وَاسْتَغْفِرُوا رَبَّكُمْ ثُمَّ تُوبُٓوا اِلَيْهِۜ اِنَّ رَبّ۪ي رَح۪يمٌ وَدُودٌ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Hûd Sûresi, 90. Ayet
Daralt
X
-
Rabb'inizden bağışlanmayı dileyin, sonra O'na tövbe edin. Muhakkak ki Rabbimin merhameti ve sevgisi boldur.
Rabb'inizden bağışlanmayı dileyin. Yani Rabb'inizden mağfiret talep edin, daha doğrusu Rabb'inizin bağışlamasını sağlayacak bir vesile isteyin; bundan maksat tevhit inancıdır. Sonra O'na tövbe edin; yani O'na dönün, daha önce içinde bulunduğunuz hale dönmeyin. O'na tövbe edin cümlesi, O'na öyle bir dönüş yapın ki, bir daha asla daha önce yaptıklarınıza iltifat etmeyin, anlamındadır.
Muhakkak ki Rabbimin merhameti boldur, kendisine dönenlere merhamet buyurur. O'nun sevgisi de boldur. Buradaki "vedud" (وَدُودٌ) kelimesi iki manaya gelebilir. Birincisi, sevilmesi haktır anlamına gelebilir, çünkü her şey ve her türlü güzellik O'ndan gelmektedir, insanlar da kendisine iyilik yapanı sevecek tabiatta yaratılmışlardır. İkincisi, kendisine tevessülde bulunan ve yaklaşmaya çalışanı sever anlamına gelir.
Yorumu Yorumla
-
Vestağfirû (وَاسْتَغْفِرُوا)
Sözcüğün kökeni ğayn-fe-ra köküne dayanır. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "bir şeyi örtmek, gizlemek ve korumak" olduğunu belirtir; savaşçıların başlarını koruyan "miğfer" (mifğer) kelimesi de bu köktendir. Râgıb el-İsfahânî, "istiğfar" kavramını kulun işlediği günahların kirinden ve sonuçlarından korunmak için ilahi örtüye sığınması olarak tanımlar. Toshihiko Izutsu, bu kelimenin Kur'an'ın etik yapısında "günah" (zenb) kavramının zıddı olarak konumlandırıldığını; istiğfarın sadece dilsel bir af dileme değil, insanın Allah ile olan ilişkisindeki o "korunma" (protection) ihtiyacının epistemolojik bir itirafı olduğunu belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, istiğfarın Medyen kıssasındaki bağlamını tahlil ederek; bunun toplumsal yozlaşma ve haksız kazanç kirlerinden arınmak için yapılan bir "ahlaki rehabilitasyon" çağrısı olduğunu vurgular.
Rabbeküm (رَبَّكُمْ)
Sözcüğün kökeni ra-be-be köküne dayanır. İbn Fâris, bu kökün temel manasının "bir şeyi sahiplenmek, onu ıslah etmek, geliştirmek ve kemale erdirmek" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "Rabb" isminin bir şeyi adım adım olgunlaştırarak nihai amacına ulaştıran "eğitici ve yönetici" otoriteyi temsil ettiğini ifade eder. Toshihiko Izutsu, Rabb kavramının cahiliye dönemindeki "efendi-köle" (rabbu'l-beyt) ilişkisinden Kur'an'ın "Mutlak Otorite" (The Lord) tasavvuruna geçişteki semantik gücünü vurgular. Prof. Dr. Sadık Kılıç, "Rabb" kelimesini ontolojik bir "bakım ve idame" sıfatı olarak tahlil eder; varlığın her an ilahi bir ilgi ve nizam altında tutulduğunu simgeler.
Tûbû (تُوبُوا)
Sözcüğün kökeni te-ve-be köküne dayanır. İbn Fâris, bu kökün temel manasının "geri dönmek" (rücu) olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "tevbe" kavramını kulun iradesini yanlış yoldan (günahtan) çekip, asli fıtratına ve ilahi rızaya doğru "istikamet değiştirmesi" olarak tanımlar. Toshihiko Izutsu, tevbenin Kur'an'ın dinamik ahlak yapısındaki merkezi rolüne dikkat çekerek; bunun durağan bir pişmanlık değil, insanın ontolojik yönelimini (orientation) Allah'a doğru yeniden hizalaması olduğunu belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, ayette istiğfardan sonra tevbenin zikredilmesini; önce günahın kirinden temizlenmeyi (istiğfar), ardından temiz bir niyetle hayata yeniden başlamayı (tevbe) ifade eden "çift aşamalı bir ahlaki dönüşüm" olarak analiz eder.
Rahîmun (رَحِيمٌ)
Sözcüğün kökeni ra-ha-mim köküne dayanır. İbn Fâris, bu kökün temel manasının "yumuşaklık, şefkat ve acıma duygusu" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "Rahîm" sıfatını Allah'ın müminlere yönelik özel, sürekli ve sonuç odaklı merhameti olarak tanımlar. Arthur Jeffery, kelimenin dini bir terim olarak Süryanicedeki "rahmâ" ve İbranicedeki "rahum" kavramlarıyla semantik bir süreklilik arz ettiğini ve Kur'an'ın bu kavramı ilahi inayetin bir yansıması olarak kullandığını belirtir. Prof. Dr. Sadık Kılıç, Rahîm sıfatını ontolojik bir "kucaklama" olarak tahlil eder; zira Allah'ın rahmeti varlığın her hücresine sirayet eden canlı bir lütuftur.
Vedûd (وَدُودٌ)
Sözcüğün kökeni vav-dal-dal köküne dayanır. İbn Fâris, bu kökün temel manasının "sevgi, dostluk ve bir şeyi arzulamak" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "vüdd" kavramını "hubb" (sevgi) kelimesinden daha ileri bir seviye olarak; içinde hem saf sevginin hem de bu sevginin dışa vurulmuş halinin (dostluk) bulunduğunu ifade eder. Toshihiko Izutsu, "Vedûd" isminin Allah ile insan arasındaki "duygusal bağın" en üst noktası olduğunu; Allah'ın sadece "Seven" (Muhib) değil, aynı zamanda mahlukatına olan sevgisini her an izhar eden ve kulları tarafından çokça sevilen bir "Dost" olduğunu vurgular. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu ismin "Rahîm" ile birlikte kullanılmasını; ilahi adaletin sadece bir "ceza-ödül" mekanizması olmadığını, aksine temelinde "aşkın bir merhamet ve sevgi"nin (Vedûd) yattığını gösteren teolojik bir zirve noktası olarak analiz eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, Vedûd sıfatını varoluşun "sevgi mayası" olarak tahlil eder; her yaratılış eylemi ilahi bir "vüdd" tecellisidir.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla