Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Hûd Sûresi, 102. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Hûd Sûresi, 102. Ayet

    وَكَذٰلِكَ اَخْذُ رَبِّكَ اِذَٓا اَخَذَ الْقُرٰى وَهِيَ ظَالِمَةٌۜ اِنَّ اَخْذَهُٓ اَل۪يمٌ شَد۪يدٌ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Vekeżâlike aḣżu rabbike iżâ eḣaże-lkurâ vehiye zâlime(tun)(c) inne aḣżehu elîmun şedîd(un)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      Rabb'in, zulme sapan topluluklan yakaladığında işte böyle yakalar! Şüphesiz onun cezalandırması pek elem vericidir, pek çetindir!

      Rabb'in, zulme sapan toplulukları yakaladığında işte böyle yakalar! Yani Allah onları yakaladığı gibi bu ümmetin kafirlerini de işte böyle yakalar. Yani zulme sapan, müşrik ve kafir olan geçmiş ümmetlere azap ettiğimiz gibi bu ümmete de azap ederiz. Ancak Cenab-ı Hak bu ümmetin azabını ertelemektedir. Bu, onlara duyduğu rahmetin eseridir.

      Şüphesiz onun cezalandırması pek elem vericidir, pek çetindir! Buradaki O'nun yakalaması mealindeki ifade, O'nun azabı anlamına gelir. Pek elem vericidir, pek çetindir! Sadece yakalamak çok çetin olarak nitelendirilir, ancak elem verici olarak nitelendirilmez. Azap ise, elem verici olarak nitelendirilir. Ancak ayette elem ve şiddet kelimeleri birlikte kullanılınca, bu, sözü edilen yakalamanın azap için yakalamak anlamına geldiğine işaret eder. En doğrusunu Allah bilir.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Kezâlike (وَكَذَلِكَ)

        Kök: ke-ze. İbn Fâris, "ke" edatının teşbih (benzetme) bildirdiğini, "zâ" işaret ismiyle birleşerek "işte böylece" manasını kazandığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "kezâlike" ifadesinin burada, önceki ayetlerde detaylandırılan helak süreçlerinin (Nuh, Hud, Salih, Lût ve Şuayb kıssaları) münferit olaylar olmaktan öte, genel bir ilahi kuralın tecellisi olduğunu vurguladığını ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu kelimenin anlatıdaki tarihsel fragmanları evrensel bir "sünnetullah" (ilahi yasa) süzgecinden geçirerek muhataba bir "uyarı yasası" olarak sunduğunu analiz eder.

        Ahzu (أَخْذُ) / Ehaze (أَخَذَ)

        Kök: e-he-ze. İbn Fâris, bu kökün temel manasının "bir şeyi elle veya güçle tutmak, yakalamak ve alıkoymak" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "ahz" kavramının burada bir "yakalama" olduğunu, ancak bunun sıradan bir tutuş değil, suçlunun kaçmasına imkan vermeyen bir "cezalandırma yakalayışı" (ukubet) olduğunu vurgular. Toshihiko Izutsu, bu fiilin ilahi otoritenin (Rabb) tarihe müdahale ederek zulmü durdurduğu o "karar anını" ve bu müdahalenin karşı konulamaz gücünü simgelediğini belirtir. Prof. Dr. Sadık Kılıç, "ahz"ı ontolojik bir "kuşatma" olarak tahlil eder; Allah'ın bir toplumu yakalaması, o toplumun varlık zeminini ortadan kaldırmasıdır.

        Rabbike (رَبِّكَ)

        Kök: re-be-be. İbn Fâris, bu kökün temel manasının "bir şeyi sahiplenmek, ıslah etmek, korumak ve geliştirmek" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "Rabb" isminin bir şeyi her an kontrol altında tutan ve onu nihai kemale erdiren "malik ve mürebbi" otoriteyi temsil ettiğini ifade eder. Toshihiko Izutsu, Rabb kavramının "kul" (abd) ile olan ontolojik ilişkisindeki "mutlak efendilik" boyutuna dikkat çeker; burada peygamberin Rabbine nispet edilmesi, gerçekleştirilen helakin ilahi hukukun bir gereği olduğunu mühürler.

        El-Kurâ (الْقُرَى)

        Kök: ke-re-ye. İbn Fâris, bu kökün "bir araya getirmek ve toplamak" manasına geldiğini, insanların toplandığı yerler olması hasebiyle şehirlere bu ismin verildiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "karye" (çoğulu kurâ) kelimesinin sadece binaları değil, orada yaşayan ve ortak bir günahı/suçu paylaşan "toplumları" da kapsadığını vurgular. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın "qarya" (şehir) tasavvurunda buranın peygamberlere direnç gösteren, ahlaki yozlaşmanın merkezi haline gelmiş "kapalı toplum" tipolojisi olduğunu analiz eder.

        Zâlimetun (ظَالِمَةٌ)

        Kök: ze-le-me. İbn Fâris, bu kökün temel manasının "karanlık" ve "bir şeyi hakkı olmayan bir yere koymak" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "zulüm" kavramını ilahi adaletin sınırlarını çiğnemek ve mizanı bozmak olarak tanımlar. Toshihiko Izutsu, bu kelimenin ayette "hal" cümlesi olarak yer almasına dikkat çeker; şehirlerin "zalim bir haldeyken" yakalanması, helakin bir haksızlık değil, o toplumun bizzat kendi eylemlerinin (zulmünün) kaçınılmaz bir sonucu olduğunu gösteren semantik bir tespittir. Prof. Dr. Sadık Kılıç, zulmü ontolojik bir "hakikat karartması" ve varlığın saflığını bozma eylemi olarak tahlil eder.

        Elîmun (أَلِيمٌ)

        Kök: e-le-me. İbn Fâris, bu kökün temel manasının "elem, sızı ve şiddetli acı" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "elîm" sıfatının acısı ve tesiri hem bedene hem de ruha derinden nüfuz eden bir azabı nitelediğini ifade eder. Arthur Jeffery, kelimenin arkaik monoteist metinlerdeki "ceza" tasvirleriyle semantik bir paralellik taşıdığını belirtir. Toshihiko Izutsu, elîm nitelemesini "azap" kavramının niteliksel bir boyutu olarak görür; bu, suçlunun hissettiği o mutlak "mahrukiyet" ve "ızdırap" halidir.

        Şedîdun (شَدِيدٌ)

        Kök: şe-de-de. İbn Fâris, bu kökün temel manasının "bağlamak, güçlendirmek, sertlik ve kuvvet" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "şedîd" kelimesinin bir şeyin hem yapısındaki sağlamlığı hem de etkisindeki şiddeti ifade ettiğini vurgular. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu sıfatı ontolojik bir "yoğunluk" olarak tahlil eder; ilahi yakalayışın (ahz) şedîd olması, onun hiçbir gevşekliğe veya kaçışa imkan tanımayan mutlak bir "kuvvet tecellisi" olduğunu simgelediğini belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, ayetin sonunda "elîm ve şedîd" kelimelerinin peş peşe gelmesini, azabın hem niteliksel hem de niceliksel boyutlarını aynı anda mühürleyen bir final vurgusu olarak analiz eder.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X