فَاَمَّا الَّذ۪ينَ شَقُوا فَفِي النَّارِ لَهُمْ ف۪يهَا زَف۪يرٌ وَشَه۪يقٌۙ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Hûd Sûresi, 106. Ayet
Daralt
X
-
Bedbaht olanlar ateştedirler, orada onlar her nefeste acıdan inleyip feryat ederler.
Bedbaht olanlar ateştedirler. Az önce bunun sebebini açıkladık. Orada onlar her nefeste acıdan inleyip feryat ederler. Bazıları şöyle dedi: "Zefir" (الزَّفِيرُ), eşeğin göğsünde hissedildiği gibi hırıltılı nefes almaktır, ondan maksat da eşeğin ilk anırma sırasında çıkardığı sestir. "Şehik'' (الشَّهِيقُ) ise eşeğin boğazı sıkıldığı sırada çıkardığı yüksek sestir, anırmasını bitirirken çıkardığı şiddetli sestir. Bazıları şöyle dedi: "Zefir~ hiçbir şeyin anlaşılmadığı homurdanma halidir; ancak inilti gibi, bir şeyin altında kalanın hırıltısı gibi, ne dediği anlaşılmayan bir sestir. Nitekim Cenab-ı Hak şöyle söyler: "Homurdanmasını ve uğultusunu işitirler". Şehik, sesini yükseltmektir. Burada "zefir" ve "şehik'' kelimelerinin zikredilmesinin sebebi muhtemelen şudur: Onlar çok yalvarıp yakardıkları ve çok bağırıp çağırdıkları için sesleri "zefir" ve "şehik'' haline gelmiş, tıpkı hayvanların acı duyduklarında bağırdıkları gibi onların bağırmalarından da ne dedikleri anlaşılmaz hale gelmişlerdir.
Yorumu Yorumla
-
Fe-emme (فَأَمَّا)
İbn Fâris, "emmâ" edatının bir cümleyi detaylandırmak, şart ve cevap arasındaki bağı kurmak ve konuyu kısımlara ayırmak (tafsîl) için kullanıldığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu edatın burada önceki ayette zikredilen iki temel insan tipolojisinden (şakî ve saîd) birincisinin akıbetini netleştirmek için bir "başlangıç mührü" işlevi gördüğünü ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu yapının anlatıda muhatabı zihinsel bir tasnife zorladığını ve ilahi adaletin "ayrıştırıcı" karakterini dilsel düzeyde yansıttığını analiz eder.
Ellezîne Şekû (الَّذِينَ شَقُوا)
Sözcüğün kökeni şe-ka-ve harflerine dayanır. İbn Fâris, bu kökün temel manasının "meşakkat, zorluk, mutsuzluk ve nasipsizlik" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "şekâvet" kavramının burada dünya hayatında ilahi davete sırt çevirerek kendi varlığını bedbaht kılanları ifade ettiğini vurgular. Toshihiko Izutsu, bu fiilin geçmiş zaman kipiyle (şekû) gelmesinin, bu bedbahtlığın aslında dünyadaki özgür iradeyle yapılan eylemlerin dondurulmuş bir sonucu olduğunu simgelediğini belirtir. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu kavramı ontolojik bir "hüsran" olarak tahlil eder; insan, hakikate karşı direnerek kendi varoluşsal nurunu söndürmüş ve karanlığa (şekâvet) mahkum olmuştur.
Fe-fî’n-nâri (فَفِي النَّارِ)
Sözcüğün kökeni ne-ve-re harflerine dayanır. İbn Fâris, bu kökün temel manasının "ışık, parıltı ve yakıcılık" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "nâr" (ateş) kelimesinin burada hem fiziksel bir cezayı hem de Allah'tan uzak kalmanın getirdiği o "yakıcı hasreti" temsil ettiğini ifade eder. Toshihiko Izutsu, ateşin Kur'an'ın semantik dünyasında "cennet"in (bahçe/huzur) mutlak zıddı olarak konumlandırıldığını, "fî" (içinde) edatıyla birlikte kullanılmasının ise bu azabın kuşatıcılığını ve kaçınılmazlığını pekiştirdiğini belirtir.
Lehum fîhâ (لَهُمْ فِيهَا)
Râgıb el-İsfahânî, "lehum" (onlar için) ifadesinin azabın kişiselleştirildiğini ve suçun sahibine tam olarak iade edildiğini gösterdiğini belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu tamlamanın anlatıda mülkiyet ve mahkumiyet arasında dramatik bir bağ kurduğunu; artık onların yegane "mekânı" ve "nasibi"nin bu ateş olduğunu vurguladığını analiz eder.
Zefîrun (زَفِيرٌ)
Sözcüğün kökeni ze-fe-ra harflerine dayanır. İbn Fâris, bu kökün temel manasının "bir şeyi yüklenip taşımak ve nefesi dışarıya zorla vermek" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "zefîr"in göğsü daraltan, içteki harareti ve kederi dışarıya atmaya çalışan "derin ve acı dolu bir soluk verme" olduğunu ifade eder. Arthur Jeffery, kelimenin arkaik Arapçadaki kullanımında "eşeğin ilk anırması" veya "ateşin gürlemesi" gibi şiddetli sesleri de kapsadığını belirtir. Toshihiko Izutsu, bu kelimenin azabın fiziksel ve psikolojik boyutunu aynı anda resmettiğini; bunun bir pişmanlık ve nefes darlığı çığlığı olduğunu analiz eder.
Şehîkun (شَهِيقٌ)
Sözcüğün kökeni şe-he-ka harflerine dayanır. İbn Fâris, bu kökün temel manasının "yükselmek ve nefesi içe çekmek" olduğunu belirtir. Dağın en yüksek tepesine "şâhik" denilmesi bu köktendir. Râgıb el-İsfahânî, "şehîk" kavramını zefîrin zıddı olarak "nefesi hıçkırarak ve zorlukla içe çekme" şeklinde tanımlar. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), zefîr ve şehîk kelimelerinin peş peşe zikredilmesinin, soluk alıp vermenin bile bir azaba dönüştüğü o "ontolojik boğulma" halini en sarsıcı şekilde betimlediğini belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu ikilemenin muhatabın duyularına hitap eden edebi bir tasvir olduğunu ve cehennemdeki ıstırabın kesintisizliğini vurguladığını ifade eder.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla