Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Hûd Sûresi, 89. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Hûd Sûresi, 89. Ayet

    وَيَا قَوْمِ لَا يَجْرِمَنَّكُمْ شِقَاق۪ٓي اَنْ يُص۪يبَكُمْ مِثْلُ مَٓا اَصَابَ قَوْمَ نُوحٍ اَوْ قَوْمَ هُودٍ اَوْ قَوْمَ صَالِحٍۜ وَمَا قَوْمُ لُوطٍ مِنْكُمْ بِبَع۪يدٍ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Veyâ kavmi lâ yecrimennekum şikâkî en yusîbekum miślu mâ esâbe kavme nûhin ev kavme hûdin ev kavme sâlih(in)(c) vemâ kavmu lûtin minkum bibe’îd(in)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      Ey kavmim! Sakın bana karşı muhalefetiniz sizi, Nuh kavminin veya Hûd kavminin yahut Salih kavminin başlanna gelenlerin benzeri bir musibetin başınıza gelmesine sebep olacak günahlar işlemeye sürüklemesin! Lût kavmi zaten sizden uzak değildir.

      Ey kavmim! Sakın bana karşı muhalefetiniz sizi, Nuh kavminin veya Hud kavminin yahut Salih kavminin başlarına gelenlerin benzeri bir musibetin başınıza gelmesine sebep olacak günahlar işlemeye sürüklemesin! Daha önce belirttiğimiz üzere Nuh kavmi boğularak helak edilmiş, Hud kavmi şiddetli bir bora ile, Salih kavmi de müthiş bir gürültü (sayha) ile helak edilmişlerdi. Bazıları şöyle dedi: "La yecrimenneküm" (لَا يَجْرِمَنَّكُمْ) sizi sevketmesin demektir. "Şikaki" (شِقَاقِي) de bana muhalefet etmeniz anlamına gelir. Yani bana olan muhalefetiniz yüzünden, onların başlarına gelenlerin benzeri bir musibet sizin de başınıza gelmesin. Bazıları da şöyle söyledi: (لَا يَجْرِمَنَّكُمْ) fiili, sizi günah işlemeye sevketmesin demektir. "Şikaki" (شِقَاقِي) de bana olan düşmanlığınız anlamına gelir. Yani bana olan düşmanlığınız, onların başlarına gelenlerin benzeri bir musibetin sizin de başınıza gelmesine sebep olacak günahlar işlemeye sevketmesin! Şöyle de söylenmiştir: "La yecrirnenneküm" (لَا يَجْرِمَنَّكُمْ) fiili, size bana düşmanlık fıkrini kazandırmasın demektir. Hasan-ı Basri şöyle dedi: "Şikaki" (شِقَاقِي) sözcüğü, benim zarara uğratılmam manasına gelir. Ancak bunların hepsi de aynı manaya gelir. Çünkü düşmanlık tezahür edince, muhalefet, nefret ve zarar vermek de ortaya çıkar. Dolayısıyla zikredilen bu anlamların hepsi aynı şeyi ifade eder. Cürmün aslı, günah ve onu iktisap etmektir.

      Sonra Hz. Şuayb'ın onları diğer ümmetlerin helakiyle korkutmasının iki sebebi vardır. Birincisi, Şuayb'ın kavmi ölümden sonra dirilmeye ve kıyamete inanmıyordu, bundan dolayı onları geçmiş ümmetlerin helakiyle korkuttu; çünkü eğer ölümden sonra dirilme ile korkutsaydı, bu onlarda hiçbir korku duygusu meydana getirmezdi, çünkü tekrar dirilmeye inanmıyorlardı. İkincisi, onlar babalarını taklit ettikleri ve putlara tapmak konusunda onlara tabi oldukları için kendilerini geçmiş ümmetlerle korkutmuştu, sanki şöyle diyordu: Siz babalarınızı taklit ediyor ve putlara tapmak konusunda onlara tabi oluyorsunuz, geçmiş ümmetler de babalarına tabi olmuşlardı. Onların putlara tapmaları ve peygamberleri yalanlamaları sebebiyle helak edildiklerini siz de biliyorsunuz; bu durumda siz de babalarınızı taklit edecek olursanız, onları taklit etmeniz ve onlara tabi olmanız yüzünden o insanların başlarına gelen musibetler sizin de başınıza gelmez mi? Yahut şöyle diyordu: Siz, putlara tapan babalarınızı taklit ediyorsunuz, halbuki onlar helak edilmişlerdir; öyleyse putlara tapmayıp kurtulan babalarınızı neden taklit etmiyorsunuz? Üstelik onlardan helak olanların neden helak edildiğini, kurtulanların da niçin kurtulduklarını biliyorsunuz ... En doğrusunu Allah bilir.

      Lût kavmi zaten sizden uzak değildir. Yani eğer geçmiş ümmetleri unuttunuz ise, Lut kavminin başına geleni unutmazsınız, çünkü onlar sizden uzak bir yerde değildiler.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Lâ yecrimenneküm (لَا يَجْرِمَنَّكُمْ)

        Sözcüğün kökeni ce-re-me harflerine dayanır. İbn Fâris, bu kökün temel manasının "bir şeyi kesmek" olduğunu, sonradan "bir şeyi kazanmak veya bir suça sürüklemek" anlamlarını kazandığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "cürm" kavramını meyveyi dalından koparmak (kesmek) eyleminden hareketle, kişiyi haktan koparan ve günaha sevk eden iradi yönelim olarak tanımlar. Ayetteki kullanımı tahlil eden Toshihiko Izutsu, bu fiilin peygamber ile kavmi arasındaki derin çatışmada bir "incitme ve kışkırtma" unsuru olarak işlev gördüğünü belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, "Size olan düşmanlığım/ayrılığım sizi sakın günaha sürüklemesin" ihtarını, kişisel duyguların ilahi hakikatle olan bağı koparmaması gerektiğini hatırlatan psikolojik bir sınır çizgisi olarak analiz eder.

        Şikâkî (شِقَاقِي)

        Sözcüğün kökeni şe-ke-ke harflerine dayanır. İbn Fâris, bu kökün temel manasının "yarmak, parçalara ayırmak ve bir şeyin yarısı (şık)" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "şikâk" kavramını tarafların her birinin diğerinden ayrı bir "şık"ta (tarafta) yer alarak birbirine zıt düşmesi, muhalefet etmesi ve düşmanlık beslemesi olarak tanımlar. Toshihiko Izutsu, bu kelimenin Kur'an'ın "iman-küfür" kutuplaşmasında merkezi bir yer tuttuğunu; peygamberin mesajına karşı sergilenen o "mutlak bölünme" ve "kopuş" halini temsil ettiğini ifade eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, şikâkı ontolojik bir "parçalanma" olarak görür; hakikatten sapan bireyin, bütünlükten ayrılarak kendi karanlık tarafında (şakk) mahsur kalmasıdır.

        En yusîbeküm (أَنْ يُصِيبَكُمْ)

        Sözcüğün kökeni sad-vav-be harflerine dayanır. İbn Fâris, bu kökün temel manasının "bir hedefe isabet etmek" ve "yukarıdan aşağıya inmek" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "isabet" kavramını kaçınılması imkansız olan, tam hedefini bulan bir olayın vuku bulması olarak tanımlar. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, ayette azabın onlara "isabet etmesi" uyarısının, suçun işlendiği andan itibaren cezanın bir "ok" gibi hedefine doğru yola çıktığını hissettiren sarsıcı bir teolojik kesinlik taşıdığını analiz eder. Toshihiko Izutsu, bu kelimenin ilahi adaletin fiziksel alemde tezahür edişindeki "isabetli zamanlamayı" simgelediğini belirtir.

        Misle (مِثْلَ)

        Sözcüğün kökeni me-se-le harflerine dayanır. İbn Fâris, bu kökün temel manasının "benzerlik, eşlik ve bir şeyin örneği" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "misil" kavramını nitelik ve nicelik bakımından tam bir benzerliği ifade etmek için kullanır. Angelika Neuwirth, "misle mâ esâbe" (onların başına gelenin benzeri) ifadesinin Kur'an'ın "tarihsel tipoloji" (historical typology) anlayışını yansıttığını belirtir. Neuwirth'e göre bu kelime, tarihin bir tekerrürden ibaret olduğunu ve aynı suçların aynı "misil"de cezaları doğuracağını gösteren yapısal bir uyarıdır.

        Kavme Nûhin (قَوْمَ نُوحٍ) / Kavme Hûdin (قَوْمَ هُودٍ) / Kavme Sâlihin (قَوْMَ صَالِحٍ)

        Özel isimlerden oluşur. Arthur Jeffery, Nuh, Hud ve Salih isimlerinin Kur'an'ın peygamberler silsilesinde kadim ve helak edilmiş toplulukların sembolleri olarak yer aldığını belirtir. Angelika Neuwirth, bu isimlerin peş peşe zikredilmesinin anlatıda "tarihsel birikim" (historical accumulation) etkisi yarattığını; her bir kavmin felaketinin, mevcut muhataplar için artan bir tehdit unsuru olarak kurgulandığını analiz eder. Toshihiko Izutsu, bu kavimlerin "isyan ve helak" tipolojileri olarak Kur'an'ın semantik dünyasında dondurulmuş ibret tabloları olduğunu ifade eder.

        Vemâ kavmu Lûtin minküm biba’îd (وَمَا قَوْمُ لُوطٍ مِّنكُم بِبَعِيدٍ)

        Bu cümle be-ayn-dal köküne dayanan "ba'îd" (uzak) kelimesiyle mühürlenir. İbn Fâris, bu kökün temel manasının "yakınlığın zıddı olan mesafe ve helak" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "ba'îd" kelimesinin burada hem mekânsal hem de zamansal bir yakınlığa işaret ettiğini; Lût kavminin başına gelenlerin henüz taze olduğunu ve coğrafi olarak yakınlığını ifade ettiğini vurgular. Gabriel Said Reynolds, Lût kavmiyle kurulan bu "yakınlık" (ba'îd olmama) ilişkisinin, muhatapların zihninde en güncel ve en somut korkuyu tetiklemek için kullanıldığını belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu ifadenin bir "coğrafi nirengi" olduğunu, Medyen ve Mekke halkının ticaret yolları üzerinde Lût kavminin kalıntılarını bizzat gördüklerini, dolayısıyla azabın "uzağında" olmadıklarını ihtar eden sarsıcı bir realizm taşıdığını analiz eder.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X