu, öğüt almak isteyenler için bir hatırlatmadır. İşte bu, yani adı geçen şeyler bir hatırlatmadır, öğüt almak isteyenler için bir öğüttür.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Ekımi (أَقِمِ)

        Kök: k-v-m. İbn Fâris, bu kökün temel manasının "ayağa kalkmak, dikilmek, doğrultmak ve bir şeye nizam vermek" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "ikame" kavramının sadece bir eylemi yerine getirmek değil, o eylemin hakkını vererek, şartlarını noksansız tamamlayarak onu "ayakta tutmak" olduğunu ifade eder. Toshihiko Izutsu, namazın ikame edilmesinin, müminin ilahi otorite karşısındaki "ontolojik duruşunu" sürekli ve aktif bir şekilde inşa etmesi anlamına geldiğini belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu emrin, bir önceki ayette geçen zalimlere meyletmeme uyarısının hemen ardından gelmesine dikkat çekerek; namazın, şirke ve zulme karşı zihni diri tutan en güçlü teolojik ve psikolojik "direniş kalesi" olduğunu analiz eder.

        Es-Salâte (الصَّلَاةَ)

        Kök: s-l-v. İbn Fâris, bu kökün temel manasının "dua etmek, yönelmek ve yakınlık aramak" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "salât" kelimesinin dua, ta'zim (yüceltme) ve belirli rükünleri olan özel ibadet (namaz) manalarını kapsadığını ifade eder. Arthur Jeffery, kelimenin Aramice ve Süryanicedeki "slotha" (boyun eğme/dua) kavramıyla linguistik ve tarihsel bir süreklilik taşıdığını, Kur'an'ın bu terimi İslam'ın kurumsal ibadetine dönüştürerek teknikleştirdiğini belirtir. Toshihiko Izutsu, salâtı Kur'an'ın iman tasavvurunun pratik hayattaki en somut ve kurumsal tezahürü; kul ile Yaratıcı arasındaki doğrudan iletişim kanalı olarak tahlil eder.

        Tarafeyi (طَرَفَيِ)

        Kök: t-r-f. İbn Fâris, bu kökün temel manasının "bir şeyin ucu, kenarı ve sınırı" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "taraf" kelimesinin bir bütünün uç kısımlarını ifade ettiğini, "tarafeyi'n-nehâr" tamlamasının gündüzün sınırları olan sabah ve akşam vakitlerini (gün doğumu ve gün batımı civarı) nitelediğini belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, vakitlerin bu şekilde sınır ve uç noktalar üzerinden belirlenmesinin, zamanın akışı içinde insanın gaflete düşme ihtimalinin en yüksek olduğu "geçiş anlarında" bilinci yeniden ilahi merkeze sabitleyen pedagojik bir ritm oluşturduğunu analiz eder.

        En-Nehâri (النَّهَارِ)

        Kök: n-h-r. İbn Fâris, bu kökün temel manasının "genişlik, akış, ışığın yayılması" olduğunu belirtir. Suyun genişçe aktığı yatağa "nehir" denilmesi de bu yüzdendir. Râgıb el-İsfahânî, "nehâr" kavramının ışığın yeryüzüne yayılmasından güneşin batışına kadar olan aydınlık zaman dilimini kapsadığını ifade eder.

        Ve Zulefen (وَزُلَفًا)

        Kök: z-l-f. İbn Fâris, bu kökün temel manasının "yakınlaşmak, ilerlemek ve kademe/derece" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "zülef" kelimesinin "zülfe"nin çoğulu olduğunu ve gecenin gündüze yakın olan kısımlarını, erken saatlerini ifade ettiğini vurgular. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu zaman diliminin (gecenin gündüze yakın anları) seçilmesinin, ibadetin sadece aydınlık vakitlerle sınırlı kalmayıp, varlığın karanlığa büründüğü anlarda da ilahi huzurdaki "yakınlık" (zülfe) arayışının kesintisiz sürmesi gerektiğini gösterdiğini tahlil eder.

        Minel-Leyli (مِنَ اللَّيْلِ)

        Kök: l-y-l. İbn Fâris, bu kökün temel manasının "gündüzün zıddı, karanlık ve örtü" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "leyl" kelimesinin güneşin batışından doğuşuna kadar süren zamanı kapsadığını ifade eder.

        İnne (إِنَّ)

        İbn Fâris, bu edatın sözü pekiştirmek, bir gerçeği şüpheye yer bırakmayacak şekilde tekit etmek (sağlamlaştırmak) için kullanıldığını belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu edatın ayetteki yerinin sıradan bir bağlaç olmadığını; peşinden gelecek olan "iyiliklerin kötülükleri silmesi" şeklindeki ilahi yasanın mutlak ve sarsılmaz bir kesinlik taşıdığını muhatabın zihnine çakan bir teolojik mühür olduğunu analiz eder.

        El-Hasenâti (الْحَسَنَاتِ)

        Kök: h-s-n. İbn Fâris, bu kökün temel manasının "güzellik, sevinç veren şey ve iyilik" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "hasene" kavramının aklın, kalbin ve şeriatın (ilahi yasanın) güzel ve doğru kabul ettiği her türlü söz, niyet ve eylemi kapsayan şümullü bir değer ifadesi olduğunu vurgular. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın etik sisteminde "hasene"nin sadece ahlaki bir erdem değil, aynı zamanda müminin varoluşunu tahkim eden, Allah'ın rızasıyla uyumlu "ontolojik bir pozitif enerji" (ışık) olduğunu belirtir.

        Yuzhibne (يُذْهِبْنَ)

        Kök: z-h-b. İbn Fâris, bu kökün temel manasının "gitmek, geçip ayrılmak ve bir şeyi ortadan kaldırmak" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "izhab" eyleminin bir şeyin varlığını silmek, eserini yok etmek manasına geldiğini ifade eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu eylemi ontolojik bir "arındırma" işlemi olarak tahlil eder; hasenâtın (iyiliklerin) ürettiği nurani eylemlilik, seyyiâtın (kötülüklerin) ruhta bıraktığı karanlık tortuları çözer, nötralize eder ve varlık sahnesinden tamamen siler.

        Es-Seyyiâti (السَّيِّئَاتِ)

        Kök: s-v-e. İbn Fâris, bu kökün temel manasının "çirkinlik, hüzün veren şey ve kötülük" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "seyyie" kavramının failine veya başkasına fiziksel, ruhsal, dünyevi veya uhrevi zarar veren, ilahi düzende (mizan) tahribat yaratan her türlü negatif eylem olduğunu ifade eder. Toshihiko Izutsu, "seyyie"nin Kur'an'ın ahlak semantiğinde "hasene"nin mutlak zıddı olduğunu; bunun sadece bir hata değil, insan ruhunu kirleten ve ancak ilahi bir arınma formülüyle (namaz ve iyilik) giderilebilecek "varoluşsal bir leke/karanlık" olduğunu belirtir.

        Zâlike (ذَٰلِكَ)

        Râgıb el-İsfahânî, işaret isminin burada, namazın ikame edilmesi ve iyiliklerin kötülükleri yok etmesi kuralına atıfta bulunduğunu belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu işaretin sadece bir kelimeye değil, ortaya konan bu devasa "ahlaki dönüşüm ve arınma nizamına" bütünüyle dikkat çeken bir toparlayıcı (recapitulation) unsur olduğunu analiz eder.

        Zikrâ (ذِكْرَىٰ)

        Kök: z-k-r. İbn Fâris, bu kökün temel manasının "bir şeyi zihinde tutmak, muhafaza etmek ve dille anmak" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "zikrâ" kavramının gafletin ve unutkanlığın zıddı olarak; kalbin hakikatle uyanık kalması, ilahi olanı en güçlü şekilde hatırda tutması olduğunu ifade eder. Toshihiko Izutsu, zikri Kur'an dindarlığının ana mekanizması olarak tanımlar; bu, Allah'ın varlığını ve insanın ontolojik sorumluluğunu aktif bilince geri çağırma (retrieval) eylemidir.

        Lizzâkirîn (لِلذَّاكِرِينَ)

        Kök: z-k-r. Râgıb el-İsfahânî, "zâkir" kelimesinin zikri sürekli bir hal ve varoluş biçimi haline getiren kişileri nitelediğini belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, "Hatırlayanlar için bir hatırlatmadır" ifadesindeki bu yapıyı tahlil ederek; Kur'an'ın mesajının ve ibadetlerin arındırıcı gücünün, ancak içsel bir yatkınlığa sahip olan, kalbinde hakikate dair bir uyanıklık taşıyan ve bu potansiyeli eyleme döken aktif özneler (zâkirîn) için bir fayda sağlayabileceğini analiz eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, zâkir olmayı insanın varlık hiyerarşisindeki en şuurlu konumu olarak görür; bu, yaratılış kodlarını unutmadan, Yaratıcı ile olan bağını (irtibat) kesintisiz sürdüren şuurlu insan tipolojisidir.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X