يَوْمَ يَأْتِ لَا تَكَلَّمُ نَفْسٌ اِلَّا بِـاِذْنِه۪ۚ فَمِنْهُمْ شَقِيٌّ وَسَع۪يدٌ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Hûd Sûresi, 105. Ayet
Daralt
X
-
O gün geldiğinde Allah'ın izni olmadan hiç kimse konuşamaz. Onlardan kimi bedbahttır, kimi mutlu!
O gün geldiğinde Allah'ın izni olmadan hiç kimse konuşamaz. Yani o gün birine şefaat etmek maksadıyla Allah'ın izni olmadan hiç kimse konuşamaz. Nitekim başka bir ayette Allah şöyle buyuruyor: "Onlar Allanın razı olduklarından başkasına şefaat edemezler!" Yahut o günün dehşetinden ve korkutucu halinden dolayı hiç kimse konuşamaz. Nitekim Cenab-ı Hak şöyle buyuruyor: "Başları yukarıya kalkık, bakışları bir noktaya sabitlenmiş, zihinleri bomboş kalmış olarak toplanma yerine koşarlar". Başka bir ayette de şöyle buyurur: "O gün, Rahmanın izin verdiklerinden başkası konuşamayacak". Yahut başkalarına şefaat etmek maksadıyla büyüklerden ve ileri gelenlerden hiçbiri Allah'ın izni olmadan konuşamaz. En doğrusunu Allah bilir.
Onlardan kimi bedbahttır, kimi mutlu! Yani bazıları kendisinin seçmiş olduğu kötü amelleri işlediğinden dolayı bedbahttır, çünkü bu ameller onları cehenneme sokacaktır. Kimisi de mutludur; kendi tercihi ile hayırlı ve itaate dair ameller işlediği, bunları yapmak kendisine ikram edildiği için mutludur, çünkü bu ameller onu cennete sokacaktır. Yaptığı her amel kendisini cennete sokmaya yarıyorsa, o mutludur. Buna mukabil yaptığı her amel kendisini cehenneme sokmaya sebep oluyorsa, o bedbahttır. Bu konuda Resfilullah'tan (s.a.) gelen bir rivayet vardır. Hz. Ômer'in (r.a.) şöyle dediği rivayet edilmişir: Onlardan kimi bedbahttır, kimi mutlu mealindeki ayet nazil olduğunda Hz. Peygambere sordum: Ey Allanın peygamberi! Ne üzerine amel ediyoruz? (Takdir edilip) bitirilen bir şey üzerine mi, yoksa henüz bitirilmeyen bir şey üzerine mi? Hz. Peygamber buyurdu ki: "Aksine ( takdir edilip) bitirilen ve kalemlerin ( önceden) yazdığı şey üzerine ya Ömer! Ancak herkese, ne için yaratıldı ise, kendisine o kolaylaştırılacaktır". En doğrusunu Allah bilir.
Yorumu Yorumla
-
Ye’ti (يَأْتِ)
Kök: c-y-e. İbn Fâris, bu kökün temel manasının "bir yere ulaşmak ve vukû bulmak" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "yet'i" fiilinin burada hesap gününün fiziksel ve ontolojik olarak gerçekleşme anını ifade ettiğini vurgular. Toshihiko Izutsu, bu kelimenin Kur'an'ın "vakit" semantiğinde, beklenen o büyük hadisenin artık "şimdi"ye dönüşmesini temsil eden dramatik bir geçiş olduğunu belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu gelişin ilahi vaadin sadık olduğunu ve zamanı geldiğinde hiçbir gücün bu gelişi durduramayacağını simgelediğini analiz eder.
Lâ Tekellemu (لَا تَكَلَّمُ)
Kök: ke-le-me. İbn Fâris, bu kökün temel manasının "bir mana ifade eden ses ve yaralamak" (etki bırakmak) olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "tekellüm" eyleminin burada kişinin kendi iradesiyle söz söyleme yetisini ifade ettiğini, ancak o gün bu yetinin mutlak bir sessizliğe veya ilahi izne bağlı bir konuşmaya dönüşeceğini vurgular. Toshihiko Izutsu, bu ifadeyi "konuşma" eyleminin beşerî otoriteden alınıp tamamen ilahi otoriteye teslim edildiği ontolojik bir "susma" anı olarak tahlil eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu sessizliği "hakikatin heybeti karşısında beşerî iddiaların sönmesi" olarak görür.
Nefsun (نَفْسٌ)
Kök: ne-fe-se. İbn Fâris, bu kökün temel manasının "bir şeyin özü, kan ve kıymet" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "nefs" kelimesinin burada her bir bireyi ve onun tüm varoluşsal sorumluluğunu temsil ettiğini ifade eder. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın hesap günü tasavvurunda her nefsin "tek başına" (ferden) kalacağını, kabilevi veya sosyal tüm aidiyetlerin düşeceğini ve bireyin saf haliyle muhatap alınacağını vurgular.
İllâ Bi-İznihî (إِلَّا بِإِذْنِهِ)
Kök: e-ze-ne. İbn Fâris, bu kökün temel manasının "işitmek ve bir şeye izin vermek" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "izin" kavramının burada mutlak tasarrufun sadece Allah'a ait olduğunu ve hiçbir eylemin (konuşma dahil) O'nun iradesi dışında gerçekleşemeyeceğini simgelediğini ifade eder. Toshihiko Izutsu, "bi-iznihî" kaydının, ahiretteki "şefaat" veya "beyan" imkanının ancak ilahi hukuk nizamının çizdiği sınırlar dahilinde mümkün olabileceğini gösteren teolojik bir mühür olduğunu belirtir.
Şakıyyun (شَقِيٌّ)
Kök: şe-ka-ve. İbn Fâris, bu kökün temel manasının "meşakkat, zorluk ve mutluluğun zıddı" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "şekâvet" kavramını dünya hayatını ilahi rızadan uzak tüketmenin sonucu olarak ahirette yaşanacak "ebedi bedbahtlık" ve "hüsran" olarak tanımlar. Toshihiko Izutsu, bu kelimeyi Kur'an'ın antropolojik yapısında "saîd" (mutlu) kavramının ontolojik karşıtı olarak görür; bu, insanın kendi elleriyle hazırladığı varoluşsal bir karanlıktır. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, şekâvetin burada sadece bir duygu durumu değil, ilahi hükmün bir sonucu olarak giydirilen "nihai bir kimlik" olduğunu analiz eder.
Se’îdun (سَعِيدٌ)
Kök: se-ayn-de. İbn Fâris, bu kökün temel manasının "yardım, mutluluk ve bir işin yolunda gitmesi" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "saâdet" kavramını insanın yaratılış gayesine uygun bir ömür sürmesi sonucu ahirette ulaşacağı "mutlak huzur" ve "ilahi lütuf" olarak tanımlar. Toshihiko Izutsu, saîd kelimesinin Allah'ın rızasına mazhar olmuş ve varoluşsal bütünlüğe ermiş "kurtulmuş insan" tipolojisini temsil ettiğini belirtir. Prof. Dr. Sadık Kılıç, saâdeti ontolojik bir "esenlik" ve ilahi nura kavuşma hali olarak tahlil eder.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla