Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Hûd Sûresi, 99. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Hûd Sûresi, 99. Ayet

    وَاُتْبِعُوا ف۪ي هٰذِه۪ لَعْنَةً وَيَوْمَ الْقِيٰمَةِۜ بِئْسَ الرِّفْدُ الْمَرْفُودُ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Veutbi’û fî hâżihi la’neten veyevme-lkiyâme(ti)(c) bi/se-rrifdu-lmerfûd(u)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      Onlann burada da kıyamet gününde de lanet peşlerini bırakmadı; verilen 'ödül' ne kötü!

      Onlann burada da kıyamet gününde de lanet peşlerini bırakmadı. Dünyadaki lanet ile muhtemelen başlarına gelen azap kastedilmiştir. Yaratılanların onlara lanet okuması da kastedilmiş olabilir, çünkü onları her anan kişi kendilerini lanetler. Ahiretteki lanette ise her iki anlam da vardır. Muhtemelen onlara dünyada azap edildiği gibi ahirette de azap edilecek, aynı zamanda onları gören herkes kendilerine lanet okuyacak. Lanet, sözlükte kovmak demektir; onlar Allah'ın rahmetinden kovulurlar; dünya azabı konusunda kendilerine merhamet edilmez, ahiret azabı konusunda da merhamet gösterilmez.

      Verilen ödül ne kötü! Bu ayet hakkında İbn Abbas'ın (r.a.) şöyle dediği rivayet edilmiştir: Ondan maksat dünya ve ahiret lanetidir. Katade şöyle dedi: İki lanet onlara Allah tarafından peşpeşe gelir: Dünya laneti ile ahiret laneti. Onların iddiasına göre "ridf" (الرِّدْفُ) kelimesi, peşpeşe gelmek anlamındaki "teradüf" (التَّرَادُفُ) mastarından gelmektedir. Bazıları "rifd" (الرِّفْدُ) kelimesi, yardun manasına gelir dedi. Bu, İbn Kuteybe'nin sözüdür. İbn Kuteybe şunları da söyler: "Rifd': lütuf ve ödül anlamına gelir, "merfü.d" da lütfedilen şey demektir. Birine lütfettiğim ve yardun ettiğim zaman "rafedtuhu" (رَفَدْتُهُ) denilir. Aynı şekilde, verilen şey ne kötü ihsan! denilir. Ebu Avsece de aynı şeyi söyledi: Onlara ne kötü şeyler verildi ve ne kötü yardun yapıldı! Verilen şey ne kötü! En doğrusunu Allah bilir.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Utbi'û / أُتْبِعُوا

        Kök: t-b-ayn. İbn Fâris, bu kökün temel manasının "bir şeyin peşine düşmek, ona eklenmek ve izini sürmek" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, fiilin edilgen (meçhul) formda gelmesinin, lanetin bu topluluğa iradeleri dışında yapıştırıldığını ve bir gölge gibi onları takip ettiğini ifade ettiğini vurgular. Toshihiko Izutsu, dünyada Firavun’un peşinden gidenlerin (ittiba), ahirette lanetin takibine uğramasını Kur'an'ın "eylem-karşılık" simetrisi içinde tahlil eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu kelimenin lanetin onlara bir ceza olarak "eklemlendiğini" ve varoluşlarının bir parçası kılındığını simgelediğini belirtir.

        Hâzihî / هَٰذِهِ

        İşaret ismidir. Râgıb el-İsfahânî, buradaki işaretin "dünya hayatına" veya içinde bulundukları "zelil duruma" matuf olduğunu ifade eder. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), bu yakınlık bildiren işaretin, lanetin soyut bir kavram değil, tarihsel süreçte bizzat müşahede edilen somut bir dışlanma hali olduğunu vurguladığını analiz eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin anlatıda suç ile ceza arasındaki zamansal ve mekânsal yakınlığı pekiştiren edebi bir unsur olduğunu belirtir.

        La'neten / لَعْنَةً

        Kök: l-ayn-n. İbn Fâris, bu kökün temel manasının "kovmak, uzaklaştırmak ve hayırdan mahrum etmek" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "lanet" kavramının Allah’a nispet edildiğinde "rahmetten ebedi bir kopuş" ve "ilahi inayetten tard edilmek" anlamına geldiğini ifade eder. Toshihiko Izutsu, laneti Kur'an'ın etik yapısında bir topluluğun ilahi varlık alanından ontolojik olarak dışlanması (exclusion) olarak tanımlar. Prof. Dr. Sadık Kılıç, laneti insanın ilahi olanla bağının kopması sonucu yaşadığı "varoluşsal karanlık" ve "anlamsızlık" olarak tahlil eder.

        Yevme'l-Kıyâmeti / وَيَوْمَ الْقِيَامَةِ

        Kök: k-v-m. İbn Fâris, bu kökün "ayakta durmak" manasından hareketle, insanların büyük hesap için ayağa kalkacağı anı temsil ettiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, lanetin sadece dünya ile sınırlı kalmayıp "kıyamet günü"ne de taşınmasının, cezanın zamanlar üstü ve ebedi bir nitelik kazandığını gösterdiğini vurgular. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu tamlamanın anlatıda tarihsel bir yıkımın eskatolojik bir mahkumiyete dönüşmesini mühürleyen teolojik bir final noktası olduğunu ifade eder.

        Bi'se / بِئْسَ

        Kök: b-e-s. İbn Fâris, bu kökün "şiddet, sıkıntı ve kötülük" manasına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "bi'se" kelimesinin bir durumu en ağır ve sarsıcı şekilde yermek (zemmetmek) için kullanılan özel bir fiil olduğunu ifade eder. Toshihiko Izutsu, bu kelimenin muhatabın içine düştüğü durumun ne kadar "feci ve aşağılık" olduğunu teyit eden bir "değer yargısı" (value-judgment) taşıdığını belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu ifadenin onların dünyadaki sahte ihtişamına karşılık ahiretteki sefaletlerini haykıran edebi bir "teessüf" nidası olduğunu analiz eder.

        Er-Rifdu / الرِّفْدُ

        Kök: r-f-d. İbn Fâris, bu kökün temel manasının "yardım etmek, desteklemek ve bir şeyi diğerine ekleyerek güçlendirmek" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "rifd" kelimesinin normalde birine verilen hediye, ikram ve destek anlamına geldiğini, ancak burada lanet ve azap için kullanılmasının ağır bir "ironi" (alay) taşıdığını ifade eder. Arthur Jeffery, kelimenin kadim Arapçada "bağış" manasında yerleşik olduğunu belirtir. Toshihiko Izutsu, yardım bekleyen bir topluma sunulan "lanet"in bu kelimeyle karşılanmasını, Kur'an'ın zalimlerin beklentilerini tersyüz eden semantik bir paradoksu olarak analiz eder.

        El-Merfûdu / الْمَرْفُودُ

        Kök: r-f-d. İbn Fâris, desteklenmiş, ulaştırılmış ve verilmiş olanı ifade ettiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "merfûd" sıfatının burada "rifd" kelimesini pekiştirdiğini; verilen bu "cezai ikramın" ne kadar tam ve kaçınılmaz olduğunu simgelediğini vurgular. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, "Verilen ne kötü bir destektir o!" ifadesindeki bu tamlamanın, Firavun ve kavminin peşine takılanların ahirette buldukları o yıkıcı "karşılığı" resmeden sarsıcı bir edebi final olduğunu ifade eder. Angelika Neuwirth, bu kelime oyununun anlatıda zalimlerin dünyevi güç arayışlarının ahirette nasıl bir "yıkım yüküne" dönüştüğünü gösteren yapısal bir simetri kurduğunu belirtir.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X