Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Hûd Sûresi, 93. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Hûd Sûresi, 93. Ayet

    وَيَا قَوْمِ اعْمَلُوا عَلٰى مَكَانَتِكُمْ اِنّ۪ي عَامِلٌۜ سَوْفَ تَعْلَمُونَۙ مَنْ يَأْت۪يهِ عَذَابٌ يُخْز۪يهِ وَمَنْ هُوَ كَاذِبٌۜ وَارْتَقِبُٓوا اِنّ۪ي مَعَكُمْ رَق۪يبٌ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Veyâ kavmi-’melû ‘alâ mekânetikum innî ‘âmil(un)(s) sevfe ta’lemûne men ye/tîhi ‘ażâbun yuḣzîhi vemen huve kâżib(un)(s) vertekibû innî me’akum rakîb(un)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      Ey kavmim! Elinizden geleni yapın! Ben de yapacağım! Kimin başına aşağılayıcı bir azap geleceğini ve (böylece) yalancının kim olduğunu yakında öğreneceksiniz! Bekleyin! Ben de sizinle beraber beklemekteyim, dedi.

      Ey kavmim! Elinizden geleni yapın! Ben de yapacağım! Bu beyan ilci anlama gelir. Birincisi, siz kendi dininizde kalın, ben de kendi dinimde kalacağım; nitekim Cenab-ı Hak şöyle buyurdu: "Sizin dininiz size, benimdi nim banadır". Çünkü Şuayb'ın kavmi kendisine şöyle demişlerdi: "Ya seni ve seninle beraber inananları kesinlikle şehrimizden çıkaracağız veya mutlaka dinimize döneceksiniz". İşte o zaman onlara bu cevabı vermişti. Böyle bir cevap, ancak insanların iman etmelerinden tamamen ümit kesildiği sırada verilir. Allah şu ayette de aynı şeyi söylemektedir: "Bizim yaptıklarımız bize, sizin yaptıklarınız size". Bunlara benzer başka ayetler de vardır.

      Elinizden geleni yapın! Ben de yapacağım! Yani bana hile ve tuzak kurmak ve beni öldürmek konusunda elinizden ne geliyorsa yapın, ben de size onu yapacağım. Peygamberlerden bir diğeri de şöyle demişti: "Haydi hepiniz bana tuzak kurun, bana aman vermeyin!" "Bekleyin öyleyse! Şüphesiz ben de sizinle beraber bekleyenlerdenim!"

      Yakında öğreneceksiniz! Yani sonunda kimin başına aşağılayıcı bir azap geleceğini yakında göreceksiniz. Bu, bir tehdit cümlesidir. Yahut sonunda bizlerden kimin başına aşağılayıa bir azap geleceğini yakında göreceksiniz; bizim başımıza mı, yoksa sizin başınıza mı? Ve yalancının kim olduğunu; yani bizlerden kimin yalancı olduğunu da sonunda göreceksiniz; biz mi, yoksa siz mi? Çünkü ilci taraftan her biri, karşı tarafın yalancı olduğunu ve Allah'a iftira ettiğini iddia ediyordu. İşte bunun üzerine, sonunda bizlerden yalancı olan ve Allah'a iftira edenle doğru söyleyeni yakında göreceksiniz, dedi.

      Bekleyin! Ben de sizinle beraber beklemekteyim. Yani benim ölmemi bekleyin, ben de sizin helakinizi bekleyeceğim. Yahut akıbetin hangimizin, sizin mi yoksa bizim mi lehimize olacağını bekleyin! Ben de sizinle beraber beklemekteyim. En doğrusunu Allah bilir.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Kavmi (Kavmî / قَوْمِ)

        Kök: k-v-m. İbn Fâris, bu kökün temel manasının "ayağa kalkmak, dikilmek ve süreklilik" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "kavm" kelimesinin bir araya gelmiş, ortak bir amaç veya bağ ile birbirine kenetlenmiş insan topluluğunu ifade ettiğini, buradaki iyelik ekinin ise peygamberin onlarla olan toplumsal ve kabilevi bağını vurguladığını belirtir. Toshihiko Izutsu, bu hitabın peygamber-toplum ilişkisindeki son "uyarı" aşamasını temsil ettiğini, Şuayb peygamberin onlara kendi kimlikleri üzerinden seslenerek sorumluluklarını hatırlattığını ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu nidanın Şuayb peygamberin kavmine karşı duyduğu son merhametli yöneliş ve teolojik bir ayrışma öncesi yapılan samimi bir çağrı olduğunu analiz eder.

        İ'melû (İ'melû / اعْمَلُوا)

        Kök: a-m-l. İbn Fâris, bu kökün temel manasının "bir şeyi yapmak, ortaya koymak ve eylemde bulunmak" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "amel" kelimesinin rastgele bir hareket değil, bir amaç ve irade doğrultusunda yapılan eylemi temsil ettiğini vurgular. Ayetteki emir kipini tahlil eden Toshihiko Izutsu, bunun gerçek bir emir değil, muhatapların inkardaki ısrarlarına karşı söylenen bir "tehdit" ve "meydan okuma" (tahaddi) dili olduğunu belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu ifadenin "Elinizden geleni ardınıza koymayın" manasında, muhatabın iradesini serbest bırakan ama sonucuna dair sarsıcı bir ihtar içeren edebi bir vurgu olduğunu ifade eder.

        Mekânetiküm (Mekânetiküm / مَكَانَتِكُمْ)

        Kök: k-v-n. İbn Fâris, bu kökün "oluş, yerleşme ve bir şeyin sabitlenmesi" ile ilişkili olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "mekâne" kelimesinin sadece fiziksel bir yeri değil, bir kişinin sahip olduğu imkanları, gücü, sosyal statüyü ve kapasiteyi de kapsadığını ifade eder. Toshihiko Izutsu, bu kelimenin muhatapların mevcut ahlaki ve sosyal konumlarını (status quo) temsil ettiğini belirtir. Prof. Dr. Sadık Kılıç, mekâneti ontolojik bir "konumlanış" olarak tahlil eder; insanın kendi iradesiyle seçtiği ve içinde ısrar ettiği o varoluşsal zemin üzerindeki eylemleridir.

        Âmilun (Âmilun / عَامِلٌ)

        Kök: a-m-l. İbn Fâris, amel kökünün iş ve eylem üretmek manasına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "âmil" kelimesinin bir işi bizzat üstlenen ve gerçekleştiren özne olduğunu ifade eder. Toshihiko Izutsu, Şuayb peygamberin kendisi için "Ben de yapmaktayım/yapacağım" demesinin, kavminin eylemleriyle kendi peygamberlik misyonu arasındaki mutlak kopuşu ve zıtlığı mühürleyen teolojik bir beyan olduğunu belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu kelimenin peygamberin davasındaki kararlılığını ve muhatapların tepkilerinden bağımsız olarak kendi yoluna devam edeceğini gösteren bir "istikamet" dili olduğunu analiz eder.

        Sevfe Ta'lemûne (Sevfe Ta'lemûne / سَوْفَ تَعْلَمُونَ)

        Kök: s-v-f ve a-l-m. İbn Fâris, "sevfe" edatının gelecek zamanı pekiştirdiğini, "ilm" kökünün ise belirginlik ve kesin bilgi manasına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, buradaki bilme eyleminin, zamanı geldiğinde gerçeğin tüm çıplaklığıyla (yakîn) ortaya çıkması sonucu oluşacak sarsıcı bir farkındalık olduğunu ifade eder. Toshihiko Izutsu, bu kalıbın Kur'an'ın yargı (hüküm) dilinde merkezi bir yer tuttuğunu ve ertelenen ilahi adaletin kaçınılmaz vuku bulma anına işaret ettiğini belirtir.

        Azâbun Yuhzîhi (Azâbun Yuhzîhi / عَذَابٌ يُخْزِيهِ)

        Kök: a-z-b ve h-z-y. İbn Fâris, azabın "men etmek/elem vermek", hızy'in ise "zillet ve rüsvaylık" manasına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "yuhzîhi" fiilinin, kişinin kibrini kıran ve onu toplumsal/manevi olarak aşağılayan bir rezilliği temsil ettiğini vurgular. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, Medyen halkının kendi zenginlik ve mevkileriyle övünmelerine karşılık, onları "rezil edecek" bir azabın zikredilmesinin, ahlaki bir dengeleme (cezai karşılık) olduğunu ifade eder. Toshihiko Izutsu, bu nitelemenin azabın sadece fiziksel acı değil, aynı zamanda ontolojik bir "itibar kaybı" yarattığını simgelediğini belirtir.

        Kâzibun (Kâzibun / كَاذِبٌ)

        Kök: k-z-b. İbn Fâris, bu kökün temel manasının "gerçeğin zıddı, yalan ve asılsızlık" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "kizb" kavramını sözün vakıaya uygun olmaması şeklinde tanımlar. Toshihiko Izutsu, bu kelimenin Kur'an'ın değerler sisteminde sadece ahlaki bir kusur değil, peygamberin mesajını kasten yalanlayan teolojik bir "inkar" biçimi olduğunu vurgular. Prof. Dr. Sadık Kılıç, kâzib nitelemesini ontolojik bir "sahtelik" olarak tahlil eder; zira yalancı, hakikatin zıddına sığınarak kendi varlığını temelsiz bir zemine inşa etmektedir.

        İrtekibû (İrtekibû / ارْتَقِبُوا)

        Kök: r-k-b. İbn Fâris, bu kökün temel manasının "bir şeyi yüksekten gözetlemek, beklemek ve korumak" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "irtikâb" eyleminin dikkatle ve bir sonuç bekleyerek gözetlemek anlamına geldiğini ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu emrin artık diyaloğun bittiği, sözün tükendiği ve tarafların ilahi hükmün infazını beklemeye geçtiği o kritik "final" anını resmettiğini belirtir. Angelika Neuwirth, bu kelimenin anlatıda gerilimi zirveye taşıyan edebi bir bekleyiş (suspense) unsuru olduğunu vurgular.

        Rakîbun (Rakîbun / رَقِيبٌ)

        Kök: r-k-b. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının gözlemci ve bekçi olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "Rakîb" sıfatının her şeyi tüm detaylarıyla müşahede eden ve hiçbir şeyi kaçırmayan otoriteyi temsil ettiğini vurgular. Toshihiko Izutsu, Şuayb peygamberin "Ben de sizinle beraber beklemekteyim" demesinin, ilahi adaletin tecelli edeceği ana duyduğu tam güvenin ve sarsılmaz tanıklığının bir ifadesi olduğunu belirtir. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu kelimeyi ontolojik bir "şahitlik" olarak görür; peygamber, ilahi nizamın nasıl işlediğini bizzat müşahede eden bir "rakîb" konumundadır.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X