وَلَمَّا جَٓاءَ اَمْرُنَا نَجَّيْنَا شُعَيْباً وَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا مَعَهُ بِرَحْمَةٍ مِنَّا وَاَخَذَتِ الَّذ۪ينَ ظَلَمُوا الصَّيْحَةُ فَاَصْبَحُوا ف۪ي دِيَارِهِمْ جَاثِم۪ينَۙ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Hûd Sûresi, 94. Ayet
Daralt
X
-
94. Emrimiz gelince, Şuayb'ı ve onunla beraber iman edenleri tarafımızdan bir rahmetle kurtardık; haksızlık edenleri de korkunç bir gürültü yakaladı, yurtlannda diz üstü çöküp kaldılar.
95. Sanki orada hiç oturmamışlardı! işte böyle, Semud'un yıkıldığı gibi Medyen de yıkılıp gitti!
Haksızlık edenleri korkunç bir gürültü yakaladı. Buradaki korkunç gürültü anlamına gelen "sayha"nın (الصَّيْحَةُ), Cibril'in sayhası olduğu söylendi, yani onlar Cibril'in oluşturduğu gürültü ile helak edildiler. Bazıları, sayha için her azabın ismidir, dedi. "Racfe" (الرَّجْفَةُ) de böyledir. Kur'an-ı Kerimöe azap hakkında muhtelif isimler kullanılmıştır; hazan "saika'' (صَاعِقَةٌ), hazan "sayha'' (الصَّيْحَةُ), hazanda "racfe" (الرَّجْفَةُ) denilmiştir.
Hz. Şuayb'ın Ümmetini Helâk Eden Azap
Yurtlarında diz üstü çöküp kaldılar. Sanki orada hiç oturmamışlardı! İşte böyle, Semud'un yıkıldığı gibi Medyen de yıkılıp gitti! Bu hususu da daha önce zikretmiştik. Bazı müfessirler şöyle dedi: Medyen de yıkılıp gitti, yani helak olup gitti; Semud'un yıkıldığı gibi, yani Semud da helak olup gitmişti. Çünkü bunların ikisini de Cenab-ı Hak korkunç bir gürültü (sayha) ile helak etmişti. Bundan dolayı ümmetler arasından özellikle Semûddan bahsetti. İbn Abbas'ın (r.a.) şöyle dediği rivayet edilir: Hz. Şuayb'ın ve Hz. Salih'in kavmi hariç, kimse tek bir azap ile azap edilmemiştir. Hz. Salih'in kavmini yer altından gelen korkunç bir gürültü (sayha) yakalamış, Hz. Şuayb'ın kavmi de yukarıdan gelen bir azapla helak edilmişti. Cenab-ı Hak, içinde onların azabı bulunan bir bulut yaratmıştı, -insanlar onun gölgelik gibi olduğunu anlamamışlardı- onun içinde bir rüzgar vardı. İnsanlar bulutu gördüklerinde güneşin sıcağından gölgelenmek için hemen onun altına koştular, derken üzerlerine azap yağıverdi. İşte şu ayet-i kerime bunu ifade etmektedir: "Gölge gününün azabı Üzerlerine çöküverdi:'.
Semud, Allah'ın rahmetinden uzak olduğu gibi, Medyen de Allanın rahmetinden uzak oldu. Söz konusu helakin belirttiğimiz gibi olması muhtemeldir. En doğrusunu Allah bilir.
Yorumu Yorumla
-
Câe (Câe / جَاءَ)
Kök: c-y-e. İbn Fâris, bu kökün temel manasının bir şeyin bir yere ulaşması ve bir durumun fiilen vuku bulması olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "cey" kavramının burada belirlenmiş ilahi bir hükmün (azap) fiziksel dünyada gerçekleşme anını ifade ettiğini vurgular. Toshihiko Izutsu, bu fiilin ilahi iradenin tarihe müdahale ettiği "karar anını" simgelediğini belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, buradaki gelişin mühletin dolduğunu ve artık geri dönülemez bir yıkımın başladığını ifade ettiğini analiz eder.
Emrunâ (Emrunâ / أَمْرُنَا)
Kök: e-m-r. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "buyurmak" ve "iş/hadise" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "emr" kelimesinin burada Allah'ın yaratıcı iradesinin bir kavmi tasfiye etmek üzere harekete geçmesini temsil ettiğini ifade eder. Toshihiko Izutsu, Allah’a nispet edilen bu kavramın beşerî tarihi yöneten mutlak "kozmik otorite"yi simgelediğini belirtir. Prof. Dr. Sadık Kılıç, ayetteki "Bizim emrimiz" vurgusunun, azabın doğal bir afet değil, ilahi adalet nizamının bir gereği olduğunu mühürlediğini tahlil eder.
Necceynâ (Necceynâ / نَجَّيْنَا)
Kök: n-c-v. İbn Fâris, bu kökün temel manasının "yükseklik, bir şeyden kurtulmak ve serbest kalmak" olduğunu belirtir; selamet bulup yüksek bir yere çıkana "necat buldu" denir. Râgıb el-İsfahânî, "incâ" kavramını birini sıkıntı ve helakten çekip çıkararak güvenlik alanına ulaştırmak olarak tanımlar. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kurtuluşun peygamber ve beraberindekiler için "ayrıştırıcı" bir eylem olduğunu; ilahi adaletin suçlu ile suçsuzu birbirinden ayıran cerrahi müdahalesini temsil ettiğini ifade eder.
Şuayben (Şuayben / شُعَيْبًا)
Özel isim. Arthur Jeffery, ismin bölgedeki yerel geleneklerde Medyen peygamberi olarak yerleşmiş bir isim olduğunu ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, ismin ş-e-b kökünden gelerek kabilevi bir seçkinliği ve toplumsal birliği temsil ettiğini belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, Şuayb isminin zikredilmesinin, ilahi yardımın öncelikle tebliğ görevini yerine getiren peygambere yöneldiğini gösteren bir anlatı merkezi olduğunu vurgular.
Âmenû (Âmenû / آمَنُوا)
Kök: e-m-n. İbn Fâris, bu kökün temel manasının "nefsin sükunete ermesi ve korkunun zıddı olan güven" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "iman" kavramını hem kalbi bir tasdik hem de ilahi bir emniyet alanına girmek olarak tanımlar. Toshihiko Izutsu, bu fiilin kullanımının, peygamberin davasına sadakatle bağlananların azap anında sahip oldukları "metafiziksel korunmuşluğu" simgelediğini ifade eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, imanı varoluşun ilahi hakikatle uyumlanması ve bu sayede kaosun (azabın) dışında kalabilme yetisi olarak tahlil eder.
Rahmetin (Rahmetin / رَحْمَةٍ)
Kök: r-h-m. İbn Fâris, bu kökün temel manasının yumuşaklık ve şefkat olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "rahmet" kelimesinin burada müminlerin helakten kurtarılmasını sağlayan "özel ilahi lütuf" anlamına geldiğini vurgular. Arthur Jeffery, kelimenin dini bir terim olarak Süryanicedeki "rahmâ" kavramıyla paralel geliştiğini ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kurtuluşun sadece bir çaba değil, bir "rahmet" (inayet) sonucu gerçekleştiğini vurgulayarak teolojik bir noktaya dikkat çeker.
Ehazeti (Ehazeti / أَخَذَتِ)
Kök: e-h-z. İbn Fâris, bu kökün temel manasının "bir şeyi tutmak, yakalamak ve güçle çekmek" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "ahz" eyleminin burada suçluların iradeleri dışında ansızın yakalanmalarını ve kaçış yollarının kapanmasını ifade ettiğini belirtir. Toshihiko Izutsu, bu fiilin ilahi adaletin "operasyonel" gücünü temsil ettiğini, zalimlerin kendi işledikleri suçların sonucu olan o yıkıcı güç tarafından kıskıvrak yakalandığını analiz eder.
Zalemû (Zalemû / ظَلَمُوا)
Kök: z-l-m. İbn Fâris, bu kökün temel manasının "bir şeyi hakkı olmayan bir yere koymak" ve "karanlık" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "zulüm" kavramını ilahi sınırları (hakkı) aşmak ve mizanı bozmak olarak tanımlar. Toshihiko Izutsu, "zalemû" fiilinin burada kavmin ekonomik ve teolojik sapmalarının kolektif bir nitelemesi olduğunu, azabın bu eylemle ontolojik bir sebep-sonuç ilişkisi kurduğunu ifade eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, zulmü varlığın saflığını bozan bir "karartma" eylemi olarak tahlil eder.
Es-Sayhatu (Es-Sayhatu / الصَّيْحَةُ)
Kök: s-y-h. İbn Fâris, bu kökün temel manasının "bir şeyin yarılması ve yüksek ses" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "sayha" kelimesinin gökyüzünden gelen, insanın işitme ve dayanma gücünü aşan "dehşetli bir ses/çığlık" olduğunu ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, sayhanın Medyen halkı için bir son olduğunu, bunun sıradan bir ses değil, fizyolojik ve mekânsal yıkımı aynı anda gerçekleştiren metafiziksel bir patlama olduğunu analiz eder. Angelika Neuwirth, sayha kavramının Kur'an'da "yaratılış" sesinin (kün) yıkım formuna dönüşmesini temsil eden eskatolojik bir imge olduğunu belirtir.
Asbahû (Asbahû / أَصْبَحُوا)
Kök: s-b-h. İbn Fâris, bu kökün temel manasının "ışık, sabahın belirmesi ve bir halden başka bir hale geçmek" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "isbah" kavramının burada bir durumun kesinlik kazanmasını ve muhatapların sabah vaktine ulaştıklarında içinde bulundukları o "yeni ve feci durumu" ifade ettiğini belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, fiilin kullanımının zamanla sınırlı olmadığını, onların artık geri dönülemez bir şekilde "ölüler" haline geldiklerini tescilleyen bir "durum değişikliği" olduğunu analiz eder.
Diyârihim (Diyârihim / دِيَارِهِمْ)
Kök: d-v-r. İbn Fâris, bu kökün "bir şeyin etrafında dönmek ve yerleşmek" manasına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "dâr" kelimesinin bir topluluğun üzerinde yaşadığı, etrafı sınırlı vatan ve evlerini ifade ettiğini vurgular. Toshihiko Izutsu, bu kelimenin burada Medyenlilerin en güvenli gördükleri "mahrem alanların" bile azaba karşı bir koruma sağlayamadığını gösteren mekânsal bir vurgu olduğunu belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, "kendi yurtlarında" ifadesinin, felaketin onları en konforlu alanlarında yakaladığını resmettiğini ifade eder.
Câsimîn (Câsimîn / جَاثِمِينَ)
Kök: c-s-m. İbn Fâris, bu kökün temel manasının "bir yere yapışıp kalmak ve hareketsizleşmek" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "cüsûm" eylemini diz çöküp yere kapaklanmış bir halde can verme veya bir kuşun olduğu yere çöküp kalması olarak tanımlar. Arthur Jeffery, kelimenin Arapça kökenli olduğunu ve tam bir hareketsizliği ifade ettiğini belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, "câsimîn" nitelemesinin, "sayha"nın etkisiyle insanların oldukları yere yığılıp kaldıklarını, bir daha kalkamayacak şekilde cansız bedenlere dönüştüklerini betimleyen sarsıcı bir final görüntüsü olduğunu analiz eder. Toshihiko Izutsu, bu kelimenin azabın "sonlandırıcı" etkisini ve kavmin varlık sahnesinden silinişini simgeleyen statik bir tablo olduğunu ifade eder.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla